FAZİLET KUNDURA

Konya’da Kapu camii meşhurdur. Önemli bir buluşma noktasıdır.

Eski Konya Kalesinin kapılarından birisinin yanında bulunduğundan,  Kapu Camisi ismi ile tanınmıştır. Camiyi Mevlâna’nın torunlarından Postnişin Hasanoğlu Şeyh Hüseyin Çelebi , 1658 yılında yaptırmıştır.

Caminin batı kapısını arkanıza alın, sağ tarafınıza şadırvan düşer. Karşıda  tek sıra dükkanlar. Dükkanların arkasında ise ince bir sokak. Bu sokağa girince hemen sağda Konyalıların bildiği meşhur çaycı vardır. Özellikle Ramazan akşamları dolar taşar. Çaycıyı geçer geçmez sağ kolunuzun üstünde küçük bir dükkan. Camında Fazilet Kundura yazar. İşte burası benim de okuldan arkadaşım Musa’nın ekmek teknesidir.

Musa ayakkabı tamir eder. Sabah erkenden gelir, besmele ile dükkanını açar ve akşama kadar tezgahının başında ona emanet edilen pabuçlarla hasbihal eder. Tezgahı camın kenarındadır. Kapıdan girince hemen sağda. Ayakkabılarınızı beklerken,  Musa’nın karşısında oturursunuz.  Musa ,önce çayınızı söyler ardından çekiç ve dikiş sesleri eşliğinde sizinle sohbet eder.  Dizlerinde kalın bir bez, etrafında müştemilatı ve hemen her yerde plastik poşetler içinde çeşit çeşit ayakkabı. Tezgahın hemen karşı sağında ise tamir edilip elden geçirilmiş ayakkabılardan oluşan ikinci el reyonu.  Dükkan dedimse Konyalılar bilir, bedesten içinde neredeyse 7-8 metrekarelik küçücük bir oda.

Yazın kapısı hep açıktır dükkanın. Kış gelince ise kapalı kapı kolunu aşağı doğru çevirip içeri girince de tekrar örtmeniz gerekir. Ne de olsa serttir Konya’nın kışı.

Musa gireni güler yüzle karşılar. Verdiğiniz selamı yüksek sesle ve ilk hecesini vurgulayarak alır. Aleykum derken sanki l harfi  iki defa çıkar ağzından. Alleykümün ardından selam derken de a harfi uzar ve sanki m harfi utangaçtır da kaçmasın diye uzayıp onu da yanına getirir.

Musa der ki, abi bir ayakkabıyı elime aldığımda giyenin hikayesini görürüm onda. Ayakkabılar hem kendi yaşadıklarını hem de onu giyenin başından geçenleri  biriktirir içinde. Giyilmeyen ayakkabılar küser ve kendini çabuk bırakır. Ayakkabıları sokağın tozları besler.

Bu yazıyı yazmamım ana sebebi ise Musa’nın şükrü. Ne zaman sorsam hep çok şükür der. Elhamdülillah. Bugünümüze şükür. Şükür sözcüğünü en çok ondan duyarım. Kanaatkardır Musa. Babadan kalma işinden hiç şikayet etmez.

İçim daralsa, dertlensem biraz, hırs gözüme perde çekse hemen Musa’nın dükkanına adımlarım.

Musa ile aynı şehirde yaşamak umut verir bana hep.  Onu görünce ,Hz Mevlana’nın, Sadreddin-i Konevi’nin, Şems’in ve daha nice erenlerin ayaklarının tozu, yüreklerinin özü hala aramızda derim içimden.

Geçen yıl Hacca da gitti Musa. Geç de olsa mübarek olsun demek için uğradım. Allah Haccını mübarek kılsın konuşması yaparken, Aziz Mahmut Hüdai kıssasındaki Eskici Baba geldi aklıma. O hikayeyi yazmak için yerim dar burada. O da size merak kalsın.

Yolunuzu Kapu Camii civarına düşürüp Musa’ya uğrayın. Benden de selam söyleyin.

Varolasın Musa.

Umarım habersizce yazdığım bu satırlar için bana kızmazsın.

 

Reklamlar