ALNIMIZ LEKELİ!


O gün bütün yüzler, diri ve tüm varlıkları gözetip yöneten Allah’ın karşısında öne eğiktir. Sırtında zulüm yükü taşıyanlar perişan olmuşlardır. (Taha. 111)

İskenderun ve Uluslar arası sularda hem Türkiye’ye hem insanlığa son derece menfur bir saldırıyla Pazartesi sabahına uyandık.

Beklenmedik bir şey değildi. Fakat yine de acaba mı dedik? İyi olmasını umduk. Her gün her sabah iyi şeyler duymak iyi şeyler konuşmak için uyanıyoruz. Bu bizim hayatla ilgili kendimizi kandırmacamızdan ibaret. Kutsal metinleri, eskilere ait hikayeleri okurken çoğu zaman bunların bir daha olmayacağını umarak okuruz hep. Onlar eskilere ait hikayeler ve masallardan ibaretmiş gibi gelir. “Sizden öncekilerin başına gelenler sizlerin de başına gelmeden cennete girebileceğinizi mi sanıyorsunuz?” ilahi hitabını her duyduğumda hem ürker hem de merak ederim. Bu yaşam, hepimizin yaşamı, iyiler ve kötülerin savaşı olacak. Artık bunu kanıksamalıyız.

İstesek de istemesek de ya zalimin ya mazlumun, ya iyinin ya kötünün yanında olacağız. Safımızı belirlemek zorundayız.

Artık yaşımız büyüdü. Yaşamın örgü ören teyzeler, gazete okuyan babalar, masal anlatan ninelerden oluşan ilkokul kitap resimlerinden ibaret olmadığını öğrenmemiz için daha neyi duymaya, neyi bilmeye ve görmeye ihtiyacımız var?

Adının İsrail olması, PKK olması, başka bir terör örgütü, gurup, kişi ne fark eder? Ya da bir mahalle çetesi yapılan her zulüm sırtlarına bir yük olarak yüklenecek ve günü gelince başlarını önlerine eğdirecektir. Bu muhakkaktır.

Şimdi TV lerde konuşulanları dinliyorum bir yandan da. Konuşulanlara bakınca nasıl içeriden de kuşatıldığımızı üzülerek görüyorum. Tarihin her döneminde zalimler yandaşlarıyla yapabilirler zulümlerini. Feraset sahibi olmayanlar ve yandaşlar zalimin de haklı olduğuna dair söylemler irad ediyorlar şimdi. İsimleri bizden zalimler bunlar.

Yine bu yüzden dolayı da uyarıldık daha önce: Ey iman edenler! Size bir fasık bir haber getirirse, bilmeyerek bir topluluğa zarar verip yaptığınıza pişman olmamak için o haberin doğruluğunu araştırın. (Hucurât Sûresi. 6)

Acımız gerçekten de büyük. Etrafımızda tüm bunlar olup biterken enerjimizi nelerle harcayacağız? Komşularımızla, ailemizle, kardeşlerimizle, falan ya da filan gurup, parti…çatışmaya, çekişmeye devam mı edeceğiz?

Kürt kardeşlerime de çağrım olacak, İskenderun ve benzeri olaylardaki ilintiyi gözden kaçırmasınlar. Kendi aramızdaki sorunları çözmenin yol ve yöntemlerini eğer beraber bulamazsak bunu bedelini birlikte öderiz. Zalim İsrail yandaşlarına da sözüm var. Gülünç duruma düşüyorsunuz. Bu zulmün altında siz de kalacaksınız bundan emin olun. Zulüm sizin de başınızı önünüze eğdirecek. Zalimler şimdi beni duymazlar. Ama yine de söyleyim: kazdığınız kuyuda boğulacaksınız. Sizden öncekiler gibi.

O gemilerde kahramanca yol alan tüm insanlar aslında insanlığı kurtarıyorlar ve yüzümüzdeki kara lekeyi temizliyorlardı.

Hem Gazze’de hem de dünyanın tüm karanlık köşelerinde insanlar zulüm gördüğü sürece kirliyiz. Alınlarımız lekeli.

Şimdi Gazze gemisinden kurtulan bir arkadaşı dinledim, yeni gelmiş havalimanına. Keşke şehit olanlardan olsaydım dedi.

Eğer bu lekeyi kendi kendimize temizleyemezsek zalimin de mazlumun da yaratıcısı kendi yöntemiyle temizleyecektir bundan eminim. Korkum asla zulmedilmeyecek olan günde,alnı lekeli olarak, başı önde hesaba çekilmek.

Vakit geçirmeden tarafımızı seçelim.

Allah’ım sen gülleri ve sessiz harfleri koru.

Dr Faik Özdengül

Reklamlar

ISIT ELLERİMİ!


Ruhum yeniden üşümeye hazır gibi, bak titremeye bile başladı sanki. Bedenim daraldı ama yetmedi korumaya. Bir yerlerden içime soğuk giriyor ama nereden?

Baş etmek zor, güçsüz oluşuma rağmen dayanmak kocaman bir mecburiyetmiş gibi dikiliyor karşımda. Sinirimi bozuyor bazen.

“Hissettiğin o yüce duygu ne senden ne de sevdiğinden. O’nun lütfu bil, öyle taşı, göreceksin yükün hafifleyecek.” diye yazmış gönderdiği mesajda. Halbuki daraldığımdan haberi yoktu, bir kez daha hissetmiş olmalı. İlk defa olsaydı şaşırırdım gerçekten ama böyle hiç düşünmeden, çaba sarf etmeden yerli yerine koyuşu dostluğunu, ne ilk ne de son olacak. Halden anlayan gibisi yok.

Seni de dinleyen biri var mı yanında? Ağır yükünün bir tarafından omuzlayan? Gününün iyi mi kötü mü geçtiğini telefondaki sesinden anlayan? Anlatmak istemesen de ısrarla soran? Yine de dirensen, koşup görmeye gelen? Aman bırakayım, kendi kendine halleder nasılsa mı diyorlar yoksa?

Neden bu kadar kayıtsızlar? Benim derdim bana yeter diyip en yakınındakini kendi haline bırakmak işlerinin yolunda gitmesine yetiyor mu? Yoksa sahil-i selamet çok uzak göründü de gözlerine, sıkıntılar denizinde yüzenleri seyretmekten keyif almayı mı öğrendiler? Herkes kendisi dinlensin, kendisi anlaşılsın istiyor değil mi?

Oysa bir kez de sen başlamaya niyet etsen kulaklarını tıkalı görüp vazgeçiyorsun..

Ağlayabiliyor musun hala? “Bir insan en çok ağlarken güzeldir.” diyor ya şiirde(İlhami Çiçek), seni ağlarken görmeyi çok isterdim. Ağlatana şükürler gönderirdik, ellerimizde ellerini hisseder daha çok ağlardık.

“içimden dedim beraber yürüyelim olur mu?
varsın gemilerimizi taşıyamasın sular
varsın yarı yolda uyuya kalsın
bize gönderilen bahar.

içimden dedim beraber yürüyelim olur mu
varsın gölgemiz olsun hüzün
dilediği gibi uzatsın can evimize ayaklarını
varsın annemiz olsun tütün
hayat daha sert vursun yumruklarını.

içimden dedim ilmeği kaçmış bir hayat bizimkisi
nedir alnımızdan öpmek için izimizi süren
kalmış mıdır kalesi düşmüş bir şehrin cazibesi
nedir yalnız bize yakışan bu serüven.

bu serüven ki
bizden biri yaptı sırtımızdaki hançeri
ve terk etti bizi huzur denen sevgili
kalakaldık, şaşkınlığın avuçlarında
billur bir kuş gibi.

içimden dedim gömülü bir ırmağın yalnızlığıdır bu,
beraber yürüyelim olur mu?”(İbrahim Tenekeci)

Şimdi ruhumun ısınmaya ihtiyacı var. Güneşe yüzünü dönmesi gerek.

Nasıl?

“Birisi sana; “Güneş nasıldır?” diye sorarsa, ona yüzünü göster de; “Tıpkı böyledir!” de! Eğer sana ay’dan bahsederse, damın üstüne çık, ona seslen; “Tıpkı böyledir!”de!

Kim peri kızı görmek isterse, ona yüzünü göster; miskten bahsederse, saçlarını çöz; “İşte böyledir!” de!

Kim sana; “Acaba ay bulutların içinden nasıl sıyrılır çıkar?” diye sorarsa, kaftanının düğmelerini birer birer, yavaşça çöz, ona kendini göster de; “Tıpkı böyle çıkar!” de!

Birisi sana; “Acaba Hz. İsa ölüyü nasıl diriltti?” diye sorarsa, dudaklarını uzatıp onun önünde bize bir öpücük ver ve; “işte böyle diriltti!” de!

Kim; “Acaba aşk şehidi nasıl olur?” diye sorarsa, ona bizi, bizim canımızı göster ve; “Tıpkı böyle olur!” de!

“Can bedenden ayrıldıktan sonra nasıl olur da geri gelir ve tekrar bedene girer!” inancını inkar edenlere karsı, gel, evimize gir de; “İşte böyle olur diye göster!

Her nerede olursa olsun, bir aşk feryadı duyarsanız, Allah hakkı için biliniz ki, o feryad bizim hikayemizdir, bizim feryadımızdır! “Bizim feryadımız, iste böyledir!” demektir!

Dostun vuslat sırrını seher rüzgarından başka kimseye açmadım, söylemedim! Seher rüzgarı da, kendi sırrının safası yüzünden; “Evet” dedi; “Tıpkı böyledir!”(Divan-Kebir)

Ruhunu ısıtmak istiyorsun, ellerin soğuk madem, o zaman dinle:

Kalk, külahını yana eğ; gam ve keder tuzaklarından sıçra ve kurtul! Ruhun yanağını öp, sevincin saçlarını tara!

Kalk, gökyüzüne yüksel; meleklerle tanış, dost ol! Gerçek sevgilinin kapısına, sıdk durağına gel; o eşiğe baş koy!

Mademki gönlüne sevgilinin güzel hayali yerleşti, mademki sen de aşkın tesiri ile eridin, hayale döndün, artık yürü; git, gönlü ve aklı kendine yurt edin!(Divan-ı Kebir)

Dr Faik Özdengül

http://faikozdengul.wordpress.co/
m/
http://askintherapy.wordpress.com/

SEVGİLİM!


Ağacı gördüm.

İki bina arasına sıkışmış. Başını öne doğru çıkarmış. Yola doğru uzatmış.

Yürürken  fark edilmiyor. Ya yukardan bakılınca ya da başınızı yukarı kaldırırsanız.

Fark edenler hep baktıkları yönden başkasına da bakanlar. Bir de yukarı çıkacak bir yol bulup oradan bakanlar. Ki görünmeyenleri görsünler. Görünmekten başka yolu olmayanları görüp gözetsinler.

Sıkışmışlar, daralmışlar nasıl görünür başka bakanlar olmasa.

Çiçekler görürüm. Kimi saksıda. Kimi kırda. Kimi masalarda, ömrünü tamamlamış. Kimi vitrinlerde, bir ele ulaşıp birazcık daha suya dokunabilmeyi bekleyen. Onları da fark edip bakacaklara gülümseyen.

Bulutlar görürüm sonra. Kimisi tek parça, kimisi beyaz kimi de kara. Rüzgarı bekleyen. Ömrünü tamamlayıp toprağa ulaşmak için. Bir rüzgarın dokunuşuna kadar asılı duran gökyüzünde. Toprağın da onu beklediğini bilip yine de belirlenmiş saati sabırla bekleyen.

Kuşları da görürüm. Kimi yalnız. Kimi guruplar halinde. Kimi sessiz kimi görünmez. Büyüğü ve küçüğü. Denize doğru uzanırken bazılarını. Bazısını da gökyüzünde, sanki kendisi gök gibi. Uçmak en iyi bildikleri şey. Kendiliğinden. Bazıları uçamayınca kanatlarını görsünler diye bakarken etraflarına. Onlara da bakabilenler bakıp gözetsin diye kaderine razı.

Ve toprak. Sessiz. Ağır. Kucaklayıcı. Kabul edici. Onun da sertini ve yumuşamışını görürüm. Hem ayaklar altında hem üstünde eskinin. Eskimesini ömrünü tamamlamasını beklerken her şeyin, bakanlara sabrı öğrettiğini görürüm.

Yağmur sonra. En arada kalanı. En çok gezineni. Bir yukarda bir aşağıda. Bir yerde karar kılamayan. Yerden yükselirken görürüm onu sonra da yere düşerken. Kışın beyaza büründüğünü de. Irmak oluşunu. Denize ulaşırkenki heyecanını. Ve deniz olduğunda da başını yukarı kaldırışını. Güneşe bakışını. Gideceğini bile bile yine de güneşe bakışını.

Ve güneş. Bakanları en çok zorlayan. Kendine baktırmayan. Gözleri kamaştıran. Hep kendinden veren güneş. Isıtan. Aydınlatan. Yol gösteren. Büyüten. Besleyen. Kavuran. Yakan. Bir uzaklaşıp bir yakınlaşan. Benim gibi olun diyen güneş. Onu da görürüm. Çok bakamasam da, O’nu en çok gölgeden bilirim. Meyveden. Ağaçtan. Yağmurdan…

Sonra bütün bunları görür de çaresizliğimden aczimden güneşi çağırırım yine.

Ey yararlı, güzel isler yapan güneş; yine Hamel burcuna gel; ne buz, ne çamur; etrafa amberler saç, amberler saç!..

Ey güneş! Gül bahçesini gülüşlerle doldur, su ölüleri dirilt; şimdiden mahşeri meydana getir!

Görmüyor musun; tohumlar kabuklarını yarmış, hapisten kurtulmuşlar; biz de, evlerimizin kucağından kurtulup

bağlara bahçelere gidelim! Bahçeler, bize, gayb aleminden yüzlerce armağanlar getirmiş, yüzlerce armağanlar getirmiş!..

Gül bahçesi yüzlerce gülle dolar, dedikodu biter, zaman doğurmaya baslar, zaman doğurmaya baslar!

Leylek, gök gibi yüksek bir köşkün üstüne yuva yapmış, leklek diye öterek; “Ey yardımı dilenen Allah; mülk Sen’indir, mülk Sen’indir!” demek istiyor!

Bülbül.sesi ile saz çalar; üveyik hu hu diyerek öter! Öbür kuşlar da, civan bahtın. genç talihin çalgıcısı olarak gelirler!(Divan-ı Kebir)

Çağırmasına çağırırım da yine ayrılıktan korkarım.

Sevgilim! Beni böyle dostsuz bırakma; benden uzağa gitme; beni yalnız bırakma!

Benim zavallı canım, insafın bulunmadığı bir yerde insaf dilenmeye geldi; beni, insafsız ayrılığa bırakma!

Sen hekimsin; belki zamanın îsa’sısın! Gitme; bizi böyle hasta bırakma!

Sen bana; “Mağara dostumsun!” dedin; beni mağarada böyle yalnız başıma bırakma!

Sana, bir gece ayrılık çok az bir şey görünür ama, o ayrılığı bir de sen bana sor da, benim için çok uzun olan ayrılığa bırakma.

Az da olsa, gönlüme ateş düşürme; az da olsa, onu önemsiz sayma; beni bırakma!

Nefsim, bitti gitti. Fakat; beni bir kerre daha dinle; beni bu sefer bırakma!(Divan-ı Kebir)

Hem korkarım hem de umudumu yitirmem.

Nasılsa gözyaşı var. Niyaz var.

Gözyaşımı niyaz yapar tekrar bakarım.

Dr Faik Özdengül

http://askintherapy.wordpress.com/

https://faikozdengul.wordpress.com/

ÇARE BULANA ARZ ET.


Lütuf  Kâbesine uçmaya kanadın yoksa çare bulana arz et.

Ağlayıp inleme kuvvetli bir sermayedir; külli rahmet, pek güçlü bir dadıdır.

Yüzüm yok.

El açmaya, arz etmeye.

Dadı ve ana, çocuk ne vakit ağlayacak diye bahaneler ararlar.

Ağlamak istiyorum aslında ama ağlayamıyorum.

O zaman ağlamayı iste.

Tamam ben de inanıyorum ama başka bir çözüm yok mu? Böyle gerçekten de çözülür mü?

Dadı ve ana çocuk ne zaman ağlayacak diye bahane arar, sense ağlamamak için bahaneler aramıyor musun?

Ağlamak acizlik değil mi?

Bunu söyleyen yerin neresi?

Nasıl neresi?

İçinden gelen sesleri ayırt etme kabiliyeti geliştirmelisin önce. Ayırt et onları.

İçinden gelen her ses doğruyu söylemez. Karmakarışık madenlerden oluşur için. Her biri başka bir şey söyler. Hepsi bir değil. Aynı telden çalmazlar. Aynı şarkıyı söylemezler. Eğer müzik kulağın yoksa makamları fark edemiyorsan önce ayırt etme kabiliyeti isteyerek başla.

?..

Ağlamak acizlik diyor bir ses. Ağlamaktan utanıyor. Ağlayanları kınıyor. Ve seni kanatsız bırakıyor. Kanadını kırıyor. Lütuf Kabesine uçurmuyor.

Böyle öğrendim.

Yenilerini öğrenelim diye oturduk karşı karşıya. Eskiler işe yarasaydı bir araya gelmezdik değil mi?

Bu çaresizliğim? İhtiyaçlarım? Kapana kısılmışlığım? Zincire vurulmuşluğum?

Ağlamak acizliktir diyen yeri aciz bırakmak için. Ağlaman için. İstemen için. Başka türlü boyun eğmeyen o sesi sessiz kılmak için. Ağlama sesini onun yerine koymak için. Külli Rahmet süt versin diye. Dadının ananın yanında çocukluğunu fark et diye.

Allah da sizin hacet çocuklarınızı, ağlasın da süt meydana gelsin diye yarattı;

İhtiyaçların da çocuk. Çaresizliğin de. Kapana kısılmışlığın da. Ağlamaktan başka yol bırakmayan çocuklar. O ihtiyaç çocuklarını yarattı ki, o çocuklarla O nu çağırasın.

Allah’ı çağırın”dedi; ağlayıp inlemeyi bırakma ki Allah’ın merhamet sütleri coşsun.

Çocukların var mı? Ya da çocuklara merhametin var mı?

Çocuğum yok. Ama çocuklarla aram iyidir.

Ağlayan çocuğa dayanabilir misin? Hele içten ağlıyorsa. Çok bağırmadan. Gönülden. Acı çektiği belli. Canı yandığı, gözlerinden, sesinden, dudaklarını büzüşünden belli. İç çeke çeke gelip eteğine sürtünse. Yok sayabilir misin?

Dayanamam.

İşte seni dayandırmayan merhametin kaynağı senin içten dudak büzüşüne umarsız kalır mı?

Çok daraldım. Nefes aldırmıyor bazen. Bir ağrı saplanıyor ve beni kıpırdatmıyor. Her yer kararıyor. Hiçbir şeyden keyif alamıyorum. Gözüm kimseyi görmüyor.

Rüzgârın sesi de bizim gamımızı teskin etmek içindir, bulutun süt yağdırması da. Hele bir an sabret.

“Rızkınız gökyüzündedir” âyetini duymadın mı? Neden bu aşağılık yere saplanıp kaldın?

Yine sabır. Yine söylediğiniz şey sabır. İyi de ben zaten sabırsızım. Acele olsun isterim. Dayanamam.

Dayanmayı iste.

Korkuyorum. Korkuyorum…

İşte damladılar. Bulut yağmurunu bıraktı. Şimdi başka sesler de duymaya başladın içinden. Başka şarkı çalıyor. Daha başkalarını da işiteceksin.

Korkunu, ümitsizliğini gul sesleri bil. Onlar, seni aşağılıkların ta dibine kadar çekerler.

Seni yücelere çeken her ses, bil ki yücelerden gelmektedir.

Sana hırs veren her sesi de adamları paralayan bir kurt sesi bil.(Mesnevi.2.1950-1960).

Niyazla son bulmalı satırlar:

“Sevgili,
gökyüzü kapalı ben açık hece
bir dua damlar yapraklarıma
ceylan derisinden bir ezan sesi
gelir ve cilt olur dudaklarıma.”(İbrahim Tenekeci)

Dr Faik Özdengül

http://askintherapy.wordpress.com/

https://faikozdengul.wordpress.com/