AŞKIN TERAPİ

 

*5 ülkeden 23 akademisyenin katıldığı ve 22-23 Ekim 2007 tarihleri arasında Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de gerçekleşen “Çağdaşımız Mevlana” sempozyumunda sunulan Fizyolojik Ve Psikolojik İyilik: Koruyucu sağlıkta Rumi Aşkın Terapi, isimli aşağıdaki çalışmada; bireysel ve toplumsal ruh sağlığımızı kazanmak ve korumak adına Mesnevi’nin bir psikoterapi işlevi gördüğü ve Mesnevi eğitiminin, onun adeta bir ders kitabı olarak okutulmasının koruyucu ruh sağlığı açısından önemi konu edilmiş, ortaya konulan bu disipline de “Aşkın Terapi” ismi verilmiştir.

 

Ünlü Türk şairi Yahya Kemal Beyatlı’ya sormuşlar: “Osmanlı İmparatorluğu nasıl oldu da bu kadar büyüdü ve 600 yıl varlığını sürdürebildi” diye. Yahya Kemal şöyle cevap vermiş: “Mesnevi okuyarak ve pilav yiyerek”. Yahya Kemal’in bu sözünden de hareketle, pilav kısmını şimdilik bir kenara bırakıp, Mesnevi okumanın ve  Mesnevi ile haşır neşir olmanın anlamı üzerinde durmak istiyorum. Neden Mesnevi bu kadar önemli? Bununla ilgili çok fazla sayıda açıklama bulmak mümkün. Ben sözün burasında konuyu biraz daha daraltmak ve asıl konuma gelmek istiyorum. Mesnevi ile hemhal olmanın bireysel ve toplumsal problemlerimizin çözümü açısından önemi nedir?

Mevlana’nın doğduğu ve büyüdüğü tarihlerde dünyanın yaşadığımız bölgesi ve yakın çevresi büyük bir istikrarsızlık içerisindedir. Moğol istilası insanlarda korku ve güvensizlik dolu bir yaşam tarzı geliştirmiş, göç, sürgün ve ümitsizlik bu tarzın ayrılmaz bir parçasını teşkil etmiştir. Bu zor duruma ilaveten Mevlana’nın hayatının büyük kısmını geçirdiği Selçuklu İmparatorluğu da yıkılmak üzeredir. Yani insanların ruhsal anlamda yaşadıkları bugünden çok da farklı değildir. Mevlana Celaleddin Rumi’nin çok iyi bir eğitim gördüğünü devrin önemli simalarıyla görüşüp bilgi alışverişinde bulunduğunu biliyoruz. Mesnevi bütün bunların ardından ömrünün son olgunluk evresinde yazılmış, Hüsameddin Çelebi’nin nezdinde bize armağan edilmiş ve amacı  bizzat Mevlana’nın kendisi tarafından muhtelif bölümlerde dile getirilmiştir.

 

“Ey mânevi er,

Mesnevinin son cildi olan altıncı cildi de sana armağan sunmaktayım.

Bu altı ciltle altı cihete nur saç da çevresini dolanmayan dolansın”

(Mesnevi.6-3, 4)

 

“Mâna denizine susamışsan Mesnevi adasından o denize bir ark aç.
O arkı o derece aç ki her an Mesneviyi, ancak ve ancak mâna denizi göresin.

Yel, derenin üzerindeki saman çöplerini temizledi mi su, tek renkliliğini meydana çıkarır”

(Mesnevi.6-67,68,69)

Ve bizlere de bir anlamda görev yüklemektedir duasıyla birlikte. Suretlere can verme görevi.

 

“Ey Tanrı ışığı Hüsameddin, ey ruh cilâsı, ey doğru yolu gösteren padişah gel!
Mesnevi’yi yayılmış bir mera haline getir, örneklerinin suretlerine can ver! Can ver de bütün harfleri akıl ve can olsun, can cennetine uçup gitsin. Zaten onlar, senin sayende can âleminden gelip harf tuzağına tutuldular, mahpus oldular. Ömrün âlemde Hızır gibi uzasın, canlara can katsın, düşkünlerin ellerini tutsun, daimî olsun”

(Mesnevi.6-184-186)

 

 

Psikoterapi türlerine geçmeden önce Hz Mevlana’nın şu sözlerini hatırlatmak istiyorum:

 

“Haydi iyileşmez hastalıklar için sala.

Bizim ilacımız hastalar için birebirdir. Biz iş ve söz hekimleriyiz”

(Özdengül, M.F. Rumi Ve Aşkın Terapi.Konya.2005).

 

Mesnevi öncelikle tedavi edici psikoterapiden daha çok koruyucu ruh sağlığı anlamında ele alınmalı ve güçlü ve dayanıklı bir ego oluşumunda kişilerin içgörü edinmesi için, bir ders kitabı niteliğinde okutulmalıdır. Ardından terapötik açıdan yaklaşıldığında da eski ya da yeni ve etkili tedavi edici kuramları barındırdığı görülecektir. Ve dikkat edildiğinde görülecektir ki: Mesnevi’nin hemen ilk beyitlerinin ardından gelen birinci hikaye ruhsal tedavi ile ilgilidir. Bu anlamda ben de kökenini Mesnevi’den alan bu yaklaşıma “Aşkın Terapi” adını verdim. “Aşkın Terapi” ile ilgili örnekler vermeden önce bugün bilinen psikoterapi türleriyle ilgili kısaca bilgi vermek istiyorum:

PSİKOTERAPİ TÜRLERİ

Psikoterapi iki kişi arasında geçen sıradan bir sohbet değildir. Psikoterapi insanı izah eden, insanın gelişimini açıklayan felsefi ve bilimsel bir arka plana, bir insan modeline dayalı bir sistemi kabul ettikten sonra bu sistemden belirli nedenlerle sapma gösteren yapıların belirli stratejilerle düzeltilmesini amaçlayan bir bilimsel disiplindir. Peki, bu psikoterapi tek bir yöntem midir? Hayır. Bugün dünyada sekiz yüzün üzerinde psiko-terapötik teknik uygulandığı iddia edilmektedir. Bunların çoğunu biz de bilmemekteyiz. Ama bunları ana başlıklar altında incelersek bunların dört ana kümede toplandığını görürüz:

 

Bunlar:

1- Kaynağını Pavlov  ’un hayvanlar üzerinde yapmış olduğu çalışmalardan alan ve koşullu şartlanmayı temel kabul eden Davranışçı Psikoterapi tekniği.

2- İnsanı hayvandan ayıran temel yapının düşünce olduğunu iddia eden ve algılama farklılığı üzerinde duran Bilişsel Psikoterapiler.

3- İnsanın problemlerini kesitsel olarak almayıp geçmişle bütünleştirerek, geçmişin ana şablonlarının bugünkü izdüşümleri yarattığına inanan Dinamik Psikoterapiler.

4- İnsanın en temel varlık nedenlerini irdeleyen ve cevap bulunamayan sorularla ilintili olarak insanın kriz yaşadığını iddia eden Varoluşçu Psikoterapiler (Tahir Özakkaş,www.psikoterapi.com).

“Aşkın Terapi” bütün bu kuramları içeren bütüncül bir yaklaşımdır. Yeri gelir yüzün çirkinse huyunu güzelleştir der veya bir rehber kılavuz bulup onu modellememiz istenir tıpkı davranışçı ekoller gibi. Bir başka yerde düşünceyi ele alır bilişsel yöntemlerde olduğu gibi, örnek vermek gerekirse: Her hünerin aslı , esası, hayalden , arazdan düşünceden başka nedir ki ? (Mesnevi.2-968).  Dünyanın bütün cüzlerine , fakat garazsızca bak ; arazdan başka bir şeyden meydan gelmemiştir (Mesnevi.2-969). Önceki fikir , sonunda fiile gelir. Dünyanın kuruluşunu ezelden beri böyle bil  (Mesnevi.2-970). Düşünceni doğrult, iyi bak . Çünkü düşüncen de o incinin pırıltılarındandır (Mesnevi.2/856). Bazen dinamik ekollerde çalışıldığı gibi işin kökenine inilmesi gerektiğinden bahseder: İç sıkıntısı görünce ona bir çare bul. Çünkü dallar, hep kökten meydana gelir. Kişinin sırrı ağacın köküne benzer. Yaprakları, o kökten feyz alırda kupkuru gövdesinden çıkar, yeşerir (Mesnevi.3-4385,86). Ve varoluşçu teori ki Mesnevi’nin de bir anlamda ana ekseni benzerdir. Hayatın anlamı ve sorular. Yalnızlık, ölüm, belirsizlik, sorumluluk hepsi Mesnevide anlamını bulur.

 

 AŞKIN TERAPİ

Hz Pir insanı acıtan şikayetlerinin, derdinin aynı zamanda onun dostu olduğundan yola çıkıp ilk başta derdi ile insanı dost yapmak ister. Hemen ilk beyitten anladığımız kendi derdini ve şikâyetini anlatmak için yazmıştır sanki ilk 18 beyti.

 

“Dinle, bu ney nasıl şikâyet ediyor, ayrılıkları nasıl anlatıyor”

(Mesnevi.1-1)

 

Analitik ve dinamik teoriye göre insanda anxiyete oluşturan etkenler 4 ana gurupta toplanır. Bunlar:1. İmpulsif ve dürtü kaynaklı, 2. Seperasyon yani ayrılık,3.  Kastrasyon yani cezalandırma endişesi, 4. Süperego yani vicdan azabı. Hz Mevlana ise temel problemin asıl anxiyetenin ayrılık anxiyetesi olduğunu belirtir ilk beyitte. Bütün sıkıtılarımız bu ana problemden kaynaklanır. Ve insanın aradığı vuslat bir anlamda tatmin duygusudur. Günümüz terapi teorileri insanın aradığı tatmin, dinginlik ve huzuru bir anlamda anne karnına dönüş isteği olarak belirtirlerse de Hz Mevlana’ya göre burası kamışlıktır.

 

Beni kamışlıktan kestiklerinden beri feryadımdan erkek, kadın herkes ağlayıp inledi”

(Mesnevi.2-2)

 

Mesnevi şerhlerinde Neyistan ya da kamışlıktan maksadın ruhlar alemi olduğu belirtilir (www.semazen.net. ilk 18 beyit şerhi), ve bir anlamda aradığımız tatmin o vuslat anına kadar bizi rahatsız etmeye devam edecektir. Yani bu problemlerle yaşamaya bir anlamda alışacağız. Bugünlerde Türkiye’de denildiği gibi “Deprem olgusuna alışmak ve deprem gerçeğiyle yaşamayı öğrenmek zorundayız”. Yüzde yüz rahat ve mutluluk isteğinden vazgeçip dünya gerçeğini kabullenmek zorunda olmaktan söz ediyorum. Zaten koruyucu ruh sağlığı dediğimiz, sürekli olgunlaşmak ve problemlerle baş etmeyi öğrenmek anlamında olmalıdır. Problemsizlik isteği rahatsızlıkların başlıca nedenlerindendir. Bunu Hz Pir Mesnevide hikâye yoluyla anlatır.

Hikaye edilir ki. Kazvin diye bir yer vardı. Kazvinlilerin de dövme yaptırmaları  meşhurdu. Vücutlarına kol ve omuzlarına kendilerine zarar vermeden iğne ile mavi dövmeler döğdürürlerdi. Kazvinde bu yüzden dövme ustaları boldu. Ustalıkları da meşhurdu. Bir gün bir Kazvinli, dövme yapan bir ustanın yanına gidip bana bir dövme yap fakat canımı acıtma dedi. Usta söyle yiğidim ne döveyim dedi. Kükremiş bir aslan resmi yap dedi. Talihim aslandır. O yüzden aslan olsun. Vücudunun neresine döveyim deyince usta. Şöyle iki omzumun arasına olsun dedi Kazvinli. Ama görüyüm seni şöyle adamakıllı olsun. Usta iğneyi saplamaya başlayınca. Bağırdı Kazvinli aman usta ne yapıyorsun canımı acıttın. Usta aslan yap dedin ya yiğidim dedi şaşkın. Tamam dedim doğru da neresinden başladın aslanın. Kuyruğundan dedi usta. Kuyruk dedin de kuyruk sokumum sızladı acıdan, boğazım daraldı, nefesim kesildi, bırak kuyruksuz olsun, iğne acısından fenalık geldi bayılacağım. Usta bu kez aslanın bir başka yerini kendi usulünce iğne ile yine dövmeye başladı. Yine feryat etti bizimki. Bu kez nereyi yapıyorsun usta. Kulağını dedi kızgın usta. Bırak kalsın kulağı kulaksız olsun. Usta yine ve bu kez başka bir yerini dövmeye başladı. Yine aynı şey. Aman usta öldüm bittim mahvoldum acıdan. Burası neresi? Karnı azizim dedi dişlerini sıkarak karnını kazıyorum aslanın. Fena acıyor, iğneyi bu kadar çok batırma bırak karınsız olsun, deyince Kazvinli. Ustanın parmağı ağzına gidip uzun bir müddet orada kaldı. Sonra attı iğneyi yere. Kalk kardeşim kalk oradan dedi. Kalk başlatma dövmene de sana da aslanına da. Ne hale düşürdün beni. Kuyruksuz, kulaksız, karınsız aslan mı olurmuş, yürü git yoluna. Kovdu Kazvinliyi.

(Özdengül, M.F. Rumi Ve Aşkın Terapi.Konya.2005).

Hikayede halimizi tasvir eder Hz Pir:

İşte bizim halimiz. Kuyruksuz, kulaksız, karınsız aslanlar istiyoruz. Hem yola gitmek isteriz hem yorulmayalım. Hem işimiz olsun hem çalışmayalım. Hem sınav kazanalım isteriz hem ders olmasın. Hem evimizin reisi olalım saygı görelim hem sorumluluk almayalım. Hem kocamız bizi sevsin hürmet etsin hem ev işi olmasın. Hem herkes bizi sevsin önemsesin hem fedakarlık tahammül olmasın. Hem amirlerimizin gözüne girip terfi edelim hem de işleri başkası yapsın. Hem ilişkilerimiz güçlü olsun, hem yatırım yapmayalım. İsteriz de isteriz emek vermeden. Emek olmadan yemek isteriz. Kuyruksuz kulaksız aslan isteriz.

Mesnevi yaklaşık 180 civarında hikaye içerir. Ve sayılamayacak kadar çok metafor.Neden hikaye ve metafor yollu bir anlatım tercih edilmiştir? Bunun birçok izah tarzı olabilir. Biz terapi açısından konuya yaklaşırsak, psikolog Tuncay Özer şöyle der: Jeffry Zeig Erickson ile ilgili bir seminerinde anekdotları kullanmanın değerini şöyle açıklamıştır.

  1. Anekdotlar tehdit etmez:

Bilinçaltı fikirlere, kelimelere, telkinlere ve cümlelere direnç gösterebilir ama hikayelere direnç göstermesini bilmez. Bir atasözüne yanlış fikirleri de savunsa genellikle kimse karşı çıkmaz ya da çıkmayı akıl etmez. Böyle bir alışkanlığımız yoktur.

  1. Anekdotlar telkinleri hoş hale getirir:

Acı bir ilacı daha tatlı olan başka bir şeyle veya şekerlemenin içine koyarak daha kolay yutabiliriz. Bunun gibi bazı telkinlerde anekdotların içine yerleştirilebilir.

  1. İnsan anekdotlardan sonuç çıkarma eğilimindedir:

Anekdotlardan telkini kişi kendisi çıkarmış olur. Böylece telkinin sırf telkin olmasından dolayı karşılaşılabilecek direnç daha baştan kırılmıştır.

  1. Anekdotlar değişime karşı insandaki doğal direnci bypass eder.
  2. Anekdotlar ilişkileri kontrol etmede kullanılabilir.
  3. Anekdotlar danışanı daha esnek hale getirebilir.
  4. Anekdotlar danışanda şaşkınlık (konfüzyon) yaratarak telkine  daha açık ve hazır hale gelmesine yardımcı olur.
  5. Anekdotlar fikirlerin ve telkinlerin hatırlanabilirliliğini arttırır ( http://www.hipnoterapi.com).

 

Problemle dost olmak birinci ilkesidir “Aşkın Terapi” nin ki şöyle der Hz Mevlana:

 

“Ağrı, sızı ve hastalık hazinedir. Rahmetler ondadır.

Deri yırtıldı mı iç tazelenir”

(Mesnevi  2/2261)

 

Kardeş, karanlık yere, soğuğa, gama, kırıklığa ve hastalığa sabretmek”

(Mesnevi 2/2262)

 

Abıhayat kaynağı ve sarhoşluk kadehidir.

Çünkü yücelikler, hep aşağılıktadır”

(Mesnevi 2/2263)

 

“Baharlar, güz mevsiminde gizlidir, güz mevsimi de baharda.

Kaçma ondan!”

(Mesnevi 2/2264)

 

 

Sıkıntı ve problemin insanın gelişimi açısından nimet ve avantaj olduğundan yola çıktıktan sonra tüm Mesnevi boyunca sizi bir yolculuğa çıkarır. Olgunluk ve erdemli olma yani insan-ı Kamil’ e ulaşmanın yolu. Hz Mevlana bu hayat yolculuğunu bir bakıma eve dönüş olarak niteler:

 

“Yol uzun; tez o uzun yola at sürelim, gece alanında yol alalım. Burada eğleşmek, ham adamın işi; geldiğim yer neresi? Orasının yolunu tutayım da gideyim ben. Bu rebabın sesi neler söylüyor,  bilir misin? Arkamdan gel de yolu öğren diyor”. Ve yolculukta kılavuz şarttır. Bir yol gösterici: “Bildiğin ve defalarca gittiğin yolda bile kılavuz olmazsa şaşırırsın. Kendine gel! Hiç görmediğin o yola yalnız gitme, sakın yol göstericiden baş çevirme” der

(Özdengül, M.F. Rumi Ve Aşkın Terapi.Konya.2005).

 

Şimdi de “Aşkın Terapi” nin diğer göze çarpan önemli noktalarını “Rumi Ve Aşkın Terapi” isimli eserimden burada alıntılamak istiyorum. Bizim literatürümüzde kelimeler zıddıyla düşünülür. Darlık genişliktir. Fakirlik zenginlik. Ağlamak gülmek. Kış yaz. Yokluk varlık.Hep önceki sonrakinin müjdecisidir. Bir darlık geldi mi genişliği bekle. Kış gelince yazı. Sıkıntı gelince ardındaki nimeti. Bulut gelince yağmuru. Hayat zıtların ahengidir. Bizim yolumuzda  her şey zıddıyla düşünülür. Ölmek için yaşarız biz. Ya da yaşamak için ölürüz. Aramak la başlarız. Sonuna dek aradığımız bir yitiğimiz vardır. Herkes te her yerde ararız onu. Kimde bulursak alırız. En temel yitiğimiz bilgi dir.Bir diğer ilkemiz Harekettir. Durmak yaraşmaz bize. Durursak kirleniriz. Canlılık esastır. Ruh canlıdır. Bedene can veren ruhtur. O yüzden en son ölümde beden yok olur sadece. Bulunduğumuz yeri sürekli değiştiririz. Görüş açımızı genişletir ve zenginleştiririz. Bunun içinde devinim şarttır. Sonraki ilkemiz Fayda. Kendimize, başkalarına ve tüm varlıklara. İçinde fayda olmayan zarar veren sahip olduğumuz her şey bize uzaktır. Tahammül sonra, bir başka ilkemiz. Yaşadığımız hayatın zor ve çetin olduğu başta fısıldanmıştır kulağımıza. Duymayı reddettiğimiz sürece zorluğu artar. Ta kabullenene kadar. Yol bizi geldiğimiz yere götüren bir yol. Geldiğimiz yere gitmek, yolculuk tahammül ister ve bu da kapasite işidir. Zorlandıkça kapasite artar. Ve bizi tahammül ettiren de Aşk tır. En önemli ilkedir bu. Öyle ki aşk kimde yoksa o yok olsun dedim. Aşk, olmaması halinde gerçekten de insanı yok eden kaybettiren bir olgudur. İnsan ancak aşk derecesinde severse katlanır. Aşkı var etmek, onu sürekli içerde canlı tutmak esastır. Ve Sır. En önemlisi de sırrı içerde tutmak. Ki bu da tahammül gerektirir. Çünkü yürüdükçe karne aldıkça sır verirler. Ve sırrı verdiklerinin de ağzını mühürlerler. Zevk. Ödüldür. Tahammül ve zorluk oranında elde edilir. Bu yola tahammül edemeyenlerin göremedikleri akıl edemedikleri bu zevktir. Kendi akıllarınca yolcuların hiç zevk almadan yaşadıklarını zannederler. Oysa en büyük zevki tattıran ruhtur. Beden zevkleri tüketir. Ruhsa her seferinde yeni ve farklı bir zevk alır. Bizim yolumuzdakilere aslında zevk ehli de derler. Çünkü biz zevki zevkle değiştiririz. Karşılığında tahammül ücretini ödemek kaydıyla. Niyet gerekçe yani. Niçin sorusunu sorarız hep. Yaptığımız ya da yapacağımız her davranışın ardındaki niyeti sorgularız. Niçin yapıyorum? Amacım ne? Niyet amacın da üstündedir. Ulaşmak önemli olmakla birlikte niçin ulaşmak daha da önemlidir. Gerekçe ya da niyetin değeri kadar hızımız artar ya da azalır. Mesafeyi kısaltan ya da uzatan güçtür niyet. Hikmetin sorusudur niçin. Bilgiyi hikmet için öğreniriz. Hikmet olayın görünmeyen tarafı , perdenin ardıdır. Sezgi gücü gerektirir. Asıl bilgi sezgiyle elde edilendir. Hedef zaten belli. Hedef aşkı da çağrıştırmakla birlikte yine de ayrı bir ilke olarak ifadesini bulur. Ve hep sorarız. Hedefin ne? İstediğin ne? Sonra Sorumluluk. Bunun için de hep sonunu düşünerek başlarız işe. Hatta çürümüş bedenleri hatta diğer alemi. Sevgi yatırımdır yolumuzda. Öğrenmek gerekir. Tahammül ve devinimle elde edilir.. Doğru sevgiyi Kılavuz öğretir. Vermek almanın şartıdır. Verdiğimiz kadar alırız. Veren hep ve daima alanın önündedir. Alandan yüksektedir. Bizim yolumuzda özgürlük güçtür. Bu da en güçlüye teslim olarak elde edilir. Ve teslimiyet yani rıza, yani razı olmak tüm devinimlerin sonunda bizim faydamızı gözeten güce teslim olarak güven ve emniyeti elde etmek. Zira yolda zarar yoktur. Teslimiyette eminlik ve güven vardır. Edep ve dua(niyaz) da unutulmamalıdır (Özdengül, M.F. Rumi Ve Aşkın Terapi.Konya.2005).

Yukarıda bahsettiğim ilkelerle ilgili çok sayıda örnek vermek mümkün. Ancak bu konuşmanın süresi buna uygun değil. Şu kadarını söylemekle yetineyim. Derdi olanı ve dertliyi dinlemenin bir zekât olduğunu söylüyor ya Hz Mevlana:

‘Onun derdine kulak astın, elemlerini dinledin mi bil ki bu,

o dertliye verdiğin bir zekattır’

(Mesnevi.3-483)

‘Gönül hastalarının dertlerini dinler;

 yüce canın su ve toprak ihtiyacını anlarsan, bu, bir zekattır’

(Mesnevi.3-484)

‘Dertli adamın tereddütle dolu, dumanlarla dolu bir gönül evi vardır.

Derdini dinlersen o eve bir pencere açmış olursun’

(Mesnevi.3-485)

‘Senin bu dinleyişin ona bir nefes yolu oldu mu

gönül yurdunda o acı duman azalır’

(Mesnevi.3-486)

O yüzden bugün burada, Mesnevi eğitiminden geçme ve onunla yeniden tanışıp hemhal olmaya niyet edip duyduğumuz sesi duymayanlara aktarma görevi edinelim derim. Bunun vesilesi olsun bu toplantı. Zira hem bizim hem de ulaştıracaklarımızın gönül yurdunda duman azalsın.

Sonuç olarak sergimizde de görüleceği gibi Mesnevi adına hayat dediğimiz yolculuğun sonuçta erdeme ulaştıran ölçüsünü Hz Mevlana’nın eşsiz anlatımıyla bize armağan olarak sunmuştur. Geçmişte olduğu gibi gelecekte de görkemli medeniyetler kurmanın ve bu süreçte bireysel ve toplumsal sağlığımızı elde edip korumanın yolu onunla yeniden hemhal olmaktan geçmektedir.

 

 

Faik Özdengül Md, Phd.

 

 

Kaynaklar:

İzbudak, Veled (2005) Mesnevi Kültür A.Ş. Konya

Özdengül, M.F. (2005) Rumi Ve Aşkın Terapi, Kültür A.Ş. Konya

Özakkaş Tahir. www.psikoterapi.com

Özer Tuncay. www.hipnoterapi.com

semazen.net. Eserler. İlk on sekiz beyit şerhi.

 

 

 

 

Reklamlar

AŞKIN TERAPİ” üzerine 9 yorum

  1. mevlana hayranıyım.tasavvufla ilgileniyorum.insanı anlamak canlıları ve tüm yaşamı anlayabilmek sevmekle başlıyor.mesnevi günümüzün diliyle okullarda okutulmalı bence.hatta insani değerler adı altında ders olmalı.bu dersin içinde de mesnevi okutulmalı.insan psikolojisi içinde çok yararlı.bana iyi geliyor.ufkumu açıyor.ama inançlı olmak gerekli.kolay gelsin.yolunuz açık olsun.

  2. Faik Bey merhabalar.Öncelikle kendimi tanıtmak isterim.Ben Selçuk Üniversitesi İşletme Bölümü öğrencisiyim.Rumi Ve Aşkın Terapi kitabınız belediye başkanımız Sn. Tahir AKYÜREK’in hediye etmesiyle elimize geçti.Kitabınızla ilgili bazı değerlendirmelerim olacak:
    1.si:
    Necip fazıl kısakürek’e sormuslar: – üstad, kimileri ALLAH diyor, kimileri de tanrı. bu iki isim arasında nasıl bir fark vardır, siz hangisinin kullanılmasını daha uygun görürsünüz?
    Üstad cevap vermis ; – ” ALLAH, tanrının belasını versin!
    Sanırım anladınız.Kitabınızda ALLAH LAFZINI gördüğümü hatırlamıyorum.Ama özellikle Mesnevi ‘den aldığınız bölümlerde hiç kullanmıyorsunuz.Böyle büyük bir vebalin altından kalkamazsınız.lütfen yeni basımlarda bunların değitirilmesini isteyin.
    2.si
    Kitabınız kişisel gelişim kitabları arasında örnek gösterilebilecek bir kitap.Bu işe kalkıştığınız için tebrk ederim.

    RABBİM’DEN başarılarınızın devamını dilerim… ABT

    • teşekkürler geri bildirminiz için,
      bahsettiğiniz bölümler Mesnevi’nin daha önceki yıllarda yapılmış çevirisinden aynen alınmıştır
      saygılarımla

  3. s.a. hocam kılabuzdan bahsediyorsunuz hayat koçundan peki günümüzde varmı kılavuz bildiğiniz adres varmı haytta olan bize yol gösterip terbiye edecek olan..

  4. Selamunaleyküm Rûmî ve Aşkın Terapi Kitabını Nerden Temin Edebilirim ?

    NESRİN ZABUN KAHRAMANMARAŞ İMAM HATİP LİSESİ MESLEK DERSİ ÖĞRETMENİ(Konya Selçuk İlahiyat Mezunu)

  5. Ben öncelikle bu tarz bir yola emek verdiğiniz için yüreğinize sağlık diyorum
    kitabınızı nerede ise bir buçuk günde tamamladım . Her yeni bölümü hikayeyi merak ederek heyecan içinde okudum .
    Yorumlar içinde Tanrı yerine Allah lafzının geçmemesi vurgulanmış okurken aynı fikre bende sahip oldum, ama ona çok takılmayıp Allah diye okudum her yerinde çünkü içerik başka vurgular inanılmaz kayda değer günümüz insanının mutlaka okuması gereken bir kitap ve aslında ben kişisel gelişim okuyamam , sıkılırım okuduğum da görülmemiştir…
    Bu kitap ise kişisel gelişimden öte bir kitap ve devamı olsun çok isterim deneyimlerinizi bu dille biz okuyuzularınız ile paylaşsanız çok mutlu olacağım..
    Saygılarımla yüreğinize sağlık …

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s