ADAM GİBİ ADAM

 images (3)

Birisi, gündüzün, gönlü aşk ve yanışla dolu olarak kandille gezerdi. Bir herzevekil ona dedi ki: A adam, kendine gel de öyle her dükkânı arayıp durma. Aydın günde kandille ne gezip duruyorsun, bu ne saçma şey?

Adam dedi ki: Her yanda adam arıyorum. O nefesle diri olan kimdir?
Bir  adam,   şu   pazar,   adamla   dolu   o  hür  kişi dedi. Adam arayan dedi ki: Bu iki yol ağzı ana caddede öfke ve hırs zamanında dayanan bir adam arıyorum.
Öfke ve şehvet vaktinde kendini tutabilen adam nerde? Bucak, bucak, sokak sokak böyle bir adam arıyorum işte.
Nerde âlemde bu iki halde dayanabilen bir adam ki bugün ona canımı feda edeyim.

Bunu duyan, nadir bulunur bir şey arıyorsun, fakat kaza ve kaderden gafilsin dedi iyi bak.
Sen, fer’e bakıyorsun; asıldan haberin bile yok. Biz fer’iz, asıl olan kader hükümleridir.
Kaza ve kader, dönüp duran gökyüzünün bile yolunu kaybeder. Yüzlerce Utarid’i kaza ve kader, aptallaştırır. Çare âlemini daraltır, demirle mermeri bile eritir, su haline getirir.
Ey bu yolu adım adım adımlamaya karar veren kişi, sen hamın hamısın, hamın hamısın, hamın hamı! Değirmen taşının dönüşünü    gördün,    bari gel de dereyi de gör. Toprağı, tozu havalanmış    görmedesin, toprağın arasında yeli de gör. Düşünce kaplarını kaynar    görmedesin,    aklın başına devşir de ateşe de bak.
Tanrı, Eyyub’a ihsanlarını söylerken ben, senin her kılına bir sabır verdim dedi.
Kendine gel de sabrına bu kadar bakma. Sabrı gördün, sabır vereni de gör.Mesnevi.V.2887-2905

Öncelikle kime adam denileceğine dair bir diyalogla başlıyor hikaye.

Elinde gündüz vakti bir kandille dolaşan şaşırtıcı bir karakter ve bunu merak edip anlamak isteyen birisi. Elbette gündüz vakti eline kandil alıp dolaşan birisi de bir mesaj vermek için böyle yapmıştır. Önce dikkat çekmek, kafaları karıştırmak sonra da mesajını ulaştırmak.

Adam gibi adam deyimi aslında kimin için söylenmeli?

İyilik sahibi mi? Cömert mi? Cesur mu? Merhametli mi?

Bunların hepsi iyi huylar ve bunları üstünde bulundurup barındıran insanı adam yapar, size katılıyorum.

Peki daha zor olan nedir?

Bir aracın gaza yüklenince hızlanması mı? O hızla giderken durması gereken yerde anında durabilmesi mi?

Yukarıda saydığım ve daha saymadığım bir sürü güzel huyu barındırmak bir meziyettir. Kişiyi insan yapar, adam yapar.

Ancak adam gibi adam deyimini kendisini durdurabilenler hak eder.

Örnek verelim:

“Gerçek pehlivan, güreşte rakibini yenen değildir. Gerçek pehlivan, öfkelendiği zaman öfkesini yenendir.” Buhari: Edeb 76; Müslim, Birr: 107,108

Peygamber sav pehlivanlığı övmekle birlikte asıl pehlivanlığın öfkeye hakim olmak olduğunu söylemiş işte. Hikayemizdeki ilginç karakter de bize bu Hadis’te işaret edilen gerçeği anlatmak için dışarı çıkmış elindeki kandille.

Öfke ve şehvet zamanı kendini tutabilmek.

Sabır, dayanıklılık ve imanla elde edilebilecek bir değer.

Diyalog bize şöyle bir gerçeği de hatırlatıyor. Bunlardan etrafınızda az olacak. Boşuna sızlanmayın. Bu az olacak bir şey, nadir rastlanacak şey. Adam gibi adam olmayı hedefleyin ve bunun için Allah’tan yardım isteyin ancak kolay değil.

Peki neden?

İşte orada kaza ve kader kavramları devreye giriyor. Hayatı bir dram haline getiren kader.

Bitmemiş onca hikaye, ayrılıklar, beklenmedik kazalar, hastalıklar, ölümler, tandırı yakmış, hamurun başında dünyaya veda eden kadınlar, ata binmiş, düğün evine gidemeden ölenler vs.

Evet hayat bir dramdır. Fazla iddialı olmaya gelmez. Ne yaparsak yapalım, yaptığımız işleri O’nun adıyla başlayıp, O’nun yardımıyla devam ettirip, O’nun hükmüyle sonlandırabiliriz.

Yeniden dönelim başa,

Öfke kontrolünü hedeflemeli ve bunun için de O’ndan yardım istemeliyiz.

Elimizden tutarsa bize de adam gibi adam derler.

O zaman niyaz edelim:

Öfkemden, şehvetimden yılgınım. Kokuna, yardımına, varlığına muhtacım. Öfkemi yaratanı da sen yarattın. Sen ondan daha güçlüsün. Mutlak hakimsin. İçimde ateş parladığız zaman su gönder. Sakinleştir artık. Serinlet. Beni nefsimle bir başıma bırakma.

MİSAFİR

12512929

Birisine ansızın konuk geldi. Ev sahibi, konuğunu gerdanlık gibi boyuna taktı.
Sofra çıkardı, ağırladı. O gece mahallelerinde sünnet düğünü vardı.
Erkek, kadınına gizlice dedi ki: Bu gece iki yatak ser. Bizim yatağımızı  kapı yanına  yap,  konuğun yatağını  da öbür tarafa. Kadın, olur iki gözümün nuru, baş üstüne. Hizmetler eder, güler yüz gösteririm, merak etme dedi. Yatakları yaptı, sünnet düğününe gitti.
Yüce konuk, kadının kocasıyla kaldı. Geceleyin kuru, yaş bir çerez çıkardı. Yediler, içtiler. O iki temiz adam, gece geç vakte kadar oturup konuştular, gece yarısına dek iyi kötü, başlarından geçenleri anlattılar. Çerezden, konuşup görüşmeden sonra konuk, uykusuzluktan kalktı, kapı yanındaki yatağa girip yattı. Adam, utancından ona bir şey diyemedi, canım, senin yatağın bu taraftaki.
Sen yatıp uyuyasın diye yatağı, şuraya serdik diye bir söz söyleyemedi.
Karısıyla kararlaştırdıklarının aksine, konuk için serilen yatağa girdi, öbür yatakta da konuk yatıp uyudu.
O gece şiddetli bir yağmur başladı. Bulutların çokluğu, hayret verecek bir derecedeydi. Kadın gelince konuk öbür taraftadır, kapı yanında yatan kocamdır diye, Anadan doğma soyunup yorganın altına girdi, konuğu birkaç kere de istekle öptü. Dedi ki: Hani bir şeyden korkuyordum ya. Başıma geldi mi geldi, geldi mi geldi. Yağmur, çamur yüzünden konuk kakıldı kaldı. Beylik sabunu gibi elinden çıkmasına imkân yok. Bu yağmur çamurda o, nerden gidecek? Başına canına andolsun, adam başımıza kaldı!

Konuk, bu sözleri duyunca hemen sıçrayıp dedi ki: Kadın bırak beni. Ayakkabımı ver benim, çamurdan korkum yok. Ben gidiyorum, Allah size hayırlar versin. Yolculukta can, bir an bile eğlenmez. Yolcu, derhal geldiği yere dönmeli. Bir yerde kalıp eğlenmek, yol keser. Kadın, o soğuk sözü söylediğine pişman oldu. Çünkü o eşsiz mihman ürküp yola düşüyordu.
Kadın, lütfen, hoş gör, ben şaka olsun diye söyledim deyip. Secdeler etti, bir hayli yalvarıp sızlandı ama fayda etmedi. Konuk, yola düşüp bunları hasret bıraktı. Bu yüzden adam da yasa battı, kadın da. Çünkü artık o konuğun yüzünü, leğendeki akisten değil, kendi yüzünden görmüşlerdi.
Konuk gitmede, ova, konuğun miriyle cennet gibi aydınlanmadaydı. Adam, bundan sonra bu işin derdinden utancından evini konuk evi haline soktu.
Fakat kadının gönlünde de, erkeğin gönlünde de o konuğun hayali, her an derdi ki: Ben, Hızır’ın dostuyum size yüzlerce cömertlik hazinesi saçacaktım, fakat ne yapayım? Kısmetiniz değilmiş!Mesnevi.V.3648-75

Hikayenin ana kurgusu, ev sahibi ve konuk üzerine.

Kim ev sahibi kim misafir?

Yolda olan yolculuk yapan, gelip geçici olan misafir, kalıcı olansa, mukim olan, bir yere kök salmış ev , bark yurt yapmış olansa ev sahibi.

Öncelikle biz hangisiyiz? Bu soru önemli. Misafir mi? Yoksa kalıcı yurt sahibi mi?

Bu kurguyu zihnimiz çözmeye çalışırken, diğer yandan da şuna yönelmemizi istiyor hikaye;

bizim zihnimize de hiç durmadan fikir ve düşünce misafirleri gelip durur. Özellikle sıkıntılı olanlar, gam ve dert yüklü olanlar bizi dara sokar. Onlardan kaçıp kurtulmaya çalışırız, tıpkı hikayedeki kadın gibi. Bazen düşünce olarak gelir, bazense bizzat gamın kederin kendisi. Hastalık, ölüm, borç,kaza gibi. Bütün bunları bir misafir olarak karşılayıp bize saçacağı kısmetlerin var olduğunu düşünmemiz öneriliyor. Gam ve keder, ister düşünce olsun isterse bizzat yaşantı, misafirdir, iyi karşılanmalıdır ve karşılığında elde edeceklerimiz vardır.

Bakın daha sonra Hz Pir şöyle devam ediyor:

“Gam fikri, neşe yolunu vurursa gam yeme. O, hakikatte başka neşeler hazırlamadadır.
O, hayrın aslından yeni bir sevinç, yeni bir neşe gelsin diye evi, başkalarından sıkıca süpürür. Gönül dalındaki sararmış,    kurumuş yaprakları ayırır, daldan yeni ve yeşil yapraklar bitmesine yardım eder.
Bu âlemden öte bir âleme yeni bir zevk gelsin diye eski sevinci, kökünden çeker, çıkarır.
Gam, üstü dallarla yapraklarla örtülü yeni kökü bitirsin diye çürümüş, porsumuş olan eski kökü yerinden söküp çıkarır. Gam, gönülden neyi döker, yahut koparırsa karşılık olarak mutlaka daha iyisini verir. Gamı bulut gibi bil de o asık suratlıya pek surat asmaya kalkışma.
Belki o inci, elindedir, olur ya, Onun için çalış çabala da senden razı olsun. Hele derdin, gamın,   yakın ehline kul olduğunu iyice bilene daha fazla lütuf tarda bulunur. Mesnevi.V.3682-3700”

Niyazımız olsun ki, takdirine razı olalım. Bize inci saçmaya gelen gam ve kederleri, bir misafir gibi karşılamayı ve ağırlayabilmeyi nasip etsin. Ondan gelene razı olmayı ve bekleyiş ölümünden sıçrayıp kurtulmayı dileyelim. Hele kendimiz bile misafirken, bu kısa ömürde gam ve dertlerin geçiciliğini bilip huzur ve afiyet içinde kalabilmek nasip olsun.

RIZIK

images (2)

Bir zahit, Mustafa’dan “Herkesin rızkı Tanrıdan gelir. Dilesen de, dilemesen de rızkın, senin aşkınla koşa koşa gelir, sana ulaşır” sözünü duymuştu. Denemek için sahralara düştü, bir dağın dibine vardı, yatıp uyudu. Bakalım diyordu, rızkım gelecek mi?  Şunu bir göreyim de bu husustaki inancım kuvvetlensin.

Bir kervan, yolunu kaybetti. Süre süre o adamın bulunduğu yere kadar geldi. Kervan halkı onu uyumuş görünce, birisi bu adam neden böyle çölde yoldan ve şehirden uzak bir yerde çıplak bir halde yatıyor? Hiçbir kurttan, hiçbir  düşmandan korkmuyor. ölü mü acaba, yoksa diri mi dedi.
Kervan halkı gelip onu yakaladılar. O ulu er, mahsustan hiçbir şey söylemedi. Ne vücudunu oynattı, ne başını. Ne de gözünü açtı.

Bunun üzerine bu zavallı zayıf, açlıktan ölüm haline gelmiş dediler. Ekmek ve bir kap içinde yemek getirdiler. Boğazına dökmek istediler. Zahit, rızkın, insana çaresiz yetişip geleceği hakkındaki sözü iyice anlamak için inadına dişlerini sıktı. Kervan halkı acıdılar. Bu zavallı, tamamıyla bitmiş, açlıktan ölüm haline gelmiş dediler. Koşup bıçak getirdiler, ağzına dayayıp dişlerini zorla açtılar.

Ağzına çorba döktüler, ekmek parçaları tıktılar. Adam dedi ki: Gönül, susuyorsun ama sırrı biliyorsun da kendini naza çekiyorsun. Gönlü cevap verdi. Biliyorum ki canıma da rızık veren Tanrıdır, tenime de. Bunu da mahsustan yapıyorum. Bundan fazla sınama, deneme olur mu? Rızık, sabredenlere ne güzel yetişiyor bak.Mesnevi.V.2400-20

Rızık nedir?

Rızık dini bir terimdir. Dini bir terim olan rızık; İnsanların yaşamının devam etmesini sağlayan, insanlara fayda sağlayan, yenilebilen ve içilebilen Allah’ın herkese nasip ettiği kendisinden faydalanılan maddi ve manevi her şey rızık olarak adlandırılmaktadır. Arap dil bilimcileri rızık kelimesinin ata (ihsan), pay, şükür, yağmur ve yiyecek manasında kullanıldığını da tespit etmektedirler. Kalbin rızkı dini ilimdir. Namaz manevi bir rızıktır. İnsanların ve hayvanların ecelleri ve nefeslerinin sayısı belli olduğu gibi, her insanın bedeninin ve ruhunun rızıkları da bellidir. Rızık hiç değişmez, azalıp çoğalmaz. Kimse kimsenin rızkını yiyemez. Kimse kendi rızkını yemeden, bitirmeden ölmez. Rızık, maaşa, mala, çalışmaya bağlı değildir. Ama yine rızık için çalışmak dinimizin emridir

1- Kafirler: Rızkın yalnız çalışmaktan geldiğine inanırlar.

2- Müşrikler: Rızkın hem Allah’tan, hem de çalışmaktan geldiğini sanırlar.

3- Münafıklar: Rızkın Allah’tan geldiğini bilir; ama rızkı verir mi vermez mi endişe içindedir.

4- Fasıklar: Rızkın Allahü tealadan geldiğine inanır ama, çalışırken Allah’a asi olurlar.

5- Salih müminler: Rızkın Allah’tan geldiğine ve çalışmanın, sebebe yapışmak olduğuna inanır. Çalışırken, Allahü tealaya asi olmaz, haram işlemez. http://rizik.nedir.com/

Hikayedeki adam naz sahibiydi. Yaptığı şey bize önerilmiyor.

Abartılı bir anlatımla bize rızık konusunda fazlaca endişelenmemek gerektiği söyleniyor. Hem kendi hayatımıza hem de başkalarına bakıldığında, insanların  bir şekilde boğazlarına lokma girdiğini ve yaşayıp gittiğini görmek zor değildir. Tartışılan şey neden birilerinin daha iyi diğerlerini daha kötü olduğu, yani adalet kavramıdır.

Bununla ilgili başka yazılarımızda söylenmesi gerekenler dile getirildi. Adalet yüksek bir ilim ve etraflıca farkındalıkla ve en önemlisi tam bilgiyle değerlendirilebilecek bir şeydi.

Bu hikayenin amacı endişelerimiz gidermek. Hayat amacımızla ilgili rızık konusunun bizi fazlaca yolumuzdan alıkoymasını engellemek.

İnanmak işimizi kolaylaştıracaktır emin olun.

Allah’tan rızık endişelerimizin bizi kendisinden uzak tutmamasını isteyelim. Ona olan güven ve tevekkülümüzü artırsın. Hep kendisiyle meşgul etsin. Başkalarına muhtaç etmeyecek rızıklar versin. Başkalarına verdiklerinden dolayı da hasedimizin üstüne toprak atsın. Adaletine razı kılsın bizi.

Faik Özdengül