İNAN BANA!

 

Gece neden var?

Nasıl oluyor da gündüzleyin bir kandil gibi parlayan ve ısıtan güneş kaybolup bize işte gece dedirtiyor?

Neyi saklıyor gece?

Ve neden saklanıyor güneş, gecede?

Güneş kaybolmuyor, başka bir yerde başka insanları ısıtıyor aslında.

Güneş tek. Isınanlar çok.

Aydınlanmaya ve ısınmaya ihtiyacı olanlar aslında ilgileniyor geceyle ve gündüzle.

Güneşin ne ilgisi var geceyle. Onun olduğu her yer gündüz. Güneşin gecesi olur mu?

Gece güneşsiz kalanlara karanlık.

Sebepler alemi bu. Olan biten her şey bir sebebe bağlı.

Sebeplere bağlı olmalı ki hayat sürdürülebilir görünsün. Sebeplerin ötesini farkedebildiğin zamansa düşer gözünden ve ölüm erkenden gelir.

Güneş bir sebepten gelir ve gider. Bir sebeple yörüngesinde deveran eder. Gittiği ve görünmez olduğu zaman da yerine ona benzer ancak daha az aydınlatan başka birisi gelir. Yine de hiç yoktan iyidir. Ay demişler ona da. O da yapamaz güneşsiz. O da bir yüzüyle dünyaya bakarken diğer yüzünü ayıramaz güneşten. O da deveran eder bir yörüngede. Dünya da ve başka dünyalar da deveran eder. Hepsinin bir yüzü illa ki güneşte.

Yaşamın kendisi de döngüsel. Birileri giderken geldikleri yere, yerlerine bölük bölük yenileri gelir. Gelenler gülücüklerle karşılanırken, gidenlerse gözyaşlarıyla uğurlanır. Bu da sebeplere bağlanmıştır. Gidenlerin de gelenlerin de sebepleri vardır. Her yerde bu sebepler konuşulur. Hatta yüksek sesle ve hatta kavga bile edilir görünür sebeplerden dolayı.

Sebeplerin dışında, sebepler aleminin ötesine geçecek konuşmaları özler insanların bazıları. Özler diyorum. İki sebepten. Birisi zaten o alemden geldiği ve bugün unuttuğu şeyi önceden yaşadığı için. Diğeri de sebep konuşmaktan bıkıp usandığı için. Artık sebepleri konuşmak çok yorucudur onlar için. Zira çaresizlik pençesi tüm sebepleri yırtıp atmıştır. Ancak çaresizliğidir ki insanları sebeplerin ötesine götüren. Bir gemi gibi. Burak gibi. Süleyman’ın rüzgarı gibi. Sebepler aleminin dışına doğru yürüye yürüye giderken birden ve bir gün çaresizliğiniz sizi alıp çıkarıverir dışarı. Tam boğulacakken dumandan, açılıveren pencere gibi. İyice acıkmışken birden önünüze serilen bir sofra gibi.

Çaresizliğin kendisiymiş meğerse çare.

Duyar mı nefsin kulağı bu cümleyi? Sanmam.

Bahar gelince ve rüzgar esip yağmurlar ıslatınca her şeyi, kurumuş ağaçlara neylesin?

Ey insan zaten çaresizsin. Yeni doğmuş bebek gibi. Anan süt versin diye dökeceğin bir kaç damla göz yaşın var. Hepsi bu.

Gece boyu işin bu olsun.

Yarasalıktan kurtulup güneşi görünce geceye değecek.

İnan bana değecek.

Dr Faik Özdengül

Reklamlar

GÜZEL SORU!


 

Yürürken ve bakmazken ileri nereyi görürsünüz?

Gözlerin açık mı kapalı mı?

Yürüyorum.

Biliyorum yaprakların sarı olduğunu. Ağaçların olduğunu. Puslu olduğunu havanın. Başkalarının da olduğunu etrafımda. Üşümediğimi. Yürüyebildiğimi hala.

Başınız önde ama.

Şimdi de öyle.

Başımı yukarı kaldırmayı öğrenmedim. Korktum hep. Başka gözleri görmekten. Birisi ses etmediği sürece sorun yok. Bazen görsem de birkaç göz, fazla olmasınlar sadece. Dayanabiliyorum bir kaçına.

İçimde bir yer var ki çok korkuyor. Asıl neden korktuğunu bilmediği için, korkuyor her şeyden. Bir şey diyemiyorum ona da. Sormaya kalksam. Sus otur diyip o da korkutuyor. Bana benim iyiliğim için diyor. Onu dinlemez ve çiğner geçersem diye daha çok korkutuyor. Arada adımlar atıyorum. Ona rağmen her şeye doğru savuruyorum kılıcımı cılızca ama geçemediğim bir eşik var. Kendi başıma yapamadığım. Kendi başıma aşamadığım bir yer.

Hiç aşmadınız mı o eşiği?

İşin doğrusu orayı da tam kestiremiyorum. Aştığımdan mı, yoksa oraya hiç varamadığımdan mı? Vardığımı bilemediğimden mi? Denemelerden mi? Yoksa başka bir şey mi? Ya da çoktan geçtim gittim mi? Korkuyu unutsam bu kez yorgunluk. Çivilenip kalıyorum olduğum yere.

Ne zaman cesur oldum diye düşündüm?

Gözlerden kurtulduğumda.

Kimin gözleri onlar?

İki tane göz. Korkutucu iki göz. Başka başka bedenlere girip korkutmaya devam eden iki acımasız göz. Nereye gitsem nerede dursam ordalar. Öylesine dik ve keskin bakıyorlar ki ait oldukları bedenleri bile görmüyorum çoğu zaman. Onlar ve benim içimde bir yer. İkisi bir olup çiviliyorlar beni.

Onları ve içimdeki yeri kendimden ayırabilir miyim?

Konuşurken benden de gözlerinizi kaçırmanızın nedeni bu mu? Şimdi de buradalar mı?

Korkunun dokunduğu başka bir yer daha olmalı. İçinizdeki o yere dokunduğu zaman başka bir şeye yol açacak endişesi onu etkili kılıyor olmalı. Takip edelim onu.

Korka korka mı?

Korka korka.

Rezil olacaksın yüzüne tükürecekler. Bir kenara atılmış yüzüne bakılmayan değersiz bir şeye dönüşeceksin. Seni kimse sevmeyecek. Kınanıp ayıplanacaksın.

Öylemi olacak gerçekten de?

Bilmiyorum ki öyle söylüyor. Siz sorunca öyle söyledi.

Varsayalım oldu. Dayanamaz mısın buna?

Eğer bir efendin olmazsa, köle ya da kurban olmasan ne olurdun?

Kaybedeceklerin neler?

Kaybedeceklerini kaybettiğini varsayalım, elinde kalanlarla yetinemez misin?

Efendilerin sensizliğe dayanabilir mi asıl?

Söyledikleriniz korkutucu.

Hangisi daha korkutucu söylediklerim mi? Eski korkun mu?

Neden eski dediniz ki?

Başını yukarı kaldırdın çünkü.

En fazla ne olur?

Ben zarar görürüm. Başkaları benim yüzümden zarara uğrar.

Belki de bu kadar güçlü değilsindir. Başkaları için yaşayacak kadar. Belki de efendilerinin seni kullanabilmek için sana atfettikleri yalancı bir güçtür bu. Belki de acizsindir aslında. Kendini koruyamayacak kadar önce onlardan. Belki de senin öncelikli işin seni dengelemektir aslında. Kendini doğru düzgün bir aynada görüp, gördüğüne dayanmak, hazmetmek, zannettiğin kişi olmadığını fark etmek. Belki daha güçlü belki daha güçsüz olduğunu ama olduğun gibisini.

Böylemi başlanıyor işe?

Böyle başlanıyor.

İnandığın ve olduğunu zannettiğin kişiden vaz geçerek. Sonra da başka sorular.

İnandığım ve olduğumu zannettiğim kişi olmayabileceğimi kabullenerek!

Ayna nerde peki?

Güzel soru.

Dr Faik Özdengül

 

İYİ ELLERLE DOKUNMAK İÇİN!


 

Aynı anda yaşanıyor her şey.

Aynı anda gerçekleşiyor.

Sen adımını atınca sabah evden dışarı doğru başka adımlar da atılıyor seninle beraber ama başka duygularla.

Sen adımını atınca evden dışarı doğru sabah, başkaları da dünyanın başka yerlerinde akşamın bir vakti eve doğru adım atıyor ama başka duygularla.

Başkaları atamıyor adımlarını o vakitlerde. Kah hareket ettiremediklerinden ayaklarını. Kah hastalıktan. Kah donmuş oluyorlar o vakitte bir çığ ortasında. Bazılarının da olmadığından ayakları.

Kimileri bir ev bulamıyor ayaklarını içeriye sokacak. Kimileri de olmadığından zaten bir evi. Dışarısı ya da içerisi diye bir kavram zaten yok onlarda.

Aynı anda yaşanıyor her şey.

Elini yukarı doğru kaldırıyor bir bebek hayatında ilk kez. Gururla. Coşkuyla. Diğeri de kaldırıyor bir savaşın ortasında silahlar ona doğru doğrulmuşken çaresizce. Ürkek. Korkuyla.  Başkaları da kaldırıyor ellerini ama başka duygularla. Kimi sevinçle. Kimi aradığını bulma ümidiyle bir kapı ziline doğru. Kimi yorgun başının arkasında birleştirmek için ikisini de. Kimi işaret edecek gökyüzünü. Bir sevdiğine bir yıldızı gösterecek aynı anda baksınlar hep diye. Kimisi de kaldıramayacak. Yok çünkü elleri.

Aynı anda yaşanıyor her şey. Aynı anda kulak kabartıyor insanlar. Kimi gürültüye. Kimi silah sesine. Kimi sevdiğinden gelecek bir sese. Bir musiki ritmine. Şefkatin sesine. Anneye. Babaya. Kardeşe. Kimisi de kabartamıyor hiçbir şeye. Çoktan vaz geçmiş. Duymuyor çünkü.

Aynı anda yaşanıyor her şey ama başka duygularla.

Aynı anda açılıyor dudaklar. Kimisi teselli etsin diye. Kimisi korkutmak. Kimisi tehdit etmek. Kimisi bir bebeğe ninni olsun diye. Kimisi sevdiğini söylesin. Kimisi de kızsın bağırsın için. Bazıları hiç açmıyor dudaklarını. Dilsiz demişler onlara. Onlar da kabullenmiş.

Siz nefes alırken başkaları da alıyor. Bazıları alamıyor. Bazıları son kez alıyor. Veremiyor. Aldığı son nefesle kalıyor.

Başka başka duygularla görünmekle beraber, başka başkaymışız gibi sandığımızda bile,

hep beraber yaşanıyor her şey aslında.

Birisi nefessiz kaldığında herkes nefessiz. Birisi korktuğunda, birisi güldüğünde, birisi sevdiğinde, birisi ağladığında, birisi nefret ettiğinde, öfkelendiğinde…

Her kes bir oluyor.

Bir bütünüz de başka başkaymışız gibi görünüyoruz desem.

Zulmettiğinde bir kurt bir koyuna hepimizin boynuna asılıyor bir zincir.

Ayrı ayrı gidiyor gibi görünsek de yolda görünmez bağlarla bağlıyız birbirimize. İyiliğin miktarı artınca yol aydınlanıyor. Kötülüğün sayısı artınca da karanlık basıyor.

İyi olmayı anlayalım diye verilmiş gece.

Özürler dileyelim, düşünüp tefekkür edelim, tefekkür ederek dinlenelim diye gece. Sabaha iyiler olarak uyanalım diye.

İyiliklerle birbirimize dokunup aydınlığı çoğaltalım diye zıtlar var yaşamda.

Zıddından anlayalım diye her şeyi.

O yüzden sabah atarken adımlarımızı, atamayanları da yüklenip, iyi ellerle dokunmak için başkalarına, çıkmalı yola.

Nasılsa bir başkası da size dokunacak iyi ellerle.

Ne kadar azalırsa siyah el, o kadar aydınlık olacak ve o denli hızlı yol alınacak.

Diyor ya Sevgili’nin Sevgilisi:

“Kim bir kardeşinin ihtiyacını gidermek için yürürse, bu kendisi için on sene itikâf etmesinden hayırlıdır. Kim Allah rızası için bir gün itikâf ederse Allah onunla cehennem arasına üç engel koyar. Her bir engelin arası doğu ile batı arası kadardır.”

Yine Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurur ki; “Müslüman, Müslüman’ın kardeşidir. Ona zulmedemez ve ona zarar veremez. Kim kardeşinin ihtiyacını giderirse Allah da onun ihtiyacını giderir. Kim bir Müslüman’ı sıkıntıdan kurtarırsa Allah da onu kıyamet gününde sıkıntıdan kurtarır. Kim bir Müslüman’ın ayıbını örterse Allah da kıyamet gününde onun ayıbını örter.”

BAŞKALARINA İYİ ELLERLE DOKUNMAK İÇİN ÇIKMALI YOLA HER SABAH.

 

Dr Faik Özdengül

Surat AS’MA

“Bu yazıyı bir arkadaşım gönderdi. Benim de sorunum olan bir konu. Güzel anlatmış. Ben de sizlerle paylaşmak istedim.”

Surat As’ma!

Kadın erkek ilişkilerinde “surat asma” davranışı, sık yaşanan tutum biçimlerinden biridir. Surat asma, bu davranışısergileyen kişiler tarafından öfkenin bir tezahürü olarak yorumlanır. Bu yorum yanlış bir yorumdur ve bu yanlışlıkkişinin bu tutumunu değiştirmesine de engel olmaktadır.Surat asmak kızgınlık, öfke yansıması değildir. Öfke, kızgınlık kişide o an yaşananlar neticesinde ortaya çıkan bir“duygusal tepkidir”. Kızgınlık, karşıdaki kişinin zarar vermesine karşılık o anda ortaya çıkan “duygusal ve fiziksel birtepkidir”. Öfke, anlık bir duygusal tepkidir. Bazen birkaç dakika bazen birkaç saat sürer…

Ancak, tüm gün boyunca,hatta günler, haftalar boyunca “sürmez”. Günlerce, haftalarca süren surat asmalar kızgınlık, öfke olarakdeğerlendirilmez. Surat asmayla kızgınlık anındaki gerginlik ve fizyolojik belirtiler, surat asmanın ve öfkenin dışavurumundaki benzerlikler ikisinin birbirine karıştırılmasına, kişilerin kendilerini anlamalarına, surat asan kişiyianlamalarına engel olmaktadır.

Peki, nedir surat asma?

Bir duygu değil, davranıştır. Yani bir duruma karşı geliştirilmiş duygusal tepki değil, bir tutumdur. Bir“cezalandırma” davranışıdır. Bilinçli olarak yaptığını fark edemese de içine döndüğünde bu davranışı kasıtlıyaptığını görür.Cezalandırma davranışı, karşı tarafta istediğiniz davranışları oluşturmak için meydana getirdiğiniz bir dayatmadır.Yetişkin ilişkilerde, durum ne olursa olsun asla geliştirilemeyecek, geliştirilmemesi gereken bir tutumdur. Ceza,anne-babanın çocuk eğitiminde, devletin bireyle ilişkisinde istediği davranışları oluşturmak için kullanabileceği birdavranıştır. Yetişkin ilişkilerinde sergilenecek bir tutum değildir.Ceza karşınızdaki kişiyi çocuk gibi eğitmeye çalıştığınızı hissettirir. Surat asan kişi kendisinin rahatsızlığının budavranışla daha iyi anlaşılacağını düşünse de durum tam tersi olur. Cezalandırılan kişi karşıdaki kişiyi aslaanlamaz. Hatta çoğu zaman bu durum kişiyi sinirlendirir ve benzer bir tavrın meydana gelmesine neden olur. Budurumda evde iki surat asan kişi vardır ve bu ilişki bir rekabet arenasına dönüşür.

Duyguların, rahatsızlıklarınkonuşulup sorunların çözülmeye çalışıldığı bir ilişki değil, iki tarafın da karşı tarafın ilişkiyle ilgili hassasiyetinikullanarak karşı tarafın pes etmesini beklediği, altta kalıp diyet ödeyen taraf olmamak için savaştığı bir arenayadönmüştür.Cezalandırma sorun çözmez… Aksine derinleştirir. Rahatsız olan kişinin rahatsızlığını, nedenini, rahatsızlığının nekadar büyük olduğunu karşı tarafa aktarmaz. Sadece karşı tarafı sinirlendirir, gerer, sorun çözülecek yerde daha dasıkıntılı bir hal alır.Cezalandırma davranışları içinde “surat asma” en sık kullanılanlardan biridir.

Diğer cezalandırma davranışlarındanbahsetmek gerekirse:

Cinsel ilişkiyi kesmek…

Alacağı hediyelerden vazgeçmek…

Karşı tarafın aldığı hediyelerikabul etmemek…

Karşı tarafın yaklaşmasını engellemeye çalışmak…

Karşı tarafın hassas olduğu meselelerle ilgilideğiştirilmiş davranışları yeniden geri getirmek…

Karşı tarafa haber vermeksizin kendiyle ilgili planlar yapmak,uygulamak…

Plansız harcamalarda bulunmak…

Laf sokmak…

Geçmişte karşı tarafın suçlu olduğunu düşündüğü,kişinin kendisini suçlu hissettiği meseleleri tekrar tekrar açmak…

Karşı tarafın daha öncesinde paylaştığı özelkonuları gündeme getirmek…

Özel günlerin sorumluluğunu yerine getirmemek…

Duyguları paylaşmayı tamamenkesmek…

Sürekli eleştiri cümleleri kurmak…

Sürekli emir cümleleri kurarak iletişim kurmak…

Konuşmaktankaçınmak…

Ve daha başkaca davranışlar…

Bu davranışların hiçbirisi “sorun çözmez”…

Bu davranışların karşı taraftan size yapıldığını düşünün.Kendinizi nasıl hissedersiniz?Ne olduğunu, neden olduğunu, nasıl olduğunu bilmediğiniz bir gerginlik durumuyla karşı karşıya kalmışsınızdır vekarşı tarafın ne hissettiğini, ne düşündüğünü bile bilmiyorsunuzdur. Bu belirsizlik sizi çok fazla gerer.

Ne zamanbiteceğini bilmediğiniz bu davranışa “Neden böylesin?” sorusunu yönelttiğinizde, “Yok bir şey!” gibi bir cevapgelince sinirden deliye dönersiniz. Duygusal yaklaşımınızı isteksiz şekilde reddeden davranışları gördüğünüzde neyapacağınızı, bu durumun içinden nasıl çıkacağınızı bilemezsiniz.

O kadar gerilmiş ve o kadar huzursuzolmuşsunuzdur ki karşı tarafın neden rahatsız olduğunu düşünmeyi çoktan bırakmış, kendi duygularınızagömülmüşsünüzdür. Hatta bir süre sonra, o bu konuyu açsa umursamazsınız. Cezalandırma davranışları kendinizideğersiz hissettirir, önemsiz hissettirir. Karşınızdaki kişinin bencil olduğunu, sadece kendini düşündüğünü, kendinisevdiğini düşünürsünüz. İçten içe kızgınlık duyarsınız ve bu durum zaman geçtikçe artar ve bir süre sonra sizipatlatır. Ya da siz de ona uyar, aynıyla karşılık verirsiniz. Ve ortada tam bir sinir harbi yaşanır…

Bu kadar sıkıntılı durumlara neden olan cezalandırma davranışlarına kişiler neden başvurur?

Bu sorunun cevabını vermeden bu tutumu değiştirmek mümkün değil. Kişinin davranışındaki yanlışlığı fark etmesi,bu tutumu değiştirebileceğini göstermez. Çünkü cezalandırma davranışını, kişi, kendisine fark ettirilinceye kadarfarkında olmadan yapar. Farkında olduktan sonra da alışkanlık olarak sergiler. Ve bu alışkanlık, psikolojik“savunma” biçimidir.Cezalandırma davranışına başvurulmasının birkaç farklı sebebi vardır:Cezalandırma davranışına yönelinmesinin en önemli nedeni, duygularının, rahatsızlıklarının önemsenmemesikorkusudur. Karşı taraf kendisini önemsemeyecek ve onu kıracaktır. Kırılırsa ilişkiden ayrılmak zorunda kalacaktır.Hiç kimse önemsenmediğini hissettiği bir ilişkide sonsuza kadar kalamaz.Bir başka nedeni, karşı tarafı kırma korkusudur. Karşı taraf, duygularını, rahatsızlıklarını söylediğinde bundanrahatsız olacak, tepki gösterecek, ilişkiyi bitirmeye kalkacaktır.Yine bir başka nedeni, kendini ilişki içinde yetersiz hissetmeme, kendine güveninin sarsılmamasıdır.Duygularınızın, rahatsızlıklarınızın söylenmesi, o ilişkiyi önemsediğinizi gösterir. Karşı tarafa, ilişkiye bağlıolduğunuzu hissettirir. Karşı taraf sizin bağlı olduğunuzu anlarsa bu zayıflığınızı kullanmaya kalkar ve karşıkoyamazsınız. Bu nedenle duyguları, rahatsızlıkları söylemek yerine cezalandırmak sizi koruyan bir davranış olur.Bir başka neden, kişinin ilişki içinde kendini güçlü hissetmesi ve kendisince önemli olan istekleri bu yolla karşıtarafa dayatmasıdır. İstenen, sevilen taraf kendisidir. İlişkiyi daha çok isteyen karşı taraftır. İlişkide olmakla zatenlütufta bulunmuştur. İlişki içinde kendine olan güveni yüksek olduğu için, talep ettiği, zorlandığı, rahatsızlık duyduğuher konuda karşı tarafın ilişkiyle ilgili hassasiyetini kullanma imkânı doğar. Karşı taraf ilişkiyi kaybetmekten korktuğuiçin, surat asılmasına karşı çok duyarlı olacaktır. En küçük duygusal değişikliklere bile çok duyarlı olacaktır. Bunedenle surat asıldığında ya da karşı tarafın onu cezalandırdığı her hangi bir davranıştan çok endişelenecek ve istiyorsa ya da neyden rahatsız olmuşsa söylenmeye gerek duymadan onu anlayacak ve yerine getirecektir.Cezalandırma davranışının en temelinde bağlanma korkusu vardır. Bağlanma korkusu ilişkide “açık” olmamızıengeller. Kapalı kalarak ilişkide kendimizi korumaya çalışırız.

Karşı tarafı ne kadar önemsediğimizi, değerverdiğimizi göstermekten çekiniriz. Bağlanmaktan korkan kişinin kendini koruma aracı olarak geliştirdiği birtutumdur cezalandırma davranışı. Bağlanmaktan korkan kişi ise “kendine güven sorunu” yaşayan kişidir. Karşıtarafa bağlandığında kendini koruyamama kaygısı kişinin kendini ne kadar zayıf, güçsüz, yetersiz gördüğününgöstergesidir.

Cezalandırma davranışı kişinin çocukluk dönemine takılı kalan yönlerinin olduğunun göstergesidir. Cezalandırmadavranışı bir yetişkin davranışı değil, bir çocuk tutumudur. Cezalandırma davranışını başka üstünde görmek çokkolaydır ancak kendi üzerimizde görmekte çok zorlanırız. Çünkü eleştirilmekten hiçbirimiz hoşlanmayız. Kendimizieksik hissetmemize neden olur. Ancak bu tür bir davranış bütün ilişkilerimizde soruna yol açar. Cezalandırmaksorunlarımızı çözmek yerine karşı tarafı rahatsız ettiği için daha da derinleşir.

Kendimizce bu şekilde davranarakkendimizi, rahatsızlığımızı ifade etmişizdir ancak karşı tarafın bundan ne anladığını, bu davranıştan nasıletkilendiğini fark etmeyiz. Sonra sa bu tepkilerin anlaşılmamasından şikâyet ederiz. Ancak kendimizi karşı tarafadoğru şekilde yani hissettiğimiz gibi ifade etmemişizdir, kendimizi ifade etmek yerine onun kendiniz kötühissetmesini sağlamışızdır, farkında bile değilizdir. Cezalandırmayı hepimiz öfke zannederiz. Bu kaçınılmaz birsavunmadır. Bunu ancak yakın ilişki kurduğumuz kişi görebilir, hisseder. Sevgilinize ya da eşinize bunu sormanız yeterli olacaktır:

“herhangi bir şeye kızdığımda duygularımız, rahatsızlığımı anlatmak yerine seni cezalandırdığımı hissediyormusun?”