MAĞARA BAHANE

 

a-man-walking-by-himself-into-light

 

İki insan bir araya gelince
İki taşın beraberliği gibi olmaz
Diyelim iki salkım
Bir çift kuş, yılanlar, kurbağalar, göçmen sürüler
Yarasa aşiretleri, birbirine açılan tanrısız mağaralar
Yabancılık
Yalıtkanlık üretirler ha bire. İ. Özel

 

İnsan keşfedilmemiş mağara. Ne zaman ne çıkacak karşınıza bilinmez. Bazen güvercin, bazen yarasa, bazen bir yılan, bazen toz toprak, daralan genişleyen boğumlar. Su, toprak, ateş, hava. Bir mağarayı keşfe niyetliyseniz çok donanımlı olmalısınız. Kıyafetlerden tutun da, ruh halinize kadar. İnsanı keşif daha da zor.

Bir insanla yaşamak keşif amaçlı olmamalı. Eni boyu keşfedilmiş, bilindik mağaralar daha güvenli. Maceracı iseniz diyeceğim yok. Heyecan arıyorsanız buyurun dalın içeri. Daha önce içinde ne olduğuna dair hiç bir fikrin olmadığı bir mağara. Karşınıza ne çıkar bilinmez. Kendinize madem bu kadar güveniyorsunuz, buyurun macera sizin. Büyük bir keyif de olabilir, tam tersi kabus dolu bir pişmanlığa da dönüşebilir. Bir çıkış deliği  bulamayıp havasızlıktan ölebilir ya da kendinizi türlü cennet katmanlarıyla karşılaşıp esrarlı bir hazzın kucağında bulursunuz. İkisinin karışımı da olabilir. Gizemlidir insanı keşif. Eni boyu kestirilemeyen bir macera.

Keşfederken kendinize ait izleri bulursunuz en çok. Yok ben buraya ilk geliyorum, hatta kimsenin gelmediği bir yer dersiniz. Oysa tam da sizdir. Hangi mağaraya girseniz, hikaye hep aynı. Aynı başlar, aynı süreçlerden geçer, aynı sonuçlanır. Mağara hikayeleri hep birbirine benzer.

Gezen sen olduktan sonra mağaranın ne önemi var?

Bütün mağaralardaki duvar yazısıdır bu.

Maceracı macera arar. Onun mağaralarla ne işi var?

Bir an önce keşfedip deşifre etmeli ki, yenilerine çıksın yolu. Mağara bahane macera şahane.

Hikaye neden hep aynı?

Şu yüzden, bir an önce sıkılsın başka hikayelerden de kendini keşfe çıksın diye.

 

NEREDEN BAKTIĞINA BAĞLI

indir

Ok değerse bir kuşun ancak kalbine değer
Bunu bilmeyecek ne var? İ. Özel

 

Oynuyor birisi bizimle anlamıyor musun?

Hayvanlardan farkımız ne? Hayvanları şekillerinden dolayı kolayca ayırabiliriz. Kuş deriz. Köpek deriz. Aslan deriz. Maymun. Çok kolay ayırt etmek.

Ya insan. Hepsinin şekli birbirine benzer.  Oysa hepsi başka bir hayvan barındırır içinde. Aynı şekle bürünmüş farklı hayvanlar.

Domuz gibi deriz bazen. Domuz kılıklı. Sonra başka sıfatlar da yükleriz domuz gibi böğüren, aslan gibi kükreyen. Kükremek böğürmekten iyidir. O yüzden aslan gibi dendiyse olumludur. Koyun gibi uysal. Tavşan gibi korkak, sinek kadar cürmün yok. Tilki gibi kurnaz.

Hepsi de insandır görünüşte, sıfatı ise bir hayvan.

Melek gibi denir kimilerine, onlar iyidir. Hayvandan beter olanlarsa kötü.

Melekiyet sıfatnı da barındıran garip bir hayvan o zaman insan.

Lafı hülasa edelim:

Alacalı bir inek demek en doğrusu. Siyahı ve beyazı olan. Siyahı fazlaysa kötü, beyazı fazlaysa iyi.

Nereden baktığına da bağlı. Durduğun yere göre değişmez mi görünen yeri.

Ya sen, bunları yazan?

Beyazın mı çok yoksa siyahın mı?

Söyleyeceğim şey yine aynı,

Nereden baktığınıza bağlı.

YOK HAYIR ÖYLE DEĞİL

 

wallpaper-gunbatimi-yelkenli-gemi

Anlat:
Bu bir Yusuf masalıdır de
Bunu söyle ve fakat
Şunu da sor
Yusuf’un masalı neden
Yusuf’la başlamıyor. İ.Özel

 

Ne söylersem söyleyeyim yine de inandığın dünyayı anlatacaksın bana biliyorum. Ben de bildiğim dünyadan bahsedeceğin. O zaman konuşmak niye?

Anlaşmak yok işte. Anlaşılmak dediğinse sadece serap.  Uzlaşabiliriz belki en fazla. En iyisi sen senin dünyanda kal ben de benimkinde.

“Yok hayır öyle değil. Mümkünatı yok. Yanlış görmüşsün. Mantıksız. Masal dünyasında yaşıyorsun. Hep aynı şey. ”

Bu cümleler bir konuşmanın içine sızmaya başlamışsa öfke ve kırgınlık bulutları birikmeye başlar işte. Hepsi hepsi bir rüzgara bakar. Ardından yağmur ve kar. Ya kış ya sonbahar.

Sen gittiğin, gördüğün, gezdiğin, tadıp kokladığın şeylerden söz et. Ben de benimkilerden. Hiç bilmediğin ve görmediğin bir yerden söz ediliyormuş gibi dinle. İnsanların hepsini aynı gemide zannetme. Belki aynı denizde insanlar  ama aynı gemide değil.

Bir deniz var doğru, bizler de o denizdeki başka başka gemileriz. Deniz kabarıyor, rüzgar çıkıyor, dalgalar bizi oradan oraya sürüklüyor. Sonra da birbirimize çarpıp duruyoruz. Çarpışan arabalar gibi. İşin tuhafı herkes diğer gemidekilere talimat veriyor.  Yanlış yapıyorsun, kenara geç, dikkat et, senin yüzünden.

Kendi gemisine hükmedemeyen garip kaptanlarız işte.

 FARE AVLAMA

 

osman_hamdi_bey_kuran_okuyan_adam_tablosu

 

  İbrâhim Edhem, padişahlığı zamanında ava gitmişti; bir ceylânın ardına düşmüş, at sürüyordu. Süre- süre ordudan iyice ayrıldı, uzak düştü. Atı da yorgunluktan terlere battı, su içinde kaldı. Gene de çölde at koşturmadaydı. İş, sınırı aşınca ceylân dile geldi; yüzünü geri çevirdi de bunun için yaratılmadın sen, seni bunun için yaratmadılar; yokluktan, beni avlanman için var etmediler seni; tut ki avlandın beni, ne olur bundan dedi. İbrâhim bu sözleri duyunca bir nâra attı, kendini attan yere fırlattı. O ovada bir çobandan başka kimsecikler yoktu. Ona yalvardı-yakardı; mücevherlerle bezenmiş padişahlık elbisesini, silahını, atını ona verdi. Bunları al, kepeneğini bana ver, kimseye de bir şey söyleme, halimi kimseye açma dedi. Kepeneği giydi, yola düştü.

Şimdi onun maksadına bak ki neydi, bir de Tanrının dileği neymiş, bir seyret. O diledi ki ceylânı avlasın; Ulu Tanrıysa bir ceylânla onu avladı. Buna bak da bil ki dünyada onun dileği oluyor; dilek onun malı-mülkü, maksat ona uymuş. Fih-i Ma Fih.

 

 

İbrahim Ethem şanslıymış, peşinde olduğu avı dönüp onu ikaz etmiş. Bunun için yaratılmadın demiş.

 

Sabah kalktık, günlük planımızı yaptık. Aylık, yıllık, ömürlük planlar. Neyin peşindeyiz ve neyi avlıyoruz? Neyin avcısıyız? Avladıklarımız, peşinde koştuklarımız yaratılma nedenimize uygun mu?

 

Yoksa sürahiden çanta, çekiçten anahtarlık, şemsiyeden ayakkabı mı yapıyoruz? Demezler mi, gülmezler mi? Kınamazlar mı? Bunlar bunun için yapılmadı. Zulmediyorsun diye.

 

Yaradılış maksadına uygun işler yapmayanlar da aynı aptal duruma düşmüyorlar mı sizce?

 

İbrahim Ethem avı tarafından avlandı da kurtuldu. Avı da avcıyı da yaratan, avcıya acıdı merhamet etti de onu avıyla avlayıp kendine bağladı. Bu devlete neden erişti kimse bilmez. Hangi ameli En Yüce Sevgili’ye onu av yaptı kim bilir?

 

Hani her şeyi görüp bilip kendinden habersiz körler vardır. Alemde bilinmedik hiç bir şey bırakmayan ama kendinden haberi olmayanlara kör der Hz Pir. Öyle olunca bir körün avı da körce olacaktır. Asıl avlanması gerekeni avlamak için evvela gözünün açılması gerekir avcının.

 

Ey insan doğuştan kör değilsen, önce gözlerini bir ovuştur, gözünün önündeki parmağı, perdeyi kaldır. Nefsin, duyguların, arzuların, aklına perdedir. Sonra bir ayna bulup üstünü başını düzelt. Kendine çeki düzen ver. Ardından da bir akıllı bulup sor alemde ne avlamak lazım gelir? Neyin peşinde koşmalı ki yaratılma sebebine uygun olsun?

 

Ey insan sen hem emir hem de esirsin. Hem bir avcı hem de avsın.

 

Aslansan fare peşinde koşmazsın. Avın da, peşinde oldukların da senin kim olduğunu gösterir.  Neyi arıyorsan osun sen der Hz Pir.

 

Çocukken anlaşılır yemek, içmek, oyun peşinde olman. Çocuksun makuldur. Henüz aklın başında değildir. İyi de büyüdüm diyorsun, boy pos yapmışsın. Çocuk gibi beden tapıcılığı yakışır mı hala? Nerede ruhun? Nerede gece yolculuğun? Nerede aklın? Tellallar davul çalıyor, kervan göçüyor. Hani azığın? Hani birikmiş iyilikler, güzellikler?

 

Sen bir aslancasına ava çık. o merhametli Yaratan’ın sevgisini iste, arzula, avlamaya çalış. Bir ceylan önüne çıkıp dile gelir. Seni alıp Maşuğa av yapar.

 

Ey insan düşman içerde pusu kurmuş. Pek de sağa sola söz etme. Şu gözünün önündeki parmak gibi nefsi de unutma.

 

Bak her şeyin pahasını kıymetini biliyorsun. Ne kaç para, hangisi iyi hepsinden haberdarsın.

Allah için kendi kıymetin pahan ne? Buna kafa yor biraz. Ucuza satma kendini. Fare avlama.

 

 

SEVİLMEK

herseye-cocuklar-icin

Merak ediyorsun,

seviyor muyum?

evet diyorum

yetmiyor,

yeni soru

beni neden seviyorsun?

geriliyorum

bu ikinci soru

eğer inansaydın sevdiğime

gelmeyecekti zihnine biliyorum

yine de cevap veriyorum

yenilerinin  geleceğini bilsem de,

üzülüyorum

ben isterdim ki

her çocuğa

sevildiğine emin olunca

verilsin karne,

aferin sınıfını geçtin densin

hissediyorum

bu yıl daha çok seviliyorum

diyene,

isterdim ki daha da önce

verilmesin çocuklar

sevgi dolu iki çift göz

ve kucaklayan iki yana açılmış elleri

olmayan annelere,

ben de merak ediyorum

nasıl dayanıyor

sevilmemiş çocuklar

güne güneşe

nasıl dokunuyor çalışırken

kendi alın terine,

zannediyorum ki

hepsi sahte diplomayla çalışan

doktorlar

her an yakalanacaklarmış gibi tedirgin

utangaç

sıkılgan,

korkuyla yaşayan,

Doğuştan suçlu olmak bu olsa gerek

sevilmemek

ve hep merak etmek

Ne zaman ve

kim gerçekten sevecek?

Yapabilsem

toplardım hepsini

önce yıkar yumar giydirirdim

bayram günü gibi

sonra ben birisinin o diğerinin elini tutar

yürürdük

bütün çocuklar el ele

gazoz içerdik

yemek yerdik birlikte

 

Bir çift göz arardık

gözlerimize gülen

iki çift kulak bizi dinleyen

açılmış kollar sıcak bir yürek,

gökkuşağının altından geçerken dua ederdik

sonra

ben hikayeler anlatırdım her birine,

her hikayede daha çok inanırdık

hepimizin sevildiğine,

yolda olunca kaval sesi de duyardık

gök gürültüsü de

kuzular da olurdu  yanımızda

karıncalar da

yolda olunca ve

ayranımız yeterince çalkalanınca

pulumuz dökülüp de cevherimiz görünmeye başlayınca

tam da o zaman ben

işte özümüz çocuklar derdim

bakın sevgiyle gönderilen ruhumuz,  anne karnına

siz bakmayın nerede olduğunuza boyunuza posunuza

yaşadıklarınıza

kaybolmaz değeri incinin

yere bırakılmakla…

 

 

NEDEN BOZUYORSUN

 

212

 

Rivayet edilir ki Hz Musa as Cenab-ı Hakka sordu:

“Ey her yaptığı hikmet dolu olan Rabbim, neden hem yapıyor hem de bozuyorsun? Neden hem yaratıp bu aleme sefer ettirip sonra da göç ettiriyor ve yarattıklarını aramızdan alıyorsun? Neden işlediğin o güzel nakışları sarartıp karartıyorsun?”

İlham edildi ki: “Ya Musa senin bunların hikmetini bildiğini bilirim, lakin bunu başkaları için sorarsın, gizli hikmet açığa çıksın istersin, başkaları da nasipdar olsun istersin. Madem sordun, o zaman şöyle yap. Toprağa tohum saç. Ziraat eyle. Buğday tohumlarını saç, yağmurumu bekle.

Hz Musa as, buğday tohumlarını toprağa saçtı. Ekin ekti. Ziraat eyledi. Yağmurlar yağdı. Gün döndü. Güneş açtı. Başaklar boy verdi. Zamanı gelince hasat başladı.

Yine Allah tarafından ilham olundu:

“Ya Musa neden hem ekip hem de biçiyorsun?”

Musa as dedi ki:

“Ya Rabbi samanla buğday karışıktır. Onları birbirinden ayırt ederim.”

Yine ilham olundu:

“Biz de öyle yaparız. saman ve buğday olan ruhları ayıklarız.” Mesnevi. IV.

Temyiz etme, ayıklama, seçme hassasını bize Allah verir. Bunu aklımızla yaparız. Buğday ya da saman olmak da yapıp ettiklerimize bağlı. Biz buğday olmaya niyetleniriz de toprağı yağmuru O verir. Yardım edilir bize.

Bozulmadan, yıkılmadan, düzelme ve yapılma olmaz.

Korktuğumuz, kaçtığımız her şeyin hikmetini bulmak ve anlamak vazifemiz. Korkmak yerine niçin sorusunu sorup hikmeti arzulamalıyız. Madem Ressam odur. Yapar, nakşeder. Bozar, siler, değiştirir. Sonra da çerçeveyi değiştirip başka bir aleme nakleder.

Bozmak da yapanın hakkı.

Sökmek de terzinin.

Söken terzi bunda bir fayda umar. Belki daha iyi dikecek. Belki bir eksiklik gördü. Bilmeyiz fakat terziliğine güvenip inanıyorsak endişe etmeyiz. Bir şey yapıyorsa illa ki bir hikmeti vardır deriz.

Olan her şey bir hikmete muciptir.

Yaratıcıdan endişe etmeyin. Kendinizi sigaya çekin.

Gelin İbrahim Halilullah gibi niyaz edelim:

 “Ya Rab! Bana hikmet (hüküm) ver ve beni iyiler (zümresin)e kat.Sonra gelecekler içinde beni doğrulukla anılanlardan eyle! Ve beni naîm (nimeti bol) cennetin varislerinden eyle! (İnsanların) diriltilecekleri gün, beni mahcup etme.” Şuara Suresi.

 

 

AŞK

sdes

Aşk,

Bir çift aşina göz,

içine nedensiz girilen,

Aşk,

Sınırı olmayan deniz,

iki mavi gözde görülen

Aşk,

Uçsuz bucaksız ova,

Yalın ayak gezilen,

Aşk,

Sözsüz, sessiz, bedensiz,

Yürekte sezilen.

Aşk,

Gülün kokusu, bülbülün şarkısı,

Sırça sandıkta gizlenen

Aşk,

Hiç yazılmamış harf,

Hiç duyulmamış ses,

Beklenen,

Özlenen,

Sadece sahibine ve

Suyun altında söylenen