HARMANI YANMIŞ TALİHSİZ

hasett

İnsan olmanın önündeki en büyük engel?

İnsanı insanlıktan çıkaran kötü huy?

İnsanı iyiler yerine kötüler takımına sokan nefsi araz?

Hem kendine hem etrafına cihanı zindan eden duygu?

Gözleri kör edip olanı biteni başka gösteren ateş?

Haset.

Madem bende yok onda da olmasın.

Ondaki iyi bir şeye dayanamıyorum. Yanımda birisi övülürse onu aşağı çekecek bir şey bulurum.

Evet iyi güzel de sizin bilmedikleriniz var. O buna layık değil emin olun. Bulunduğu yere layık değil.

Siz iyi zannediyorsunuz da hakkında neler söylüyorlar neler.

Hiç yakışmamış. Kim bilir nereden çaldı.

Bana söylediklerine göre?

Neden ben değil de o?

Yukarıdaki cümleler hasetçilere ait bir kaç örnek.

Hepiniz de bilirsiniz ki ilk hasetçi Şeytandır. Ondan sonra gelenler de ya onun cinsi ya da onun yoldaşlarıdır. Kafirler de şeytanla aynı cinstendir. Mesnevi’de şöyle der:

Kâfirler, şeytanlarla aynı cinsindendir.. canları, şeytanların şakirdi olmuştur.

 Şeytanlardan yüz binlerce kötü huylar öğrenmişler, akıl ve gönül gözünü kapamışlardır.

Onların kötü huylarından en ehemmiyetsizi hasettir, hani iblis’in boynunu vuran haset!

O köpekler, bunlara ululuk ve haset öğretmişlerdir., onlar, halkın ebedî bir mülke, bir devlete nail olmasını istemezler.

Kimde sağdan, soldan bir yücelik görürlerse hasetten âdeta kulunçları kabarır, dertlenirler.

Çünkü harmanı yanmış talihsiz, kimsenin mumunun yanmasını istemez. Mesnevi. 4.2674-79

Peki biz de yok mu? Sadece kafirlerde ve şeytan yoldaşlarında mı var? Olgunlaşmamış nefis hasetten hali değildir. Davranış haline gelmese bile his olarak mevcuttur. İçinizi kontrol edin. En kolayı şuradan test edelim kendimizi. İnsanlarla ilişkilerimizde onlardaki iyiyi mi yoksa kötü ya da eksiği mi görürüz ilk önce? Kolay iltifat eder miyiz yoksa insanlarda eksik ve yanlış mı yakalamaya çalışırız? Haset kıskançlıkla karışmasın. Kıskançlıkta keşke bende öyle olsam vardır. Hasette ise onda da olmasın. Peki insanların acılarını paylaşabildiğimiz kolaylıkla onların başarı ve mutluluklarını da kolaylıkla paylaşabilir miyiz?

Peygamber sav uyarıyor, “Hased etmekten sakınınız. Biliniz ki, ateş odunu yok ettiği gibi hased de iyilikleri yok eder, siler götürür.”(Ebu Davud. Edep 52)

İnsanız mutmain olan nefse ulaşıncaya kadar bu duyguyla uğraşımız sürecek. Peki ne yapalım o zaman? Soralım Pirimize:

 Kendine gel de sen de bir yücelik elde et başkalarının yüceliğinden dertlenme!

Allah’ dan bu hasedin defini dile de Allah, seni cesetten kurtarsın!

Sana içten bir meşguliyet versin de ondan baş alamayasın! Mesnevi.4. 2680-83

Hem hasetten hem de haset edenin şerrinden kurtulmak için dua emrediliyor:

“De ki: “Ben, Felâk’ın Rabbine sığınırım.”Yarattıklarının şerrinden.Ve karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden.Ve düğümlere üfleyenlerin şerrinden.Ve haset ettiği zaman, haset edenin şerrinden.”Felak Suresi.

 

 

MESNEVİ DENİZİ

images (3)

 

Sevdiklerinizi sevdiklerinize tanıştırırken duyduğunuz heyecanı hatırlar mısınız?

Siz seviyorsunuz ya, onlar da hemen birbirini sevsin muhabbet artsın, sürur kartopu gibi katlanarak devam etsin istersiniz.

Eğer zaten herkesin tanıdığı birisini diğerlerine tanıtmaya çalışıyorsanız?

Böyle bir durumda söz yerine sükut daha evladır. O zaten kendini tanıtır.

Bugün burada söyleyeceklerimi sevdiğim birisinden söz açmak, onun hakkında konuşmaktan duyduğum keyfi kelimelere dökmek tarzında telakki etmenizi istirham ederim.

Hz Mevlana da eserlerinde  tıpkı böyle yapmıştır. Lafı ne yapıp edip sevdiğine getirmiş, Mecnun’un Leyla dediği gibi Allah demiştir. İşin özü budur.

Bize sevdiğinden bahsetmiş, o çok sevdiği Sevgilisi ile bizi dost ve yar etmeye çalışmıştır.

Sevgili ile aralarındaki muhabbetten anlayabileceğimiz düzlemde sırlar açmış, bunu hikayelerle üstü kapalı bize de anlatıp bizi de o muhabbete ortak etmiştir.

Onun eserlerine aşina olup içselleştirenlerin bir sonraki durağı Peygamber sav olmuştur. Peygamber sav i tanıyıp sevmiş ve izinden Cenab-ı Hak ve Zül Celal Hz lerine ulaşma aşkıyla dolup yola, revan olmuştur.

Aslı bu olan sohbetin satır aralarında ise, bizi bize tanıtır. Bize yaşadığımız yeri, yolculuğumuzu, yoldaki engelleri, dostu düşmanı anlatır. Nasıl daha hızlı yürünür? Nasıl daha ahlaklı, itibarlı olunur? Bunlardan söz eder. Allah’la aramızı düzeltir. Sevdiklerini bize de sevdirmektir muradı ve daha önemlisi, bizi de onlara sevdirmek.

Yol çetindir. Haberdar eder.  Bu dünyadaki asıl derdin ayrılık olduğunu en baştan söyler. Vatandan, dosttan, aşktan, yardan ayrılmak derin bir ızdıraba gark eder insanı.

Dinle, bu ney nasıl şikâyet ediyor, ayrılıkları nasıl anlatıyor. Mesnevi.1.1

Dertli insanın derdini anlatma ihtiyacından, onu anlayacak kalp arayışından söz eder.

Ayrılıktan parça parça olmuş, kalb isterim ki, iştiyak derdini açayım.Mesnevi.1.3

İnsan ayrıldığı yeri arar ve ister.Bu gölgelik tabir edilen dünyada insana iyi gelecek olansa basiretli, ferasetli, önünü ardını gören faziletli bir kılavuzdur. İnsan geldiği yere gidecekse ancak böyle bir kılavuz arayışıyla başlamalıdır işe önce. Sonrasında zaten her ruhun kendine özgü bir yolu olacaktır.

İnsanın sermayesi niyaz ve gözyaşıdır.

Duygularını görüş suyuyla yıkayacak, aklıyla duygularını yönetecek ve sonra da aklını Peygamber sav in önünde kurban edecektir.

Yola çıkma serüveni ancak özgürleşen birinin yapabileceği bir eylemdir. Özgürlük içinse önce onu toprağa bağlayan bağlarından kurtulmalıdır.

Ey oğul! Bağı çöz, azat ol. Ne zamana kadar gümüş, altın esiri olacaksın?Mesnevi.1.19

Özgürlüğün yolu kanaatten geçer. Belki de insanın ilk elde edeceği yakıt kanaattir. Sonrasında da yegane korkulması gerekenden korkup, diğer tüm korkulardan kurtulup, kendini aşk deryasına bırakmalıdır.

Yol boyunca kendini aradan çıkardığı ve göz yaşlarıyla yıkadığı bir secdesi olduğu sürece insan menzilden menzile yol alır. Her durakta yeni yüzler ve yeni sohbetler bulur. Yolun nihayeti yoktur. İşte bu yüzden aşk bitmez ve nihayetsizdir.

Bu sözün de sonu gelmez. Dileğim ve arzum odur ki: Kendi nehirlerinizden Mesnevi denizine siz de bir ark açın.

Sevmenin ve sevilmenin yolu tanış olmaktan geçer.

Ey yoldaş, ey arkadaş! Sûfî, vakit oğludur (bulunduğu vaktin iktizasına göre is görür). “Yarın” demek yol şartlarından değildir. Mesnevi.1.133.

 

ALPERENLER

 

blagaj_tekke

 

Bir ülkeyi fethetmekle insanı fethetmek aynı.

İkisinin de en iç kalesine girmeden teslim alamazsınız. İnsanın iç kalesi gönlüdür. Gönül gönülle fethedilir. Sizi seven ve size güvenen kendini size teslim eder.

Ecdadımız binlerce yıldır gönül fatihleri yetiştirmiş, gönüller fethetmiştir. Kadim coğrafyamızdaki alperenler bunun şahitleridir. Ne zaman gerilediğimiz çok açık değil mi? Önce gönüllerden çıktık. Adalet, muhabbet ve sevgi eksikliği bizi dış surlara kadar geriletti. Zira gönül fetheden alperenlerin anahtarlarını yitirdik.

Kuran’ı giyinmek diye bir tabir var mı? Diye araştırdım bulamadım.

Eğer Kur’an bir insan şekline bürünseydi, herhalde buna en uygun örnek Peygamber sav olurdu. Sonra da varisleri.

Ve eğer Kuran’i öğretiler sadece bir sayfa ve kitap şeklinde gönderilse ve bu yeterli görülse zaten Peygamberler vasıtasıyla gönderilmezdi. Yaşanması, yaşatılması ve gösterilmesi gerektiği açıktır.

Öğrenmek yaşamak içindi eskiden. Öğrenilen, özümsenen ve yaşanan şey ancak bir elbise gibi üstümüzü örter ve gönül aydınlığını dışa yansıtır. Bu bilinen bir şey.

Kendi coğrafyamızdan örnek olsun diye söylüyorum, Gazali ya da Mevlana başkalarından farklı ne yaptı ki gönüllerimizi fethetti?

Bugün bu topraklarda yeniden yerden kalkmaya çalışan bizler ne yapmalıyız ki, yeniden gönül fatihleri olalım?

Bu kadar açık ve görünen bir şeyi görmek neden bu denli zor?

En güçlü olduğumuz ve bütün gönüllerin bize kendiliğinden açıldığı zamanlarda ne yapıyorduk?

Sultan Alparslan ne yaptı? Horasan Erleri, Gazaliler, Mevlanalar, Ertuğrul ve Osman Gaziler, Alaeddin Keykubat, Sadreddin Konevi, İbn-i Arabi, Hoca Ahmet Yesevi, Şah-ı Nakşibend?

Hepsi Kuran’ı, Peygamber sav den öğrendikleri gibi üstlerine giyinmedi mi? Kur’an sadece belli ırkların ya da toplulukların kitabı mı? Peygamber sav toplayan mı ayrıştıran mı? Bu saydığım insanlar güçlerini nereden aldılar? Kimden çekindiler ve kime saygı duydular? Ahlakı ve fazileti kimden öğrendiler?

Bütün bu soruların cevabı çok açık değil mi?

Geçen hafta Uluslararası Bosna Üniversitesi Yesevi Otağı öğrenci kulübünün davetlisi olarak Saraybosna’da idim. 17 Aralıkta Hz Mevlana’yı andık. Konuştuk halleştik. Yeni dostlar tanıyıp gönüllerimizi birbirine açtık.

Yeni Alperenleri görmek büyük bahtiyarlıktı. Ecdadın anahtarlarını yeniden bulmuş gibiydiler, heyecanlı, gayretli, istekli gönül fatihleri tanıdım kaldığım süre boyunca. Yıldıran Acar, Metin Boşnak, Ali Gürsel, Halil Brzina, Bünyamin Şahin,Abdullah, Emre, Bilgehan ve daha niceleri.

Bugün kullandığımız araçlar farklı, yaşadığımız dünya, yatıp uyuduğumuz yerler. Ne fark eder!

Topraktan yapılmış insan ve içine hazine saklanmış. Allah ezeli ve ebedi. Gönül Çalabın tahtı.

Kur’an’la giyinmiş, Peygamber sav ahlakıyla ahlaklanmış alperenler yine gönüller ve ülkeler fethedecek bundan eminim.

Ey insan! Hayatın bir zamanla sınırlı. Her kumaş örtmez üstünü. Ahlakla ve takvayla süslenebilirsin ancak.

Ne mutlu o adama kendisinden kurtulmuş, diriye ulaşmıştır!

Yazık o diriye ki ölü ile oturmuş, ölmüş; hayatını kaybetmiştir!

Allah Kur’an’ına kaçar, sığınırsan Peygamberlerin ruhlarına karışırsın.

Kur’an; Peygamberlerin, Allah’ın temiz ululuk denizindeki balıkların halleridir.

Fakat okur da dediğini tutmazsan farz et ki peygamberleri, velileri görmüşsün (inanmadıktan onlara

uymadıktan sonra ne fayda !). Mesnevi.I.1535-40.

 

İNSANIN İLK KELAMI

 

deneysel-

Mesnevide Dekuki’nin kıssası şayanı dikkattir.

Dekuki Allah’ın muhabbetini celbetmiş, gönlüne ondan başkasının sevgisini sokmamak için ve başka hiç bir sevgiye yer kalmasın diye hiç durmadan seyrusefer etmiş birisi diye anlatılır.

Bütün bunlara rağmen günün birinde niyaz eder, halinden anlayacak birisini görme arzusuyla yanıp tutuştuğunu, Allah’ın dostlarından haberdar olup onlarla halleşmek istediğinden bahseder. Kendisine Allah’ın muhabbeti yetmez mi diye ilham olununca verdiği cevap ta enteresandır:

-Evet okyanus ortasında, derya sularındayım lakin insanım, yine de canım bir testi suyu ister.

Alemin kendisine hayran olduğu, sohbetine can attığı Hz Peygamber sav de bazen Hz Aişe’nin yanına gelir ve,

-Kellimni Ya Hümeyra derdi, yani bana konuş anlat Ey Hümeyra.

Onunla sohbetten hoşlanırdı.

Dünyanın en donanımlı gemileri bile zaman zaman bir limana uğrayıp kendini ikmal etmek zorundadır.

Bizler bu dünyaya bir yerden ayrılarak geldik. Şu an idrak edemediğimiz görünmeyen alemden, daha somutu anne karnından. Doğar doğmaz ilk yasımızı ağlayarak tuttuk. İnsanın ilk kelamıdır ağlamak.

O yüzden ağlamak hep daha iyi gelmiştir insanoğluna gülmeye nazaran.

Limana yanaşan bir gemi bir yandan ikmal yapıp dinlenirken diğer yandan da çöplerini boşaltmalıdır ki hafiflesin.

Hayatı boyunca insan yine bir sürü şeyden ayrılmaya devam eder. Ta ki son ayrılığa kadar. Bu sefer de dönüş yeri yine ana kucağıdır. Yani toprak. Daha doğrusu topraktan yapılan kısmı anasına yani toprağa, ruhu da yine mensup olduğu yere. Biz görünen kısım toprak diye ondan söz ettik. Ağlayarak ayrıldığı anasından bu sefer gülerek dönmek nasip olsun, niyazımız o olsun.

İnsanın zorluğu şurada, hem gemi hem liman olmak zorunda. Bazen gemi bazen liman.

Hem limanı olan bir gemi rahatlığında seyrini sürdürmeli, hem de seyredip dinlenecek gemilere liman olacak sükunete ermeli. Deniz gibi dingin ve derin, rüzgar gibi hareketli, güneş gibi ısıtan, toprak gibi verimli ve aldığını yutup başka bir forma çeviren, ateş gibi cevval olmalı insan.

İnsanın eteğini aşk tutmalı ve bir kılavuza yoldaş olmalı ki altın gibi kaynaya kaynaya cürufu temizlensin de kamil olma yolunda adım atsın.

Biz de Dekuki gibi niyaz edelim.

Gönül evimiz önce tövbe süpürgesiyle süpürülsün.

Sonra zikrullah ile cilalansın.

Bize de kendi erleriyle yoldaş olmak nasip olsun.

Onlarla yoldaş olduktan sonra da, onlarla birlikte yürümeye kudret olsun.

Aşk eteğimizden tutup bizi ta asıl Maşuğa götürsün.

 

 

 

ALLAHSIZ YAŞAMA

 

a88932086c1fd8b5a3f9273b409f7b1a_1300999978

 

Hey zavallı insan,

Beslendiği, büyütüldüğü, yaratıldığı yere nankörlük edip önce gizli saklı sonra da aleni tahtına kurulmaya kalkar.

Nasıl yaratıldığını, nasıl büyüdüğünü unutmuş.

Bugüne nasıl geldiğini, hangi yollardan geçtiğini de.

İnsan kendisini bir spermden yarattığımızı görmez mi ki hemen apaçık bir hasım kesilir ve kendi yaratılışını unutur da; ‘Çürümüş kemikleri kim yaratacak’ diyerek, Bize misal vermeye kalkar? Yasin.77-78

Bu ayeti Kerime şöyle de tercüme edilmiş: Şu zavallı insan yaratılışını bizim can verdiğimiz bir damlacık sperme borçlu olduğuna bakmıyor da kalkmış bir de bizim tahtımıza göz dikiyor. Saffet Köse.Aile Medeniyetinin Sonu.17.

O yüzden zavallı dedim insana.

Önü bir damla su, sonu bir cife.

Ortası?

Yani bu ikisinin arası?

Tam bir felaket.

Aslında insanın hikayesi, Tanrısıyla giriştiği mücadelenin hikayesidir.

Eski Yunan Mitolojisinde bu çok daha belirgindir.

Bu geçici gölgelikte, adına dünya denmiş süslenmiş kocakarıda aranıp bulunacak şey değil aradığımız. Misafirlikte en uygun davranış, misafiri olduğumuz evin usul ve adetlerine uyup verdikleriyle yetinmek olmalı.

Ey insan, sana diyeceklerim var:

Allahsız yürüme, Allahsız yaşama, Allahsız koşma,Allahsız konuşma, Allahsız yeme, Allahsız düşünme, Allahsız koklama, Allahsız tatma, Allahsız karar verme, Allahsız yargılama, Allahsız uyuma, Allahsız uyanma…

Elinden tutup yürüdüğün bir ebeveyn gibi hayatın boyunca elin Allah’ın elinde olsun. Sakın elini bırakma ve bırakmasın diye de gayret et. Gözün aklın düşüncelerin diyeceklerinde olsun. Ne yaparsan yap yalnız yapma çünkü değilsin zaten.

Bak bir de şunu çok net anladım onu da söyleyeyim sana. Bir damla sudan yarattı ya içimize de kendisinin sahtesini koymuş. Çakma Tanrı. Nefs. Hazlar. Heva hevesler. Ne dersen.

İnsanın bakma sen esip gürlediğine hiç bir hükmü ve gücü kuvveti de yok. Kesinlikle ölüyor. Aslında Tanrısız da yapamıyor. Gerçeğini bırakınca sahtesini yapıyor. O yüzden de çok zavallı ve acınası.

 Kötü duygularını (Hazlarını, heva ve heveslerini) kendisine tanrı edinen kimseyi gördün mü? Sen (Resûlüm!) ona koruyucu olabilir misin? Furkan.43.

Ey insan tapınacaksın tapınmasına, gerçeğini bul ve ara.

Efelenme, uzaydan çok küçük ve komik görünüyorsun.