LA HAVLE

 

yumsaksoz

 

İnsan neyin peşindedir?

Sabahtan akşama, geceden gündüze, mevsimden mevsime ne arar?

Nereyedir yolu, yolculuğu?

Adına dünya denen hayal, nice erleri şaşkına döndürmüş, nicelerinin bahtını karartmışken hem de.

Akıbeti görmez mi insanın gözü?

Kuşlardan da mı ibret almaz? Niceleri gökten her şeyi görür de bir daneye avlanıp kursaklara yem olur.

İnsan ayak bastığı toprağın bile ona tuzak olduğunu bildiği halde, nasıl böbürlenir, nasıl aymaz olur, nasıl gözsüzcesine yarasalar gibi karanlığı aydınlık beller?

Ya kendini görür ve duyar  zannetmesine ne demeli?

Bir zaman Nil’in suyu Kıptilere kan olmuştu.

İsa Mesih tamahkar Yahudi’ye düşman görünmüştü.

Muhammedül Emin Müşrik gözüyle bakınca yalancı ve sihirbaz oluyordu.

Bütün bunlar eskilerin masalları diyorsan ve okudukların hikaye geliyorsa sen de körsün.

Onları kör yapan neyse bugün de var, bugün de yarasalar uçuşuyor, bugün de hayat körlerin ve sağırların gürültüleri ile dopdolu.

Ey insan senin ilk işin sabrı öğrenmektir.

Düşmanın en büyük silahı seni kör eden hislerini aklına galip getirmektir.

Tuzak aklına kurulur. Aklın hislerle çarmıha gerilir.

Yapmazdan evvel durmayı bellemektir vazifen.

Aklını çarmıhtan kurtarmanın ilk adımı La Havleyi diline dolayıp başını gönlüne yaslamak ve şah damarından daha yakın olandan imdad eylemektir.

Bir zaman bildiğini unut, bir zaman kulağını seslere kapa, bir zaman gözünü tuzaklardan ayırıp gönlüne düşür. Düşür de aklın çarmıhtan kurtulup sana sabrı ve hakkı tavsiye etsin.

Zaten üstüne bastığın toprağın avı değil misin? Ona yakın dur. Altının üstünden hayırlı olmadığı ne malum?

Nefsin korktuklarından korkma. Şeytanın yoldaşı olma. Düşmanın büyüğü içeride. Onu dizginle önce. Sonra nice düşman bellediklerinin dost olduğunu görürsün. Nice kuzu postuna bürünmüş dostun da hilekar kurtlar olduğunu anlarsın.

Göz görmek için nur ister. Kulağın pası da Emin olanın nasihati ile gider.

Meraklanma iyi de geçer kötü de. Endişeye mahal yok.

Bir zaman durup La Havle deyip göz yaşı dök. Niyaz et. Yardım gelecektir. Bu Vadinden asla dönmeyenin sözüdür.

 

 

 

Reklamlar

NASIL BİLİRSİNİZ

 

To-Each-her-own

 

Evinin etrafına diken eksen ayağına batar. Gelip geçerken rahatsız eder. Yine etrafını çöple doldursan kokusu yüzünden elinle burnunu kapatırsın yürürken. Yüzün asılır. Mutsuz olursun.

Tersinden düşünelim. Evinin etrafına güller, fesleğenler eksen, baktıkça için açılır. Daha çok nefes çekersin içine dolu dolu. Tertemiz olsa etrafın hem sen hem başkaları rahat eder. Dünyan cennet olur.

Her mantıklı insan aynı şeyi söyler sorulunca. Hangisini tercih edersin?

Elbette etrafı güllerle dolu olanı. Temiz, ferah rengarenk çiçeklerle bezeli bir dünya.

Sizin ve yaşadığınız dünyanın tohumları da düşüncelerdir ve sözcüklerinizdir. Güzel konuşur, güzel düşünür ve başkalarını da güzellikleri ile anarsanız içi güllerle dolu bir bahçede yaşarsınız.

Birisi gelip de  falan sizin hakkınızda şöyle güzel şeyler söyledi dese yüzünüzde gülücükler açar. Siz de hemen ona dua edersiniz bizi hayırla anan hayırla yad edilsin dersiniz. Yolda karşılaştığınız kişi sizdeki güzel şeyleri görüp iltifatlar etse aranızdaki muhabbetin artmasına vesile olur.

Güzel düşünmek, güzel söylemek madem ki etrafa gül ekmekse bunu yapmak insanın en başta kendisine faydadır. Başkaları hakkında iyi düşünüp onların hayırlarından bahsetmek aslında insanın kendisini övmesi ve hayırla yad etmesidir.

İnsan, insanların hayrını söylemeyi huy edinirse birisinin hakkında hayırlı sözler söylemeye koyulur; o da onun sevgilisi olur; onu andı mı, sevgilisini anmış olur. Sevgiliyi anış güldür, gül bahçesidir, güzel kokudur, esenliktir.

Buna rağmen hep böyle olmaz. İnsan insanın kurdudur zira. İster yan yana isterse arkasından diğerini öven, güzelliklerini sayan insan sayısı daha azdır.

Yolda karşılaştığımız insan diyaloglarını hatırlayalım:

-Bu renk sanki pek gitmemiş.

-Üstadım saçlar iyice azalmış.

-Göbek de burun hizasını geçiyor.

-Seni böyle bir yorgun halsiz gördüm.

-Gidişin pek hayra alamet değil benden söylemesi.

-Hakkında söylenenleri duymak istemezsin.

Daha yüzlercesi. Peki neden? Tıpkı siyaset gibi. Yukarıda kalmak için diğerini aşağı çekmelisiniz. En gerisinde yaratılışın en temel bilindik hikayesi yatar, haset.

Akıllı insan yaşadığı yeri akreplerle yılanlarla doldurmak yerine güllerle donatandır. Madem etrafını güllerle doldurmak mümkün, neden başına iş açasın ki?

İnsanları nasıl bilir, onlarla ilgili nasıl düşünürsen hepsi dönüp dolaşıp sana gelir. O yüzden Allah (“Her kim iyi bir iş yaparsa kendi yararınadır, her kim de kötü yaparsa kendi aleyhinedir. “ Casiye.15.) der.

O zaman düşüncelerimizi doğrultmaya bakalım. Doğrulsunlar ki dünyamız da cennet olsun. Sözlerimiz misk koksun. Kendimizi buna zorlayalım derim

Sonra bir bakarsınız sütünüze bal katmışlar. O süt de gidip safa denizine ulaşmış.

Hasetten ve kötü sözden Yaratana sığınırım. Nefsimin boynuna ayağını bassın isterim. Fazlından isterim.

YOLCULUK

 

fft99_mf6068055

İki kişilik bir oyun kurgulanır.

İki arkadaş uzun bir yola çıkacaktır.

Gidecekleri yer belli değil. Sadece yola çıkmakla yükümlüdürler.

Yolda olup biteceklerse kişiliklerine ve arkadaşlıklarına göre şekillenecektir.

Yola çıkarken birbirlerine sözler verirler. Ne olursa olsun yol tamamlanacaktır. Engeller aşılacak, şikayet edilmeyecek, zorluk ve nimetler paylaşılacaktır.

Fakat oyun bu ya meğerse iki zıt kişiliktir seçilenler. Birisi hızdan hoşlanır, diğeri tembel. Birisi yemeyi içmeyi sever, diğerine fazlası dokunur. Birisi ev bark giyecek derdinde diğeri yol ister.

Anlaşılır ve görülür ki anlaşmak zor ve gayrı mümkün.

O zaman güç savaşı başlar senin dediğin ve benim dediğim. Bu da mümkün değildir çünkü ikisi de yürümek için birbirine muhtaç. Yemek de gerekiyor, perhiz de. Birinin diğerini tam anlamıyla yenmesi ve yok etmesi de muhal.

Bu güç ve çetin yolculuk eninde sonunda yardım almayı gerektirir. Elleri ve gönülleri açık yolcular ister. Zira onlara söylenene göre yolun sonunda birinden biri yok olacaktır.

Yolun sonunda yok olacak olan ayağını sürür ve yürümek istemez. Olabildiğince gecikir. Sonu düşünmez. Uzağa bakmaz. Pireyi deve yapar. Diğeri için son yoktur o yüzden onun hesabı ayağının ucu değil sonsuzluktur.

Birbirleriyle anlaşsınlar diye akıl verilmiştir yolculara. Tembel olan hemen sahtesini yapar onun da. Yolda çeldiriciler var dikkatli olun denmiştir. Akıllı olan ve uzağı gören kulağını tıkar diğeriyse bütün seslere kulağını açar.

Kim bu yolcular?

Elbette nefs ve ruh.

Görünürde tek başına insan.

Sadece onlar mı? Değil.

Bu tek kişilik yolculuk başka nefs,ruh yolcularıyla da yürür. Yine aynıdır hikaye.

Kalabalık artsa da yolcu iki kişidir. Nefs ve ruh.

Yol alınır mı? Akıl ve ruh nefsi dizginlerse evet.

Değilse küçücük mesafelerde süre tükenir.

İlişkilere gelince. Bütün ilişkiler nefsin ve ruhun hikayesidir.

Aklı nefsine galip olanlarla nefsi aklına üstün gelenlerin hikayesidir ilişki denen şey.

Ya biri ya da diğeri galip gelir.

Nasıl anlarız yol alıp almadığımızı?

Yürüdükçe ses azalır.

Gürültü varsa yol yoktur.

Yürüyenlerin musikisi içerdedir.

Hakiki yolcu kalbini duyandır.