İbrahim As Duası

unnamed

Beni yaratan da hidayete erdiren de O’dur.
 Ve beni yediren ve içiren, O’dur.
 Ve hastalandığım zaman bana şifa veren, O’dur.
Ve beni öldürecek, sonra (da) beni diriltecek olan, O’dur.
 Ve dîn günü, benim hatalarımı mağfiret etmesini umduğum da O’dur.
Rabbim bana hikmet bağışla ve beni salihlere dahil et.
Ve beni, sonrakilerin lisanlarında sadık kıl (sonraki nesiller arasında benim anılmamı sağla).
Ve beni, ni’metlendirilmiş cennetlerinin varislerinden kıl.
 Ve beas günü (yeniden dirilme günü, kıyâmet günü) beni mahzun etme.
 Çocukların ve malın fayda vermediği gün (beni utandırma). Şuara Suresi.78-88…

İHANET BORAZANCILARI

indir

 

Suç işlemek, kötülük yapmak, düşmanla bir olup  ihanet etmek için bir araya gelen bir gurup münasebetiyle bazı borazancılar,  durumdan vazife çıkarıp bize bir araya gelmeyin diyorlar.

Neymiş o örgütün adı cemaatmiş ve cemaatler de tehlikeliymiş. Cemaat mensupları akıllarını kiraya verir ve birer robota dönüşürmüş. Çocuklar bile güler buna.

Kendilerine ordu ve asker diyen ve ikide bir darbe yapıp suç işleyenler var, bu yüzden ordu ve ordu mensubu olmak tehlikeli deyip asker ve ordu kurmaktan vazgeçilir mi? Yoksa ıslah mı edilir?

Polis teşkilatının, maliyenin, adliyenin, üniversitelerin neredeyse büyük bir çoğunluğu örgüt üyesi olmuş ve suça iştirak etmiş. Ne yapalım örgüt mensupları polis gibi göründü diye kurumları lağv mı edelim? Üniversitelere mensubiyet iptal mi edilsin?

Bazı kalpazanlar sahte para imal edip kullandı diye para tehlikeli iptal edilsin, kullanılmasın diyeni gördünüz mü? Sahte altından dolayı kuyumcular çarşısının kapatıldığını kim duymuş?

Bu borazancıların iyi niyetli olmaları mümkün mü?

Hem aklı öne çıkarıp hem de akılsızca laflar edenler, kimlerin adına konuşuyorlar sizce?

Aklın sınırı vardır. Akleden kalp tanımı Kur’anda neyi anlatır? Aklı vahye bağlamak gerektiğini değil mi? Hz Pir, aklı Mustafa sav in  önünde kurban et derken aklın sınırını belirlemiş olmuyor mu? Akıl kişiyi Allah’a ve Rasülü’ne götürmek için vardır.  Sınırı oraya kadardır. Bir sürü müşrik ve kafir Allah!ın ve Rasülü’nün emir ve nehiylerini inkar ederken zaman ve akla uygun değil aracını kullanmıyorlar mı? Vahye uymayan vehme akıl denir mi?

Bu borazanlar ve onların akıl hocaları eğer bugün istedikleri kargaşayı oluşturamadılarsa bu kökü sağlam geleneklere dayalı, ehli sünnet cemaatlerden dolayıdır. Kur’ana ve sünnete bağlı birliktelikler, bu toprakların ana omurgasıdır. Eğer geleneği olan sağlam cemaatler olmasaydı toplum çoktan savrulur giderdi. Yıllardır laiklik adına dinsizliğin pompalandığı bu ülkede eğer hala Mümin ve Muvahhid kaldıysa, bu yönü Hakka doğru olan alimlerin şemsiyesi altında bir araya gelmek sureti iledir.

Sarı Saltuklar, Yeseviler, Şah-ı Nakşibentler, Geylaniler , Mevlana Celaleddin Rumiler,  ve geçmişten bugüne cümle Alperen ve Arifler tehlikeli öyle mi?

Hem Allah ve Rasülü bize bir araya gelin diyecek, cemaatle kılınan namaz tek başına  kılınandan yirmi yedi kat daha sevap olacak, iki kişi bir kişiden, üç kişi iki, kişiden daha hayırlı denecek,  Ali İmran 103’te Allah cc“Hep birlikte Allah’ın ipine (İslâm’a) sımsıkı yapışın; parçalanmayın; ayrılmayın. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın” buyuracak ve biz bunlara rağmen bir araya gelmek tehlikeli, cemaatler tehlikeli diyen şeytan yardakçılarına mı uyacağız?

Avucunuzu yalarsınız.  Sizin gibileri çok gördük.

Eğer iyi niyetli olsaydınız, sahte şeyhlere dikkat edelim derdiniz. Bize önderlik edenleri Kur’an ve sünnetle tartalım derdiniz. Kurnazca ve şeytani yöntemlerle ana omurgaya saldırmazdınız. Kötü niyetlisiniz ve siz de ihanet içindesiniz. Düşman, bizdenmiş gibi görünen ihanet çetelerini kullanarak bize ait kavramların içini boşaltmaya çalışıyor. Biz bu oyuna gelmeyeceğiz ve buna çanak tutanları da dikkatle takip edeceğiz.

Son söz Peygamber sav sözü olsun:

Şeytan insanın kurdudur. Sürüden ayrılan koyunu kurt kaptığı gibi, şeytan da cemaatten ayrılanı kapar. Sakın cemaatten ayrılmayın!) [Tirmizi]

(Cemaatten bir karış ayrılan, İslam halkasını boynundan çıkarmış olur.) [Ebu Davud]

 

EY ÇAKALLAR ALLAH ADİLDİR

 

images

Herkes merak ediyor, koca koca okumuş yazmış adamlar nasıl olur da büyülenir?

Aklını neden kullanamaz? Olan biteni neden göremez?

Bu sadece büyücü ile açıklanabilir mi?

Akıl bizi ustaya götürmek içindir. Hasta olunca doktora götürür. Kapı kırılınca marangoz arar. İşin sonunu görür. İnsanı alır Peygamber sav e götürür. Peygamber sav yerine şeytanlaşmış insanlara ve büyücülere götüren akıl, akıl değil vehimdir. Her şeyin olduğu gibi aklın da sahtesi vardır ve ona vehim denir. Sizi yönlendiren saikin akıl mı vehim mi olduğunu anlamak için de mihenk gerekir. Tıpkı sahte ve gerçek altının ayırt edilmesi için mihenk taşına vurulduğu gibi.

Aklın ve vehmin mihengi Kurandır. Akıl, Kuran’a uyan kararlar alandır.

Akıl sağlığı yerinde olmayan küçük bir azınlığı dışarıda bırakırsak, geride kalanların aklı nasıl devre dışı kalır?

Hz Mevlana dört özelliğin aklın çarmıhı olduğunu söylüyor. Eğer kişide bu huylar varsa aklı dört tane çivi ile çarmıha gerilidir ve kullanılamaz. Bu düzeltilmesi gereken huylar nelerdir?

Hırs, hepsi ve her şey benim olsun isteği. Şehvet, arzu ve isteklere gem vuramamak, haz peşinde koşmak. Makam, mevki, büyüklenme, beğenilme, popüler olma isteği. Tuli emel, ebedi olma isteği.

Yukarıda saydığım huy ve özelliklere sahip olanların kolayca yönlendirilebileceklerini hatırımızda tutalım ve devam edelim.

Olay sadece bir büyücünün marifeti ve mahareti ile açıklanamaz. Tuzağa koşan aç ve haris kuşlardır. Bugün malum örgütün bağlıları ve sempatizanlarının hepsi sadece dini duygularla orada değiller. Bunların hepsi yağmacı ekip.Kendilerine sunulan sahte cennetin hatırına sahte büyücüyü kutsamışlardır. Bunların her biri hem kafir gibi yaşayıp hem de bunu Allah için İslam için yaptıklarını söyleyebilecek kadar iğdiş olmuş tam bir karaktersizlik örneğidir. Şahsiyet ve karakteri olmayan, her boyaya giren tuhaf varlıklarla karşı karşıyayız.  Mesnevide, boyacı küpüne girip ben tavusum diye ortalıkta gezinen çakalın hikayesine göz atalım:

Bir çakal boyacı küpüne düşmüştü. Sonra postu boyanmış olarak çıktı. Kendini yeşil, kırmızı, pembe ve sarı renklerde görünce: – Ben mana aleminin tavusuyum, demeye başladı.Postu boyalı ve parlaktı, güneş de daha güzel gösteriyordu. Di­ğer çakallar ona: -Ey çakal,  bu ululuğa nasıl ulaştın, diye sordular. Çakallardan biri ise şöyle dedi:- Sen ya hile yapıyorsun ya da hakikaten bir manevi hal ve zev­ke eriştin. – Şu rengime bir baksana. Gül bahçesi gibi bir hale geldim. Al­lah’ın lütfuna mazhar oldum. Basit bir çakal hiç böyle güzel olabilir mi? Dedi.  – Peki sana çakal demeyeceksek ne diyeceğiz? – Yıldıza benzeyen erkek aslan deyin. Bunun üzerine çakallar dediler ki: – Tavuslar gül bahçelerinde salınırlar, sen de öyle yapabiliyor musun? – Olur mu öyle şey, çöle düşmeden nasıl Mina’ya vardım diyebi­lirim? ! – O halde tavus kuşları gibi bağırabilir misin? – Ne gezer! – Tavusun güzellik elbisesi doğuştandır. Hileyle, iddia ile hiç o güzelliğe sahip olabilir misin?!

Bazı akıllı çakallar hikayede olduğu gibi sorguladılar onu. Hz Pir der ki:

Pek çok çakal minber ve kürsülere çıkıp halkı kendine meftun etmeye çalışır. Fakat iç yüzleri boştur.Mesnevi. V. 766.

 

Ey Çakal ve çakal sürüleri, Allah varken ona hile yapmaya kalkmak kimin haddine.Büyücünüz içki için dedi içtiniz. Zina yapın ama zevk almayın dedi yaptınız. Oruç tutmayın dedi tutmadınız. Namazı tuvalette gözünüzle kıldınız. Çoğu zaman da es geçtiniz. Hırsızlık yapıp insanların geleceğini çaldınız. Binlerce insana iftira attınız hapislerde çürüttünüz. Cinayet işlediniz. Kuran ayetleriyle oynadınız.  Faturanız öyle böyle değil  dağlar kadar kabarık. Bütün bir halk sizden nefret ediyor.

Başkaları için söylediğiniz her ne varsa geldi üstünüze yapıştı.

Hem size hem de sizin yaptıklarınıza yelteneceklere son bir uyarım olsun. Şeytan gibi suçu başkasına atmayı bırakın da Adem gibi af dileyip göz yaşı dökün. Belki hala minicik de olsa tutacak bir yeriniz kalmıştır.

Ey çakallar Allah adildir.

 

Hüzün ve Hafiflik 

En sevdiğim yere bakarken ne hissettiğimi sordum kendime,

Hafiflik.

Rüzgar yaz akşamı kıvamında,
Karnım tok sırtımın pek olması şart değil,

Yazlık sinema havası 
Düğün dernek  müzik meydan,
Yeşil puanlı tabakta bir bardak çay
Allah baki
Allah dostları seferde
Sıhhat var afiyet berkemal
Eksik olan ne?
Bu neyin hüznü?

Gurbet.
İlle de gurbet
Ruh anavatana hasret
Sadece sokak lambası altında degil
Her yerde her durumda aramaya mecburuz
Aramaya mahkumuz hatta arama cezası bizimkisi,
Cezaevlerinde volta atmak gibi yaşamak

Biz hüznümüzden memnunuz
Hüzün olmasaydı başımızı eğip içimize kapanmazdik,
Ya eğilmeyen başlardan olsaydık?
Ya toprağı görmeden yaşasaydık?
Ya kibir boynumuzda bukağı olup kalsaydık?
Hüzün burun damlası gibi burnumuzu açıp dost kokusu aldırıyor, gözde sürme gibi göz alıcı ışıkları kırıyor, ağız tadı kulak açıcı hüzün, 
Şehitler neden kutsanır daha iyi anlıyor insan meydanda,
Kendinden azade oluyor vuslata eriyor hepsi,
Hüzün biz mahpuslar için işte, zindanı delip kurtulalım diye…
En sevdiğim yere bakıyorum dedim ya..

MERHAMET SOPASI

 

f752a97c3f96e6a789ec56b069e5fb24

İnsanlar neden bir sahte Mehdi’nin peşinden sürüklenir?

Bunun cevabı nedir?

Neden olan biteni göremez? Ferasetleri neden kapanır? Bu bir hata ve cehil midir yoksa başka bir sebebi mi var?

Bir defa yapılan şey hatadır. Tekrar ederse Cenab-ı Hakkın kahrı vaciptir. O’nun kahrı nedir?  Araf 179’a kulak verelim: Andolsun, biz cinler ve insanlardan birçoğunu cehennem için yaratmışızdır. Onların kalpleri vardır, onlarla kavramazlar; gözleri vardır, onlarla görmezler; kulakları vardır, onlarla işitmezler. İşte onlar hayvanlar gibidir; hatta daha da şaşkındırlar. İşte asıl gafiller onlardır.

Bundan yüzyıllar önce bir Yahudi kendini Hıristiyan gibi  göstererek onların  aralarına nifak sokmuş ve yüz binlerce insanı canından etmişti. (Mesnevi.I.321-739.) O curcunada bazıları hikayede anlatılan sahte şeyhin büyüsünden nasıl mı korundu? Hz Pir şöyle anlatıyor: Eski İncil’de bundan sonra gelecek Ahmet isminde bir Peygamberden söz edilirdi. İşte o zamanki bazı Hıristiyanlar okudukları pasajda Ahmet ismini görünce orayı yüzlerine sürerlerdi. Onların bu muhabbetleri o deccalin büyüsünden onları korudu. Hz Pir devamında diyor ki, ismi bunu yapanın kendisi ne yapmaz?

Bugünde bir deccalimiz var işte, haramı helal, helali haram yapıyor, göz boyuyor, efsun okuyor. Adamın söylediklerini Ahmet sav’le kıyaslamak bu kadar mı zor? Hırsızlığı mübah yapmış, tesettüre füruat demiş, içki, zina normalleşmiş, Mümine düşman kafire dost.  Ahmet sav ne dediyse tam tersini söylemiş.

Halk arasında söylenen darbı mesellerdendir: Haram mal kolay satılır derler.  Hatta malını satamayan bir sütçü muska yaptırmak için bir hocaya gelir, o da der ki biraz su kat çabucak satılır. Sebebini sorunca da senin helal malını yiyecek temiz mide yok der.

Akıl barıştan yanayken nefs kavgacıdır. İkisi de görünüşte barıştan söz eder , fakat aklın barış anlayışı uzlaşmaktan geçerken nefs kavgacıdır, güç ve iktidar arayışındadır. Nefsin barış anlayışı diğerini yok etmekten geçer. Akıl mazlumdan yanayken nefs kendisi de zalim olduğundan zalimlerle iş tutar. Nefs putperesttir. Allah’la savaşır en başta. Sahte Tanrılar edinir. Nefsin tek dünyası burasıdır. O yüzden sekülerdir. Akıl nefsi de yanına alarak gerçek Tanrıya ulaşmak isterken, nefs ayak diretir. Zevkperesttir. Haset sahibidir. Sadece kendisini değil herkesi de acımasızca yangına sürükler.

İnsanlar ve onların oluşturduğu organizasyonlar da böyledir. Ya nefs birlikteliğidir bir araya gelmeler ya da akıl arkadaşlığıdır. Bir topluluğun, bir organizasyonun, cemaatin ve arkadaşlığın yapısını anlamak içinse mihenk gerekir. Akıl ölçüsünü vahiyden aldığı için akıldır. Nefs vahye düşmandır ve başta da dediğimiz gibi putperesttir.

Neden batıl, bizi büyüler veya kör eder? Çünkü batıl nefsin arkadaşıdır ve şeytana yoldaştır. Zaten batılın büyüsüne kapılanlar da onun cinsindendir. Yine Hz Pir der ki: Dikenliğin gıdası ateştir; sarhoş dimağının gıdası da gül kokusu. Bir leş, bizce kötüdür, pistir ama domuzla köpeğe şekerdir helvadır.Mesnevi.VI.

      Hepimizin ödevi öncelikle  sahih ve içten bir tövbe ile gönlü süpürmek sonra da ağzımızı, midemizi, zihnimizi helale uygun hale getirmek ve gözlerimize de Muhammet sav in sünnetini sürme yapmak.

      Allah bazen merhamet sopası ile terbiye ediyor bizleri.

     Cuma hürmetine huzur ve afiyet isteriz Yaradandan. Ahir ve akıbetimiz hayrolsun.

 

Bir Çocuğun Başı Düşse Yeryüzünde…

her-gecenin-ikinci-yarisinda-dua-ve-istigfar-etmenin-fazileti

Allah’ın selamı rahmeti ve bereketi üzerinize olsun,

Cuma ahir ve akıbet hayrolsun,

Allah’a hakkıyla iman edenler yeise ve ümitsizliğe kapılmazlar…
Allah mutlak manada adildir.
Akıl bizi Peygamberlerin peşine düşürmek için verildi, her kim aklını şeytana ve duygularına esir etti, yoldan saptı.
Dünya hayatı oyun ve eğlenceden ibarettir der Allah, sahip olduklarımız bizim için imtihan vesilesidir.
Hayatı Peygamber sav den öğreniriz biz, O’nun dışındaki bütün üstatlar ve alimler onun hayatıyla tartılır, Ona benzemeyen hiç kimse O’nun vekili olamaz,
Ölüm bir son değil, bir yerden bir yere göç bizim için, bir yolculuk, başı ve sonu, müddeti belli bir serüven, belirsizlik gibi görünse de varılacak yer vuslattır.
O zaman hayata ve ölüme yükleyeceğimiz anlam, yolu hangi niyetle yürüyeceğimiz bize kalmış.
Eğlenmek çocuklara mahsus.
Bir çocuğun başı düşse yeryüzünde, burnu aksa, ayağı takılsa bir taşa mahzun oluruz biz, Allah’ın merhametinin üstünde merhamet yok, yaşadığımız her ne olursa biz yine O nun kucağına gideriz, şimdi de öyle yapalım, dua olsun silahımız, gözyaşı toprağa ektiğimiz tohumlar olsun, merhamet çiçekleri açsın önümüzdeki bahar, çocuklar bombalardan kaçmak için değil, önümüzdeki yaz saklambaç oynamak için koşuştursun yollarda, kışa döndüğünde dünya, baharı sobaların üstündeki kestanelerle çağıralım yeniden.
Peygamber sav e komşu olmayı dilerim son menzilde hepimiz için,

Hipnotik Darbe 

a2af6010-c02b-4f51-a65d-61d430d1e830

İnsan beyni kontrol altına alınabilir mi? İnsanlara iradelerinin dışında bazı işler
yaptırılabilir ve hatta cinayet işletilebilir mi? 1996 yılında Daniel Brandt
adlı bir yazar, sarsıcı bir kitapla çıkmıştı ortaya. “Beyin Kontrolü ve
Tanımlanamayan Gizli Hükümetler” adlı bu kitapta bir insana hipnozla bir
cinayet işletilebileceğini iddia ediyordu.
 

Hipnoz, Yunanca uyumak anlamına gelmektedir. Fakat hipnoz tam
anlamı ile uyku hali değil, uyku ile uyanıklık arasında olup, telkin almayı
kolaylaştıran bir ruh halidir. 

Geçmişte insanlar hipnoz ve benzeri yöntemleri bilmeden
kullanmışlardır. Hipnozun ilk olarak kullanılmaya başlandığını gösteren
belgelere Yunanlılarda rastlanmaktadır. M.Ö. 1400-1300 yıllarından kalma dua
taşlarında telkin ile ilgili bilgilere rastlanmıştır. Eskiden yunanlılar
gerginliklerin giderilmesi için hipnozu kullanmışlardır. Eski Galyalılar ise
hipnoza sihirli uyku adını vermişler ve siğili olan kişileri tedavi etmek için
kullanmışlardır. Uzakdoğu dinlerinde de bilinen hipnoz yöntemi çok eski
dönemlerden beri kullanılmakta idi. 1760 yılından sonra ise Avrupa’da Franz
Anton Mesmer tarafından gösteri şeklinde halka tanıtılmaya başlanmıştır.

İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar Hadisini de hatırlamakta
yarar var. Hepimiz bir hayalin peşindeyiz der Hz Mevlana da.  Aslında tam olarak gerçeğin ve hakikatin farkında değiliz. Hepimiz bize gösterilen bir rüyanın peşindeyiz.

On beş temmuz gecesi Türksata saldırıp bir görevliyi şehit
eden teröristin daha sonra su istediği ve suyu Peygamber sav in sünneti gereği
oturarak ve üç yudumda içtiği ardından insanlar homurdanınca ne var işte
arkadaşınız vatanı savunurken şehit oldu, ben ölseydim ben de şehit olacaktım dediği aktarılıyor. Bu hadisenin birebir gerçek olup olmaması çok önemli değil. Benzer örnekleri daha önce de çok işitmişliğim var.

İmam Gazali Batıniliğin iç yüzü adlı eserinde beyni yıkanıp
uyuşturulan insanlara bunun nasıl yapıldığıyla ilgili ayrıntılı yöntemleri
yazmıştır. Önce inandıkları ile ilgili şüphe tohumları ekmek, sonra boşluğa
düşürmek, ardından özel birisi olduğuna dair gizli payeler vermek, sonra üstün
güçleri olduğuna inanılacak bir otoriteye bağlamak, en önemlisi de sürekli bunu kimseyle paylaşmama yönündeki telkinleri. İmam Gazali kitabında bunları ayrıntılı bir şekilde anlatır.

İnsanları hipnoz etmek ve bunu sürdürmenin yolu muhakeme
etmelerini engellemek ve hiç durmadan telkine maruz bırakmaktan geçer. Malum insanların seçilmiş ve özel insanlar olduklarına dair inançları ve gizli saklı olmalarının altında durumu muhakeme etmeye fırsat bırakmamak yatar. Her birisine vad edilmiş özel cennetler vardır.

Teknik ve yöntemlerden uzun uzadıya bahsetmeyeceğim. Telefon
dolandırıcılarının hala başarılı olabildiklerini göz ardı etmeyin lütfen.
Otoriter bir ses, seri ve hızlı konuşmak ve gizlilik muhatabın düşünmek ve
durumu değerlendirmek fırsatı yakalamaması içindir.

Günümüzde özellikle görsel ve sosyal medya üzerinden yapılan algı operasyonlarının altında da benzer yöntemler yatar. Şüpheye düşürmek, boşlukta bırakmak, hızlı ve sık tekrar ve muhakemeyi engellemek.

Peki bu malum cemaatin rehabilite olma şansları var mı? En
önemli soru bu bence.

Hipnozdan çıkma şansları var mı? Düşük olsa da var. Tecrit ve
telkinlere maruz kalmaktan uzaklaştırmak yararlı olabilir. Ancak bir insanı
içinde bulunduğu inanç kuyusundan çıkarabilecek en etkili yöntem etkili ve yeni bir duygu fırtınası içindeki yeni telkinlerdir.

Örnek verecek olursak ayaklarının küçük olduğuna inandığı
için sokağa çıkmayan bir hasta için çağrılan Erickson hastanın  beklemediği bir
anda koltuk değneğiyle gencin ayağına basar ve hasta canhıraş acı içinde
bağırırken o daha sert bir ses tonuyla bu kadar büyük ayağın olursa ben de
basarım tabi der.

Yine de malum yapı için çok ümitvar olmamak gerekir.
Rehabilitasyon o kadar kolay olmayacak. Özellikle de bukalemun tarzı bir
kişilik yapılanması ile karşı karşıya olduğumuz düşünülürse.

Münafıkların Asr-ı Saadette de var olduğu, bizde hastalık
yapan mikropların her yerde ve her zaman mevcut olduğu  düşünülürse hastalanmamak için korunmanın yolu vücudu ve bünyeyi güçlendirmek ve bağışıklık sistemini güçlü tutmaktan geçer.

Güçlü olmanın en temel yolu ise en güçlüye dayanmaktır.

Bu topraklarda yaşayan insanlar, kendilerinden önceki
atalarının en güçlü olduğu dönemlerdeki gibi inanmalı ve yaşamalıdır. Anlatılanların özeti budur.