UTANÇ VE ÖFKE

Öfke geliyor önce

Sonra her şeyi

Elimin tersiyle

İtiyorum delice

 

Benden uzak durun

Dediğim bu aslında

İçerde bir duman

Bir kargaşa

Surat asık

Rengi kara

Sefil bir karmaşa

 

Bir utanç bu

Yapamamanın

Kontrol edememenin

Olanı biteni

Anlatamamanın

Kendini doğru dürüst

İfade edememenin

Yapmayın etmeyin

Diyememenin

Çığlığı sessizce ve

Sersemce

 

Sanki bütün bir dünyayı

Çaresiz bıraktım

Ulaşılmazım

Dayanılmazım

Ben çekildim ve kaldılar

Öylece

Oh olsun işte

Mahvolun geberin

Demece

 

Soruyorum

Neden

Neden böylesin

Bana bile gülüyor hince

Diyorum ki ona

Bağır çağır

Ne yapacaksan yap

Söyle kim sebepse

Sırtını dönme öyle herkese

 

Yapamam diyor

Alışmadım

Ne olacağını bilemem

Her aklıma eseni

Söyleyemem

Ne yapacaklarını

Bilemem

Başıma ne gelir

Nereye varır

Kestiremem

 

Aklım giriyor devreye

Bu günlerde

Bir bakalım diyor

Olana bitene

Ne sebep oluyor

Öfkene

 

Yok sayılmak

Dikkate alınmamak

Kenarda köşede

Unutulmak

 

Mmmm peki

Bunlar hislerin

Sana yapıldığını düşündüklerin

Bakalım bir de

Bunların karşılığında

Senin ne yaptığına

 

Yok saymak

Dikkate almamak

Kenara köşeye atmak

İçten içe kızmak

Surat asmak

Öfkelenip

Tırnaklarını kendine

Batırmak

 

Tek kişilik bir tiyatro

Stendap oynanan

Kendi başına

Reytingi varmı ki

Var gibi sanki

Yapmayız herhalde

Öyle olmasa

 

Zannetmem

Kimin umurunda

Yine olan sana bana

Bence şöyle,

Bize yapılanı

Yapıyoruz aslında

Demek istiyoruz ki

Yaptığınız bu bana

Nasılmış görün

Anlayana

 

Bir ikilem bu

Garip bir ironi

Hem istemek

Hem istemem demek

Korkudan kesin

Kısa yoldan kendini

İhtiyaçsız bellemek

Yan cebine konursa

Seslenmemek

 

Neyin korkusu ki

Sorumu bu

Tabi ki incinmek

Gel diyecekler

Umutlanacaksın

Sonra da

Sırtını dönüp gidecek

Haa diyecek

Bir şey

Diyordun

Bir şey istemiştin

Arada aklına gelirse

 

Ne yaşadın bilemem

Sayarım severim seni

Yanında dururum

İnanır mısın bilmem

Anlıyorum desem

Çok yorucu be teyzem

Gel çıkalım bu oyundan

Öfkenin korkunun

Utancın koynundan

Ne olacaksa olsun

Daha kötü değil

Daha beter olmaz

Şu an olandan

 

Söylemesi kolay

Ama iş başka

Biliyor musun

Eğer öfkemden vazgeçersem

Utancımla baş edemem

Utancım kapatmıyor üstümü

Çıplak kalıyor vücudum

Öfkeyle örtmezsem

Öfke yorganım gibi

Ceketim kabanım şapkam

Elimde sopam

Kılıcım tabancam

Risk yok mu var elbet

Ya Kendimi de vurursam

Kendime de sıkarsam

Oluyor da nitekim

Gözüm görmüyor ama

Eğer utanacaksam

Bilemiyorum o zaman

Yorganı neyle sarsam

 

Sağ olasın var olasın da

Yapılacak şey belli

Öfkelenen yeri utananla

Yüzleştirmeli

İkisini bir şekilde

Bir araya getirmeli

Görünüyor çok açık

Seviyorlar birbirlerini

Niye ayrı gayrı mesafeli

Birleştirsinler güçlerini

 

Şöyle bitsin o zaman

Öfke ile utanç bir araya gelsin

Sarılıp kucaklaşsın

Birbirlerini öpsün

Sarılınca ikisi de

Başka bir şeye dönüşsün

Büyü yapılmış ya bunlara

Vakti zamanında

Biri şecaat biri iffet olunca

Gökten üstlerine üç elma

İkisi onların olsun

Biri de bize onlardan hatıra

Faik Özdengül

Reklamlar

UMUT

Uzak bir ülkeydin sen

Kendine bakınca

Okyanuslar vardı

Asma köprüler

Ormanlar

Yüksek dağlar

Ulaşmak için

Kendine

Aşılacak çok engel

Gidilecek çok yol

Geçilecek çok geçit

Vardı

Seninle kendin arasında

 

Kendin henüz yazılmamış bir öykü

Kendin bir ulaşılmaz ülkeyken

Dönüp durdun gözü kapalı

Körebe oynar gibi

Ellerinle yoklayarak

Kulaklarını kabartarak

Havayı koklayarak

Yavaş ve dikkatli adımlar attın

Ulaştığın her öyküde

Kendine kement attın

Gözlerini açıp baktın

Soluklandın

Bu değil bu da değil

Ama buraya yakın

 

Her öykü

Biraz daha uzattı yolu

Her durak zamandan çaldı

Fark edemedin

Gittiğin gördüğün

Kilimini serdiğin

Duyduğun kokladığın

Her yer yeni bir öykü oldu

Sabredemedin

Kendini dışarıda

Kapının önünde bırakıp

Ellerini hofladın

Soğukta kaldın

Perdelerini araladıkları yerden

Anca sana gösterdikleri kadar

Dışarıdan bakıp gördüklerinden

Öykü yaptın

Pek çok anlattın

 

Hiçbir ülkede

Hiçbir yerde

Evinde hissetmedin

Hep yabancı

Hep uzaktan bir akraba gibi

Kalakaldın

Özlüyordun

Bir yer var

Olmalı

Biliyordun

Ama nerde

Gecede mi

Gündüz düşünde?

Anca nerden geldiğini bilmediğin

Ağlamaklı hislerde

Bazen de uzun kış gecelerinde

Karanlıkta yüzünü görmediğin

Bir sesin anlattığı

Korkudan titreyerek dinlediğin

Patlamış mısır kokulu

İncir üzüm ceviz kurusu dolu

Tabaklarla yenilen

Kış gecesi masallarında

Devlerde perilerde

 

Bekledin

Yaşamayı

Sevmeyi

Sevilmeyi

Hep erteledin

Oraya

O uzak ülkeye

Bıraktın

Kendini çok

Ama çok ucuza

Sattın

Atlas bir kumaştın

Gittin bir hırkaya

Yamadın

Başını yukarı

Kaldırmak yerine

Aya bir bardak suyun

İçinden baktın

Güneşi

Kerpiç duvarlarda

Aradın

 

Şimdi

İşte şimdi

Bir kıpırtı var içinde

Yeni bir ses

Bu kez olacak

Yeni bir yol

Korkma yürü

Diyen

Hep işittiğin ama

Bu kez duyduğun

Hep baktığın ama

Bu kez gördüğün

Gözünü oğuştur

Kulağını temizle

Gönlünü aç

Acele et

Teslim ol

Güven

 

Nicedir kendime

Ulaşmak dilerim

İsterim ki

Gittiğim her yerden

Tersine bir seferle

Kendime geleyim

Kendi kapımı

Açıp

Kendi soframı

Sereyim

Kendim diyorum da

Maksadım sensin

Kendimi bulup

Sana vereyim

Senin olayım

Seni göreyim

Seninle halleşip

Seni seveyim

 

Olacak

İllaki olacak

Sana güvendim

Beklerim

Bir şey öğrendim

Bu defa

Hep senin adını

Söyleyip

Hep seni

Anmak niyetim….

Faik Özdengül

GÜL

Beyaz sakallı

Güzel yüzlü

Kırmızı gülleri olan dede

Başını kaldırıp

Elleriyle

Terli alnına

Dokundu

Huff dedi

Beli ağrırken

Tam bu sırada

Birkaç damla ter

Gülün yaprağına

Kavuşmak için

Yola düştü

 

Ter damlaları inerken

Yaprağa doğru

Bir güle dokunmak için

Bir gül goncası açsın diye

Geçen

Onca yıl da

Onlarla birlikte

Damlacıkların içinde

Yükü sırtında

Güle doğru

Uzun uzadıya

Göçtü

 

Hep terledi

Hayatı boyunca

Oyun pek görmedi

Kazma kürek verdiler

Oyuncak  almadan eline

Ne zaman uzansa

Dokunmak sevmek için

Bir güle

Parmağı değdi dikene

Acıdı kanadı uf oldu

Küreği kazmayı tutunca

Geçer dediler

Gerçekten de geçti

Dindi acısı

Küreğin sapını

Sıkı sıkı kavrayınca

 

Kırmızı bir güldü

Aradığı

Bu yüzden

Çok diken yuttu

Öğrenince

Gülle bülbülün hikayesini

Bu kez

Bülbüllüğe soyundu

Soyundu soyunmasına da

Bülbül olmak  zordu

Karga dediler

Kuzgun dediler

Her seferinde

Yuttu yutkundu

Yıllar boyu

Gülün rengiyle

Kokusuyla

Hayaliyle avundu

 

Sordu soruşturdu

Kitaplar karıştırdı

Ara aramasına da

Dediler

Tamam vazgeçme

Fakat kendin ek

Kendin yetiştir

Her kırmızı gül değil

Hazanı var bunun

Mevsim değişir

Elin yüzün

Kan revan

Bunca zaman diken

Yediğin yetişir

 

Toprak lazım önce

Kendinsin öne eğil

Tohum?

Niyaz dua sadaka

Bahar yağmur?

Çalış çabala ağla

 

Güzel yüzlü

Eğilip kalktı

Başı toprağa

Elleri arşa

Her eğilişte

Birkaç damla

Kokusu geldi önce

Sonra gonca üstüne

Gonca

 

O gün bugün yolda

Gül yetiştiren adam

Değil mi ki yol

Güle doğru

Bülbül olmasın

Karga desinler

Kuzgun desinler

Alnı terlesin

Beli bükülsün

Ne gam

 

Bir gül için

Çıktı ya yola

Kim ne diyebilir

Sebepler yaratana

Atlı ya da yaya

Olsun

Yolda olmaktır

Değer

Alay etme

Bir karınca

Süleyman olacağım

Diyorsa eğer

Sen niyetlen hele

Asıl olan himmettir

Gerisi kaza ve kader

Faik Özdengül

SAKLAMBAÇ

 

 

Sıcak olmakla

Renkli olmayı

Bir tutarlar

Bir kullanırlar

Konuşup durular

Anlatırlar

Renklerle ne denli

İçli dışlıysanız

Sizi

O denli sıcak bulurlar

 

Renksizlik soğuk

Renksizlik karanlık

Renklerden ayrılık

Gri kasvetli bulanık

Bir uzaklık

Öyle sayarlar

 

Şöyle öğrettiler

Işık şart

Renkler için

Işık varsa

Güneş varsa

Aydınlık

Değilse karanlık

Oturup kalkıp

Bunu söylediler

 

O zaman renkli

Bir insan da

Işığı olan

Güneşi olan

Isınan biri olmalı

Ki sıcak olsun

İçindeki güneşle

Işıkla renklenip

Aydınlatsın

Hem ısınsın

Hem ısıtsın

 

Daha siyah

Daha gri

Giyinenler

Üstünü başını

Renklendirmeyenler

Üşüyenler

Diyebilir miyiz?

İçlerindeki

Güneşsiz

Buzlar ülkesinde

Yaşayanlar

Isınmayanlar

Karanlıkta kalanlar

O yüzden mi siyah?

Daha çok ışık alıp

Isınmak için mi

Öyle giyiniyorlar

 

 

Her çocuk

Buzlar ülkesinden

Gelir de

Güneş gibi bir anne mi

Isıtıp

Renklendirir onu?

Daha çok sarılırsa

Daha çok dokunup

Ovalarsa okşarsa mı

Buzları erir

Gözleri gülerse annenin

O zaman mı

Işık alır

Renkleri görür?

 

Ya da sıcak

Ülkelerden gelip

Burada mı

Deepfreeze konuyorlar

Donsun ki

Gürültü etmesin

Etrafı döküp

Dağıtmasın

Başkalarının yanında

Annesini

Utandırmasın

Uslu dursun

Arsız olmasın

Ağlayıp sızlayıp

Bir sürü şey isteyip

Büyükleri

Usandırmasın

Kendi kendine

Oyalansın

 

Soğuk ülkelerdeki insanlar

Güneş arsızıdır

Nerede bir ışık

Ne ara bir güneş görse

Soyunur dökünür

Güneşe öykünür

Hemen gider çünkü

Çabuk kaybolur

Renkler bir anda

Griye hapsolur

Sevilmeye muhtaç

Çocuklar gibi işte

Onlar da

Her gülen yüze

Her açılan kola hasret

Çabucak vurulup

Aşık olur

 

Güneşi kaybolan çocuklar

Ayı bekler

Daha az renkle

Siyahla griyle

İdare eder

Bulutlar çökünce

Sis kaplayınca

O da gider

Napsınlar

Kimi uzak ve sıcak

Ülkelere

Göç eder

Kimi başını eğer

Kimi yeri eşeler

Kimi de

Bitmez tükenmez

Bir umutla

Yazı bekler

 

Üşüyen çocuklar

Ne zaman dondular

Ne ara griye

Hapsoldular

Kim bilir

Ne pahasına

Renklerinden vazgeçip

Karşılığında

Karanlığı

Satın aldılar

 

 

Bakın şimdi

Beni dinleyin

İşin içinde

Başka bir oyun var

Çocuklar

İçimizde bir yerde

Saklanmış

Üstü korkuyla

Kaplanmış

Kocaman

Apaydınlık

Sıcacık bir

Güneş var

Gözümüzü kapatınca

Korkuyu dağlara taşlara

Atınca

Nehirlere bırakınca

Ellerimizi yukarı

Kaldırınca

Birkaç damla da

Yaş akıtınca

Saklandığı yerden

Çıkacak

Sobe diyecek

O zaman

İçimiz dışımız

Renkli kalemlerle

Boyanacak

Hava hiç

Kararmayacak

 

Yaa sevgili çocuklar

İşte bu yüzden

Saklambaç diye

Bir oyun var

 

Faik Özdengül

Ricam Şu!

İçimde

Bayağı içerde

Bir yer var

Kaçtığım

Dayanamayıp

Kendimi attığım

Soluk soluğa kaldığım

Zamanlarda

Sığındığım

 

Oraya gittiğimde

Yerime birisini bırakırım

Soğuk

Ukala

Umarsız

Kibirli

Tepeden bakan

Her şeye

Herkese uzak

Mesafeli

Öfkeli

Birisini

Niye?

İşler aksamasın diye

 

Ben dinlenirken

Kendime gelirken

O bekler

Durumu idare eder

Bir yandan da

Gözlerim onu

Endişe de ederim

Korkarım

Bir aksilik yapmasa

Başıma iş açmasa

Diye

 

Açar tabi

Bir sürü iş

Bir sürü soru

Bir sürü aksama

Düzeltilmesi gereken

Sonra

 

Şunu demiştin

Der insanlar

Şöyle söyledin

Böyle davrandın

Umursamadın

Uzaklaştın

Kırdın

İncittin

Acıttın

 

Ben değildim o

Diyemem

Anlatamam

İnandıramam

İnsanları

Yakınları

Akrabayı taallukatı

Eşi dostu

Arkadaşları

 

Ben o sırada

İçerdeydim

Güçsüzdüm

Yorgundum

Hastaydım

Raporluydum

Mazeretim vardı

Şarjdaydım

Diyemem

İnanmazlar

Anlamazlar

 

Çoktan

Çeteleler tutulmuş

Faturalar yazılmış

Ödeme emirleri çıkmış

Postaya verilmiş

Al bakalım sana

İntikam

Mesafe

Öfke

Suçlama

Saldırı

Nasıl olurmuş

Gör anla

 

Dayanırım biraz

Kem küm ederim

Anlatmaya çalışırım

Didinirim

Uğraşırım

Öncekine dönmek için

Bu kez

Daha büyük

Bedeller öderim

Tavizler verir

Sermayeden yer

Sıfırı tüketirim

Şarj bitince de

Kaçar yine

İçeri girerim

Ben içerdeyken

Dinlenirken

İyileşirken

Yeni sermaye

Yapacağım diye

Terlerken

Vekilim

Güya bana iyilik

Olsun diye

Korumak için beni

Saldırıya geçer

Taarruz eder

Kırar döker

Yeni borçlar eker

Ve

Bu hikaye böyle

Devam edip gider

 

Yerime bıraktığıma

Ne derim

Nasıl kızarım

Aynam o benim

Ondan değil

Kendimden bizarım

İçerdeki deliğimde

Ne hissediyorsam

Onu yansıtır o

Acı çekiyorsam

Acıtır

İncinmişsem

İncitir

Ötelenmişsem

Öteler

Öfkeliysem

Kızdırır

 

Sığındığım delikte

Konuşamadığımdan

Gömüldüğüm için

Ellerimin arasına

Bir de ağlayamam ya

Kalbimin yarasına

Anca üşür titrerim

Ardı sıra

O yüzden

Önceden hazırlanmış

Mektuplarım olur

Hazırda

Onlardan birisini

Alıp çıkar

Yerime bakan

İnsanların karşısına

Nasıl okursa artık

Tahmin edin

Davranışlarla

Her yer

Haliyle

Alabora

 

Yorucu olduğunu

Biliyorum

Özürler diliyorum

Eğer mümkünse

Ricam şu

İçeri kaçtığımda

Uzaklaştığımda

Güçsüz kaldığımda

Yerime birini

Bıraktığımda

Biraz bekleseniz

Olmaz mı?

Gelirim nasılsa

Söz

Bir gün o delikleri

Kapatacağım

Allahın da yardımıyla

                                                                      Faik Özdengül

YOL

Taş sokaklar

Yokuş iniş

Binalar eski

Balkonlar çiçekli

Çamaşırlar

Beyaz, renkli

Pencereler açık

İçerisi

Rüzgarla oynaşan

Tül perdelerde

Gizli

 

Yol ihtiyar

Tecrübeli

Yüzü yerde

Sırtı düğmeli

Yorgun

Çok sigara içmiş belli

Titrek nefesli

Üstü başı kirli

Üstünde

Denize doğru

Yürüyenlerin ayak izi

 

Yüzler ve yerler

Güneşli

Rüzgar

Ilık ve mütebessim

Güneşle birlikte

Hem evlerin

Hem dükkanların

Hatırlı misafiri

Herkesle senli benli

 

Kimi diyor kuşluk

Kimisi

İkindi vakti

Gözlüklü olanı da var

Bazılarının alnında eli

Üstler başlar afilli

Ana baba

Çoluk çocuk

Hepsi keyifli

 

Bir sükunet

Var havada

Ev ev

Oda oda

Dağda kırda

Yolda

Acelesi yok

Hayatın

Zamanın

Saatin

Yavaş ve sakin

 

Usulca uçuşuyor

Perdeler

Sarı pembe

Mavi beyaz

Sabah ve akşam

Sarmaş dolaş

Estikçe meltem

El sıkışıp

Kucaklaşan

Birbirleriyle hoş

Dost arkadaş

 

Yaşlısı kadını

Yeni yetme delikanlısı

Çocuğu

Annesi babası

Karpuz sergisinde

Tentenin altında

Dilimlenmiş karpuzlarıyla

Dişlerini kırmızıya boyayıp

Bir yandan da hararetle

Dün akşamki olayı

Tartışıyorlar

 

Yol diyor sevmez

Gürültüyü

Evin en büyüğü

Denize doğru

Yürünür hepsi bu

Yürüyen saygı görür

Yürümeyen susar

Oturur sessizce

İşine gücüne bakar

İsterse yürümek

Yeniden yürüyenlerle

Oturduğu yerden kalkar

Ve paçaları sıvar

Yol yürüyeni sever

Yürümeyenden korkar

Hep gördük duyduk

Bildik öğrendik

Yürümeyip oturanlar

Gürültü yapar

 

Su küçüğün

Söz büyüğün yolda

Konuşulanlar yeterli

Zaten karpuzlar da bitti

Herkese afiyet olsun dendi

Bu işte hepsi

Bir gölgede dinlenmek

Bir bardak su içip

Bir dilim karpuz yemek

Rızkın varsa

Bir parça da ekmek

Yaşamak denilen şey

Bumuymuş demek

Sonra sessiz bir düdük

Sadece yolcunun duyduğu

Bu kadar mola yeter

Sen guruptan ayrıl

Bizimle gel

Daha yürüyecektik ama

Çoluk çocuk eş dost

Bitti

İyi de bunca emek?

 

Yolda

Yol kesenler var

Yavaşlatan

Denizi unutturan

Kenarlarda oturan

Durmadan söylenen

Yoldan alıkoyan

Ya da yürürken

Kulağa fısıldayan

Kenara çağıran

Zor diyen

Üfleyen püfleyen

 

Bir de kılavuzlar var

Gitmiş ve gelmiş olan

Yolu bilen

Denizi anlatan

Hadi diyen

Dayanın

Uyanın

İnanın

Güvenin

Aldanmayın

 

Hele bir kulağını tıka

Bir an olsun

Gözlerini kapa

Hisset

Yosun kokusunu

Duyuyor musun?

Gidenlerin hikayelerini

İşitiyor musun

Kılavuzdan

Az sabır

Yokuş bitecek

Denize ulaşınca

Deyince suya

Gövden

Damlan

Deniz olacak

Bunca zahmet

Merhametmiş

Meğerse

O gün

Anlaşılacak

Faik Özdengül