MUAMMA!

 

 

Ben yürüyüp koşmak istedikçe içimde bir yer ağır kalıyor.

Kömürden bir yığın gibi, bardağın dibine çöken tortu gibi siyah bir birikinti. Bırakamadığım, bırakılmayan. Onu da kendimle birlikte taşımam gerekiyormuş gibi.

Yürüyüp koşmak hatta bir anda çok uzun mesafeleri kat edecek şeffaf bir yerimi de hissediyorum. Ayaklarından bağlanıyor sanki belli bir süre sonra diğeri tarafından. Şeffaf yerim gülümsüyor, her şeye rağmen yorulmuyor, vazgeçmiyor. Şeffaf kanatları var sanki hep ileri doğru açtığı.

İkisi bir arada takdir edilmişler gibi birbirlerinden haberdarlar içerde. Dışlarında ikisini de gizleyen bir elbise içinde bazen o bazen diğeri egemen birbirine.

Siyah olan çok konuşuyor, sızlanıyor, şikayet ediyor, küsüyor, tembellik ediyor, suçluyor, inciniyor. Kaygılı, endişeli, korkak.

Şeffaf olansa çok mutlu, her halukarda mutlu, sessiz, rüzgarda rakseden yapraklar gibi, dalgalanan ince saçlar gibi, bembeyaz kanatlı kuğular gibi, kaygısız, endişesiz, güven içinde, her nereye bıraksanız ona benzer, onun şeklini alır, onunla bir olur, onunla akar ve çok hafif, incinmiyor, küsmüyor, suçlamıyor, korkmuyor.

Siyah olan baskın çıkmaya çalışıyor, görünmek istiyor, öne atılıyor, nefreti, kini biliyor savaşçı. Diğerinin tek istediği şey özgürlük. Karanlıktan sıyrılıp özlediği yere ulaşmak, tek istediği bu. Bir şeyin parçasıyım ben diyor. Bir yeri, bir şeyi özlüyor. Neyi sevse ona benzetiyor. Onu arıyor. Tüm çabası ulaşmak. Tüm derdi özlem.

Siyahın zevkleri belli. Yesin içsin, biriktirsin, toplasın, görünsün, önemsensin, alkışlansın, tapınılsın, varolsun.

Şeffaf olansa susunca keyf alıyor, karanlıkta görüyor, yalnızlıkta dinleniyor, duyulmayan müziğin peşinde.

Birbirlerine zıtlar. Nasıl bir araya gelmişler? Muamma.

İkisinden de daha güçlü bir gücün oyunu gibi.

İkisini de görüyor, ikisini de hissediyor bir başka yerim. Kendi başına hangi tarafı tutacağına karar vermekte zorlanıyor. İkisine de ihtiyacı var biliyor. Aklına danışıyor. Özgür ruhlardan soruyor. Öğrenmek istiyor.

O zaman yol yordam bilenlerin anlattığı hikaye imdadıma yetişiyor. Güzel ötüşü güzel görünüşünden dolayı kafese konulmuş tuti kuşunun hikayesi.

Sahibi Hindistan’a giderken halimi Hindistan’da falan yerde özgürce uçan akrabalarıma anlat onlara selamımı söyle diyen tutinin hikayesi. Tutinin efendisi gittiği yerde tutisinin arzusunu yerine getirince, oradaki bir takım tutiler bir zaman titredikten sonra kendilerini yere bırakıp ölürler. Buna bir hayli şaşıran ve üzülen efendi geri döndüğünde durumu olduğu gibi tutisine anlatır. Durumu anlayan tuti de aynısını yapar ve kafeste titreyerek ölür. Şaşkınlık içindeki adam kafesi açıp da ölü tutiyi eline almaya çalışırken tuti birden canlanıp uçunca anlaşılır her şey. Özgür ruhların hal diliyle tutsak tutiye verdiği öğüt.

Tutsaklıktan ölerek ya da ölü taklidi yaparak kurtulabilirsin…

Ben de anladım:

İçimdeki iki taraftan birisi bir gün ölümü tadacak. O zaman gerçekten özgürleşeceğim. O zaman kadar da ölü taklidi yapacağım…

Dr Faik Özdengül

Reklamlar