EY AHALİ!

images (1)

Bizim öğrendiğimiz şudur:

Herhangi bir bela ve sıkıntıyla ile karşılaşınca “Allah’tan geldik ve yine O’na döneceğiz” deriz.

“Onlar başlarına bir musibet geldiği zaman: «Biz Allah’a aidiz ve sonunda O’na döneceğiz.» derler.” Bakara.156.

Ayette geçen onlar biz miyiz?

Biziz evet. Müminleriz. Allah’a ve Hz Muhammet sav in O’nun elçisi ve Rasülü olduğuna inananlarız.

Bela veya sıkıntı nedir?

‘Belâ’nın sözlük anlamı, denemek, yapmak, bitkin hale getirmek demektir. Kur’an-ı Kerim’de daha çok denemek, sınamak, imtihan etmek anlamlarında kullanılmaktadır. Denenmek veya bir sınamaya uğramak insanı yıprattığından dolayı ‘belâ’ kelimesiyle ifade edilmektedir.

Bizim babalarımız, özellikle de dedelerimiz savaş, ve şehadet kavramından haberdarlardı. Dedelerimizin ve onların babalarının kuşağından neredeyse her ailede bir şehitin varlığı konuşulagelir, bunu hepiniz biliyorsunuz.

Bugün üniversite çağında olan kuşak özelikle de doksanlardan sonra doğanlar, ülkenin bugünkü şartlarını doğru dürüst değerlendiremiyor. Çok sıkıntı görmemiş ve  biz bu topraklarda hep rahatlık içinde yaşamışız gibi hissediyorlar. Rahatlarının bozulmasına hiç tahammülleri yok. Bizim kuşağımızın içinde ise, seksenlerden bugüne kadar olan biteni görmesine rağmen, bugün çok mal kazanmış rahata ve konfora kavuşup kaybedeceği çok şey biriktirmiş olanlarımız da, sanki hep böyle yaşamış gibi rahatlık endişesi taşıyor.

Benim dedem 1983 te vefat etti. O zamana dek, bağda yonca ektiği yerin kenarında bir alanı hep boş bırakırdı. Soranlara da harp çıkarsa oraya buğday ekeceğim derdi.

Biz bir milletiz öyle değil mi? Çok eskiden beri öyleyiz. Öyle okuduk kitaplarda ve bu topraklarda birlikte yaşıyoruz, ben hepimizin de ortak bir takım ilkelere sahip olduğumuza inanıyorum örneğin:

“De ki: Şüphesiz benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm hepsi âlemlerin Rabbi Allah içindir.” Enam.162.

Biz yaptığını sadece Allah için yapan insanlardan oluşan bir millet değil miyiz? Allah için seven, Allah için buğzeden, Allah için öfkelenen,  gerekirse Allah için savaşan ve barışan insanlar? Öyle değil miyiz?

Bizim ırk için, renk için, tarla için, menfaat için savaşmamız kadar aptalca bir şey olur mu? Eğer bugün böyleyse sahi biz kimiz?

Ve merak ediyorum sahi biz hangi milletdeniz?

Rahatı bozulacak diye ödü kopanlar, malı azalacak diye titreyenler, ölümden ve şehadetten nefret edenler, menfaat için düşmanla oturup kalkanlar, yalancılar, ağızlarından kin ve nefret kusanlar, küfürbazlar, fitne ve fesat yayanlar, hiç ölmeyeceğini sananlar.

Hep birlikte tövbe etmeliyiz.

Ebu Hüreyre (r.a.) bir hatırayı bizimle şu şekilde paylaşıyor:
Mekke’nin fethedildiği günlerden bir gündü. Hazreti Peygamber (s.a.v.) Ebu Kubeys dağına çıktı, Kâbe’yi Şerifi oradan seyrediyor öyle Kâbe’ye bakıyor ve şöyle diyordu: Ey Kâbe! Allah’ın nuru sende ne kadar tecelli etmiş, Ey Kâbe! Ne kadar güzelsin, Ey Kâbe seni çok seviyorum daha birçok iltifat ve sevgi ifadeleriyle Kâbe’ye teveccüh ediyordu. Sonra şöyle dedi: Ey Kâbe bu kadar ihtişama rağmen, bu kadar nura rağmen, ben yine bir tane müminin kalbini sana değişmem.  Taberi Tefsiri / İmamı Taberan’i (k.s.)

İslam Milleti Mümin kalplerden oluşur. Birbirine sövmez, Allah’ın emri ve rızası dışında savaşmaz, birbirini sevmeden iman etmiş olmayacağını ve cennete gidemeyeceğini bilir. Dostluğu da düşmanlığı da Allah içindir. Varın bundan sonrasını siz düşünün.

“Çaresiz, mallarınızla ve canlarınızla imtihan edileceksiniz ve kesinlikle gerek sizden önce kitap verilenlerden ve gerekse Allah’a ortak koşanlardan bir çok incitici sözler işiteceksiniz. Eğer sabreder ve Allah’tan korkarsanız işte bu, azmedilmesi gereken şerefli işlerdendir.” Ali İmran 186.

FASIK

bisikan iblis

Her şeyi bütün açıklığıyla gördüğünüzden tamamen  emin misiniz?

Tartıştığınız ve birbirinizin kalbini kırdığınız çoğu durumda,  konuyla ilgili tam bir bilgiye sahip misiniz?

Kesin kararlar verdiğiniz, inandığınız, ölümüne peşinden gittiğiniz  davalarınıza, nasıl ve hangi saiklerle inandınız?

Olduğunuz yerdeki duruşunuzun arkasında dünyevi sebepler mi var? Yoksa vehimlerle kendinizi ikna etmek zorunda kaldığınız oluyor mu?

Başka birisiyle ilgili kararlarınız bizzat kendi gözleminiz mi? Gözünüzle kulağınızla hislerinizle şahitlik ettiniz mi, anlattığınız ve diğerlerini ikna etmek için uğraştığınız onca şeye?

Konuştuklarınız ve anlattıklarınız gazete haberi mi? Facebook ya da twitter paylaşımları mı? Eşten dosttan, akrabadan duyduklarınız mı?

Bütün bunları neden sordum?

Yapıp ettiklerimiz, konuşup dinlediklerimiz, duruşumuz ve yürüyüşümüz, yiyip içtiklerimiz yolculuğumuza değsin diye.

Yolun sonu,  aldığımız nefese kadar hakkımızda yazılıp çizilmiş bir defterin yüzümüze okunacağı bir kapıdan geçiyor çünkü.

” Ey iman edenler, eğer size bir fasık bir haber getirirse onu iyice araştırın, sonra bilmeden bir topluluğa sataşırsınız da yaptığınıza pişman olursunuz.” Hucurat.6.

Kimdir Fasık?

Allah’ın emirlerine aykırı davranan, günahkâr, kötü huylu, kötülük yapmayı alışkanlık hâline getiren kimse.
Lügatta, çıkmak manasına gelir. Daha özel bir anlam ile “olgun hurmanın kabuğundan dışarı çıkmasına” denir. Istılahta ise, Allâh’a itâati terkedip O’na isyâna dalmaktır. Yani kısaca ilâhı emirlerin dışına çıkmaktır.
Allah’ın emirlerine ve bir de kendimize bakarsak, sizce yaşadığımız yerde fasık olan mı yoksa olmayan mı çoktur?

Fasık zaten günahkardır, şehveti ve duygularıyla hareket eder. Aklı ve Allah’ı göz ardı eder. Söylediklerinin ardında aklı örten koca duygu bulutları vardır.

Bir deney yapalım şimdi, işaret parmağımızla bir gözümüze bastıralım. Bakın küçücük bir parmak gözü görmez yapıyor. İşte o parmak gibi içimize gizlenmiş ne çok göz kapayıcı var biliyor musunuz? Öfkesi, garezi, hatta şefkat ve merhameti, sevgisi haddini aşmış nicelerimiz, parmaklarıyla gözlerini kapamış gibidir. Gerçekte olan biteni göremez. Duygularımız bulutun güneşi örttüğü gibi, gönül gözümüzün önüne perdedir. Suyun üstünü kaplayan yapraklar gibidir. Bir rüzgar gerek ki bulutları alıp götürsün, yaprakları kenara itip berrak akıl suyunu ortaya çıkarsın.

O yüzden karşılıklı en az iki tarafı ilgilendiren problemlerde, olayın duygusuyla sıvanmamış üçüncü bir göz şarttır.

O zaman kendimize hisse çıkaralım:

Bütün bilgisine sahip olmadığımız olayları aktarırken yargılamalarda bulunmayalım. Bize sunulan haberlerin kaynağını araştıralım. Günahkar ve fasık habercileri irdeleyelim. Kararlar alırken bulutlar dağılıncaya kadar bekleyelim.

Akıbet hayrolsun.