ARTIK ONA MEYLET!

Koşmak istiyorum ama koşamıyorum. Ayaklarım sanki onda kalmış.

Oysa ben onunla koşmak istemiştim. O yüzden ona vermiştim ayaklarımı, ellerimi. Ve avucumdakini.

Kilitlenmiş durumdayım.

Daha anlat duygularını dedim.

Anlatamıyorum deyip kestirip attı.

Yüzündeki öfkeyi fark etmek zor değildi.

Kendime kızıyorum dedi.

Sonra öfkesini inkar etti.  Ardından öfke hızlıca üzüntü oldu. Baş öne düştü.

Ne denirdi ki. Sustu zaten.

Sessizlik uzun sürdü.

…………..

O sırada uzaklarda yağmur çiseliyordu.

Bir kadın elleriyle yağmura dokunmak için penceresini açtı.

Küçük bir çocuk ağacından düşen yaprağı tutmaya çalışıyordu.

Daha uzaklarda ölmek üzere olan bir adam solgun gözlerle son kez yakınlarına bakmak için güçlükle gözlerini araladı.

Yükseklerde bir kayanın kenarında genç bir adam sigarasını yakmaya çalışıyordu esen rüzgara inat.

Çöpleri karıştırıyordu birisi.

Ötekini uyku tutmamış bir o yana bir bu yana dönüp duruyordu.

Ağlayarak dua ediyordu yaşlı kadın.

……………

Kaygılısın dedim. Belirsizlik korkutuyor. Düşüncelerine dur diyemiyorsun.

Kulaklar duymuyor. Göz görmüyor. İrade sanki kağıttan bir gemi. Sürükleniyor.

Kızıyor, öfkeleniyor, üzülüyor, kaygılanıyor sonra da inciniyorsun.

Anlayış bekliyorsun.

Anlaşılmamak daha da deli ediyor. Daha da üzüyor.

Sabır tutulması zor, yakıp kavuran bir ateş olmuş. Oysa en çok ona ihtiyacın olduğu halde.

Uyumak istiyorum dedi. Sadece uyumak.

…………

Bir rüzgar esti birden. Birkaç yağmur damlası ulaştı kadının eline.

Yaprağı çocuğun avucuna koydu.

Adamın gözleri açılamadan uzaklara kaydı.

Sigarasını yaktı genç adam. Çöpler karıştı. Yatakta dönüp duran uyuyakaldı.

Yaşlı kadın duasını bitirip başını kaldırınca yaşlı eşini gözyaşlarını silmek için beklerken buldu.

…………

Koltukta uyuyakalmışım sanki dedi. Uyudum mu ben?

Daha iyi hissediyorum…

Dokunmak istedim ancak sadece şefkatle gözlerine bakabildim. Çok şey söylemek istedim o anda. Fakat susmak en iyisiydi. İnşirah suresini hatırlattım tek:

1-Göğsünü açıp seni ferahlatmadık mı?

2-Ve yükünü sırtından kaldırmadık mı?

3-Ki o yük belini iki büklüm etmişti!

4-Ve senin şanını yüceltmedik mi?

5-Sözün özü: elbet her zorlukla beraber tarifsiz bir kolaylık vardır;

6-evet, her zorlukla beraber tarife sığmaz bir kolaylık vardır.

7-Şu halde, (zorluktan) kurtulduğunda (kolaylıktan) nasibini gözet!

8-Ve (yüzünü) yalnız rabbine dön; artık hep (O’na) meylet!

Dr Faik Özdengül

DOĞAN GİBİ AVLAN!

Bize okutulan tarih kitaplarında insanların avlanarak yaşama başladıkları anlatılır. Avcıdır insanoğlu. Hayvanlar da öyle. Avlanarak yaşarlar. Yaşam yenen ve yenilenlerden oluşur der Hz Mevlana. Yaşamak için avlanmak. Yenilmemek için yemek zorunda olan canlılar. Bedensel olarak böyleyken, insan ruhuyla da avlanır mı? Bu soru geldi aklıma.

Sabahları uyanamıyorum. Üstümde bir ağırlık. Güne başlamak işkence gibi.

Ya gece? Geceye de başlayamıyorum. Uyuyamıyorum.

Hayatta kalma endişesi var mı?

Hayır. Karnım doyuyor. Başımı sokacak da bir yerim var.

Güne başlarken bir amacın var mı? Geceden yarını planlıyor musun?

Hayır. Aynı şeyler. Aynısı olacak muhtemelen.

Neler oluyor bu günlerde?

Neler oluyor? Mesela Güney Afrika’da Dünya Kupası maçları var. Politik çekişmeler biraz daha hararetli. Trafik karmaşası. Hastalıklar. Ölüm ve kaza haberleri. Terör olayları. Kıskançlıklarım. Bunalımlarım aynı. Endişelerim. Sorumluluklarım. İş arkadaşlarım. Ailem. Hep aynı.

Avlanıyor musun?

Avlanmak?

İnsanlar eskiden avlanmak için çıkarlarmış her gün.

Duymuşluğum var. Eski masallardan. İzlediğim filmlerden.  Birkaç kitap okumuşluğum da var.

Çocukken sabah kolay uyanır mıydın?

Evet. Kolay da uyurdum. Bedenim yorulurdu fakat zihnim rahattı. Neden rahattık çocukken?

Neden?

Annem babam vardı. Onlara emanettim. Gelecek endişem yoktu. Sorumluluklarım azdı. Dünya beni ilgilendirmezdi. Gazete okumazdım. Televizyon seyretmezdim. Duygularım ve aklım çatışmazdı. Çocuktum işte.

Çocukken avın neydi?

Oyun. Oynamak için çıkardım her gün. Gülümseme geldi içimden. Oynamak için çıkmak dışarı. Oyun bitti mi?

Oyun akşam biterdi çocukken öyle değil mi?

Evet. Ertesi gün yeniden başlardı.

Hep aynı oyunları oynamaz mıydınız?

Aynı oyunlar evet. Yenisini öğreninceye kadar.

Hep mutlumu biterdi oyunların? Kızgınlık, kıskançlık, kavga olmaz mıydı?

Olurdu tabi. Ama akşam biterdi. Bazen evde de konuşurduk. Hatta zihnimde gece de oynamaya devam ettiğim olurdu. Ama hiç uykusuzluğa yol açmazdı. Yarın nasılsa yine oynardık. Av diyorduk?

Büyüklerin oynadığı da oyun olsaydı? Ya da öyleyse? Hatta tam da öyle. Yada yaşam tam olarak bir oyunsa? Bu oyunun akşamı da ölümse?

Oynayarak ölüme gitmek. İronik bir cümle oldu. Eğer hala çocuk olduğuma ikna olsam ve arkamda bir anne baba var olsa oyun oynar gibi yaşardım. Endişe taşımadan uyur sabah da yine oynamak için keyifle uyanırdım.

Oyun oynarken bir yandan da avlanabiliriz aslında. Belki çocukluktaki oyundan tek farkı bu. Bugünkü oyunların. Olgunluk katmak oyuna ve dönerken akşam eve avlanıp heybeyi doldurup gelmek.

İyi oyuncular iyi avlarla gelirler eve. Ellerindekilere göre değer kazanırlar. Neyin peşinde koştuklarıyla ayrılırlar diğerlerinden. Doğan kuşu da, kedi de kendi oyunlarını oynar. Avladıkları farklı sadece. Ve kimin için avlandıkları. Doğan kuşu padişah için avlanır. Kediyse kendi karnı için.

Sabah avlanmak için çık ve Doğan gibi avlan.

Sanırım kedi de Doğan da içimizde saklı. Ruh Doğan olsa gerek.

Allah’a çağıran, Salih amel işleyen ve ben Müslümanlardanım diyenden daha güzel sözlü kim olabilir? (Fussilet.33.)

Dr Faik Özdengül

http://faikozdengul.wordpress.co/
m/
http://askintherapy.wordpress.com/

YÜRÜDÜ!


“Yürüdü….

Yüzü güneş yanığı..Dudakları çatlak..Saçları iki belik..

Yerdeki su birikintisini uğuldatarak yürüdü..

yürüdü..

Ve göz kenarlarında derin dünya kırışıklıkları,ve gözleri gök mavi.. yürüdü..

Sonra durdu..

Omzunun üzerinden bize baktı..Üçümüze..Düne bugüne yarına baktı..

Elini kaldırdı,avuçlarının içini göğe çevirdi..Parmak uçlarından küçük bahçesine ektiği ‘’yeni dünya’’ çiçekleri döküldü..

Gülümsedi..Gülümserken bir şebnem tanesi süzüldü yanağından..Yağmur başladı..

Gitti..Gitti ve başladığı yere eklendi..

Ninemdi..

Eksildik..Bir eksik daha vardı hanede..ama yine de eksiğe rağmen oynanması gerekti  bu dünya aleminin oyunu…

‘’Neden hep eksiliyoruz da çoğalmıyoruz?’’ diye sordum..En küçüğüydüm ya üçlünün..

Ortanca;zeytin yeşili gözleriyle sustu.. O hep susardı zaten.. Yüreğinde biriktirirdi sözleri …Sessiz çığlıklar atardı yalnızca kendinin duyabileceği..

Büyük olan?  Bulut gözlerini gözlerime dikti ..Hıçkırığını içine itti..Hangi soru sorulduğunda  cevap vermemişti ki sahi..Yaşı bizden az biraz büyüktü ama ne de olsa büyüğümüzdü..

‘’Çoğalmaya çalıştıkça hep eksilir bir şeyler..Zahirini doldurmaz biriktirdiklerin..Özleminin gerçekte neye olduğunu anladığında,biriktirdiklerinin zerre olduğunu bilirsin..’’dedi..

Sevindim..Eksik değilim..Varlığını hissettim Çoğaldım..”

Can dedim: nasıl dayandın yürüyüp gidenlerin ardından?

Duha Suresi..dedi.

Rahmân ve Rahîm (olan) Allah’ın adıyla.
1. Andolsun kuşluk vaktine
2. Ve sükûna erdiğinde geceye ki,
3. Rabbin seni bırakmadı ve sana darılmadı.
4. Gerçekten senin için ahiret dünyadan daha hayırlıdır.
5. Pek yakında Rabbin sana verecek de hoşnut olacaksın.
6. O, seni yetim bulup barındırmadı mı?
7. Şaşırmış bulup da yol göstermedi mi?
8. Seni fakir bulup zengin etmedi mi?
9. Öyleyse yetimi sakın ezme.
10. El açıp isteyeni de sakın azarlama.
11. Ve Rabbinin nimetini minnet ve şükranla an.

Yürüyüp gidenlerin ardından hissettiklerini bizimle paylaşan Can’a sonsuz teşekkürler…

Dr Faik Özdengül