KONUŞMAK

Konuşmaya korkarım,

Düşünüp hissettiklerim

İğneyle tutuşturulmuş

Kumaş gibi

Bir kalıba sığdırılan

Konuşursam yırtılacak

Parça parça dökülecek

Hepsi

İçim görünecek ve

Utandıracak beni

 

Giysilerim dar

Sıkıyor

Kollarımı açsam

Geriye doğru

Dikişler atıyor

Oysa vitrindeki gibi

Hareketsiz kalınca

Mmm diyor

Beğeniyor

İçeri giriyorlar

İstedikleri gibi

Nasıl hisseder manken

kimsenin umurunda değil

İlgilenmiyorlar

 

Canımın yandığını kime

Nasıl anlatırım

Her harf tırnak

Kendimi kanatırım

Konuşmak düşmek gibi

Fark etmez asfalt

Ya da kaldırım

 

Konuşmak için

Ağzımı açınca

İlk cümleden sonra

Hücum ediyor hepsi

Onlar düz ben

Ters yolda

Kör müsün diyorlar

Görmüyor musun

Habire

Çarpıyor

Düşüp duruyorsun

Hareket etme

Ağzını açma

Devinme

Öfkelenme

İncitme

Duygularından bahsetme

En kolayı

En iyisi

Sus işte

 

Susmak sanki

Kokan kirli

Kötü iç çamaşırları

İçinde saklamak

Böyle olunca

En doğrusu

Uzakta durmak

Mümkün mü

Yakınlaşmak

Kötü kokarak

Anlıyorsun bir süre

Sonra zaten

Konuşursan

Herkes burnunu

Tutacak

 

 

Ağız dükkan gibi

Kapalı olunca

Anlaşılmaz ki

İçinde ne var

Gideri nedir

Ne satarlar

Kepenkleri kaldırılıp

Açılmalı

Açmak yetmez

Müşteri de olmalı

Ben anlamadım

Bunca yıldır

İyi mi kötü mü

Dükkanımın malları

Çünkü hep kapalı

 

Konuşmak istiyorum

Anlaşılmak

Temiz iç çamaşırlarım

Olsun

Ya da çıplak

Ya da her neyse

Ne görünecekse

Bundan utanmamak

 

Birisi beni

İnandırabilir mi?

Düşünce de

Konuşunca da

İçim görününce de

Sevileceğime

Yerde ya da yukarda

Kabul göreceğime

 

Sanmam

O yüzden

Kağıtla kalemle

Arkadaşlığım

Okumuş yazmışlığım

Satırların arkasına

Bilgece

Ama aslında korkumdan

Saklanmışlığım

 

Umudum yok mu?

Var

Tabi var

İnsanım sonuçta

Aklım da var

Sağım solum duvar

Tamam da

Bu duvarların arasından

Meydana çıkan bir yol

İllaki var

 

Madem körüm

Bir kılavuz tutarım ben de

Ardına düşer

Ağır aksak yürürüm

Konuşmam yürürken

Onu dinlerim

Giderken

Meydanda diyeceklerimi

Şarkılarımı türkülerimi

İyice bellerim

 

Güller varmış meydanda

Duydum

Bülbülleri cezbeden

Nameler duymak için onlardan

Sabırla bekleyen

Niyazımdır

Bir an önce çekip gidiyim

Gülsüz bülbülsüz

Gülistansız

Kargaların istila ettiği bu yerden

Faik Özdengül

Reklamlar

GÖKKUŞAĞI

 

Gökkuşağı

Çocuklar içindi

Öyle zannederdi

Küçükken

Yağmuru görünce beklerdi

Dinsin de

Renklensin diye hülyası

 

Ağlamak ta

Yağmura benzerdi

Gökyüzünden öğrendi

O da küçükken

Ağlayınca beklerdi

Çünkü

Dinince renklenecekti

Dünyası

 

Tanrının

Renkli kalemleri vardı

Islanan yeri boyardı

Eğer yeterince ıslanırsa

Çocuk da

Renk renk boyanacaktı

Buydu

Çocukluk rüyası

 

Gökkuşağını görünce

Hemen koşardı

Başı yukarda

Heyecanlı

Minicik ellerinde

Fırça varmış gibi

Hızlı hızlı

Sallardı

 

Tanrıya

Yardım ederse

Boyama işinde

Gayret ederse

Olabildiğince

Daha çok sevilirdi

Böyle

İnandı

Çocuk işte

Sevilmeye ihtiyacı

Vardı

 

Bir gün

Bir yağmur sonrası

Koşuşturdu yine

El salladı

Başını yukarı kaldırdı

Ne yaptıysa olmadı

Yoktu bulamadı

Çocuk yardımseverdi

Düşündü olur ya

Belki kalemi kalmadı

Evden bir koşu

Renkli kalemlerini getirdi

Yukarı doğru fırlattı

 

Yoksa yoksa

O da diğerleri gibi

Vazmı geçti

Başka çocukları

Ondan daha mı çok sevdi

Soramadı

Utandı

Bir kabahat mi işledi

İşte aynı şey dedi

Küstü

İçine kapandı

 

Mırıldandı

Başka gökleri de boya tabi

Onların da hakkı

Ama yine de

İçimde çok içerde

Tam şurada bir yer

Sızladı

 

Artık gelmem bir daha

Zannımca

Gelemem kusuruma bakma

Çocuğum

Dayanamam yokluğa

Hayal kırıklılarına

Hem ben de boyamam artık

Yırtıp atıyorum işte

Bak kaleme kağıda

 

Çocuk işte

Yapacak bir şey yoktu

Kabullendi

Döndü geriye

Yürüdü biraz

Elleri ceplerinde

Gözleri doldu

Ağlamaklı

Son bir şey dedi

Son bir şey

Biliyor musun sevgili Tanrı

Kaderine razı çocuklar

Gökkuşağınla

Avunurlardı…

 

Faik Özdengül

ÇAV BELLA

 

Ülkemiz işgal altında

Dağlara çıkalım

Toplanıp vuruşalım

Savaşalım

Ülkeyi geri alalım

Özgürleşelim

Diyor devrimciler

Haklılar

 

Düşman dolu

Taş sokaklar

Korku kokulu

Emniyetsiz

Kurşun sesinden

Duyulmuyor çocuklar

Bülbüller

Saksağanlar

Görülmüyor pustan

Laleler soğanlar

Güneş ısıtmıyor

Nemli ve soğuk sığınaklar

Ne yesek tadı yok

Sanki birazdan ısıracaklar

 

Hey devrimci

Ne zaman oldu bu işgal

Ne zaman geldi esaret

Kim ördü kafesini

Hangi zamanda

Kim sıktı nefesini

Özgürlük şarkıları derleyecek

Güle nağmeler düzecek sesini

 

Hey devrimci

Ruh ülkemi işgal ettiler

Benim de

Zayıf bir anımda

Görünmez silahlarla

Ateş ettiler

Ardı ardına

Sonra da güldüler

Kahkahalarla

Çocuktum

Onaramadım burçlarımı

Birine koşsam diğeri

Bir türlü ödeyemedim

Ateş edenlere

Borçlarımı

 

Benim esaretim yaralarım

Hiç durmadan kanayan

Seninki de öyle aslında

Devrimci

Yara bere her yanın

Kabuk bağlamayan

Hala taze yangınların

Evde ateş içinde

Karın çocukların

 

Aynıyız işte

Ben de sen de unuttuk evdekileri

Ben içimdekini

Sen evindekini

Daha kolay geldi

Daha şaşalı göründü

Daha çok sevdik

Öbür mahalledeki devrimleri

 

Biliyor musun devrimci

Nasıl ateş ediyorlar bana

Nasıl işgal ediyorlar ruh ülkemi

Nasıl örüyorlar kafeslerini

Etrafıma?

Suçlamalarla

Karalamalarla

Bakışlarla

Kaçışlarla

Gülüşlerle

Alaylarla

Tehditlerle

Görüyor  musun?

Esir oldukça sevileceksin

Diyorlar

Ne kadar merhametsizce

 

Aynıyız devrimci

Özgürlük dağda

Önce dağa çekilmekle

Yalnızlaşmakla

Tefekkürle

Başbaşa kalmakla

Başla

 

Emin ol devrimci

Dışarıda bir dünya yok

İşgal içerde

İşgal bedende

Ruh ülkeni tutamıyorlar kafeste

Çekebilirsek bedeni

Sen de ben de

Açarsak kaleyi

Çekilirsek kenara

Çaresizler

İşgalciler

 

Başkalarını öldürerek

Savaş kazanmak mı?

İntihar ederek hesap sormak mı?

Bomba atarak

Bildiri okuyarak

Yürüyerek

Koşarak

Mümkün değil be devrimci

 

Gel bi gel

Hele dinle

Kulak ver

Özgür kuşlar varmış Hindistan’da

Dünyanın başka uçlarında

Köşelerinde kıyılarında

Haber göndermişler

Dışarıda değilmiş savaş

içerdeymiş

Devrim öldürerek değil

Ölerekmiş

Öldürmek esaret

Asıl ölmek

Özgürleşmekmiş

                                                                         Faik Özdengül

GÖLGE KAHRAMAN

 

 

Masanın altında

Gözlerini kırpmış

Elleri kulağında

Çömelmiş korkuyla

Sırtını dönmüş

Olana

Ve olacak olanlara

 

Çocuk kalmış ruhu

Masanın altında

Öfkesi kursağında

Kalıbı ise dışarıda

Öğrenmiş ikiye ayırmayı

Kendini

Çocuğu hızlıca

Masanın altına

Göndermeyi

Dayanıp beklemeyi

Saldırgan

Masaya yönelmesin diye

Göze alamadığından

Ufaklığı

İncitmeyi

 

Öğrendiği yöntem bu

Çocukluk zamanından kalan

Başka çare yok mu

Gölge kahraman?

Var duydum okudum da

savaşmaktan

Öğrenip talim etmeye

Yetmedi zaman

 

Gel kahraman

Kendi başına olmaz bu

Kalıbını sok

Masanın altına

Ört üstünü çocuğun

Önce bir ısınsın

İnansın sana

Birlikte yalnız kalın biraz

Ağlayın

Ayrı geçen zamanlarınıza

Sonra da

Evin dışına

Güvenli bir zamanda

 

Birlikte nefes alın

Herkesten uzak

Sadece ikiniz azıcık

Baş başa kalın

Hikayelerinizi anlatın;

Kalıbın ve ruhun

Tek başına

Güvensiz

korkuyla

Geçirdiği  anları

Diğeri olmadan.

 

Her biriniz dinleyin

Sadece dinleyin

Diğeri anlatırken

Yargılamadan,

Suçlamadan.

 

Korkuyorsunuz

biliyorum

Endişelenmeyin geçecek

Söylüyorum,

Gökkubbe

Daha güvenlidir

Masanın yerine.

Yalnızlık tercih edilir

Aşağılıkların sevgisine

                                                          Faik Özdengül

ÇIĞLIK

Koskocaman

Çığlıklar atmak istiyorum

Çığ gibi

Kayalara çarpa çarpa yürüyen

İçi ateş topu

Yuvarlandıkça büyüyen

Bir yandan da korkuyorum

Altında kalmasın kimse

Altında kalmayım ben de diye

 

Ağzımdan kocaman

Ateşler çıkarmak istiyorum

Dokunduğu her şeyi yaksın

Bir yandan da korkuyorum

Kimse yanmasın

Ben de yanmayım diye

 

Kocaman

Kılıçlarla dalmak istiyorum

Meydana

Değdiği her şeyi kırsın

Bir yandan da korkuyorum

istiyorum ki kimse ölmesin

Ben de ölmeyim

 

Aslında yaşamak istiyorum

Herkesle birlikte

Serinlik istiyorum ateşime

Ey ateş İbrahim’e serin ol

Dediği gibi

Desin artık istiyorum

Herkesle birlikte

 

Ateşim buza dönsün

Kendi güneşiyle ısıtınca

Toprağı yeşerten su olsun

Kara dönsün

Çığ yerine

Merhametli rüzgarıyla

Tepelerden bereket olup insin

 

Kılıcım kalem olsun

Gözyaşım mürekkep

İlhamını göndersin

Merhametli eliyle

Dokunsun elime

Hece olsun kelime cümle

Ateş suya dönsün

Himmetiyle

 

Emrini biliyorum

Öfkeni tut

Tuttum

Ve bağışla

Bağışladım

Bir de iyilik yap

Ardından

Tamam

 

Vaadini de biliyorum

Böyle yaparsam

Sükunet vereceksin

Kalbime

Şimdi sıra sende

 

Bilmeden yaptıklarımı

Böyle bildirme bana

Gaffarsın Settarsın

Bilerek olanları ise

Ne olur lütfen

Unuttur  artık hatırlatma

 

Aczimi bildim

Boynumu büktüm

Kusurumu gördüm

Kimseyle değil işim

İçimdeymiş düşman

Kulunum işte

Kapında bekliyorum

Perişan ve pişman

                                                Faik Özdengül

iNAN BANA!

Beyimiz caka yapacak

Alkışlanacak

Başa oynayacak

Ama en başa değil

 

Renkli

Farklı olacak

Fark edilecek

Önemsenecek

Eleştirilmeyecek

 

Eeeee?

Bütün bunlar olsun diye

Yaşayacak

 

Peki olurken tamam

İyi de

Olmazsa?

Olmazsa ne olacak?

 

Küsecek

İçe kapanacak

Kızacak

Suçlayacak

Öfkelenecek

 

Yahu şunun şurası

Kaç günlük ömür

Hadi çocuktun bilemedin

Başka çaren yoktu

Köleydin

Sevilmek için memnun edilmeliydi

Efendin

 

Büyüdün aslanım ya

Eline bak

Ayağına bak

Saçın sakalın

Aklın

 

Oğlum bana bak

Bitmez bu efendiler

Sen köle oldukça

Eşeksin işte

Kabul et

Semerin eksik olmaz

Sırtına yük aldıkça

 

En çok ben severim seni derler

Başkası bakamaz sana

Biz olmazsak

Kuşlar kurtlar yerler

Mahvolursun

Perişan olursun

Sürünürsün

 

Gülüm ya

Onları memnun edersen

Severler

 

İçine bak

Kaç parçasın

Kaç odalısın

Sevilmeye sevdalandın

Açsın

Dipsiz bir kuyu gibi ruhun

Dolduramazsın

 

Dışını süsledikçe

İçini kararttın

Şimdi kurşunun bitti

Ellerini kaldırdın

Ölümden de korkuyorsun

Çünkü hiç yaşamadın

Minik bir çığlık?

O da yok

Heyhat

Sesinden sığınak yaptın

 

Dur

Sakın vazgeçme

Umut var demek için yazdıklarım

 

Önce bir aba çek sırtına

Bir yalnızlaş hele

Biraz da gözyaşı

Bekle

Bekle sabırla

Sonra biri gelecek

Korkma düş ardına

 

Biliyor musun?

Ne zaman derlerdi

Eskiler

Senden öncekiler

Ne zaman

Vaat edilenler

Gülümserdi onlara

Vaat edenler

Avuçları yukarıda

Ne bir gün eksik ne bir gün fazla

Tamda takdir edildiği anda

 

Evlat inan bana

Söz sana

Şimdi karanlık

Gece

Eğer yarın güneş doğmazsa

Bırak beni

Dön git

Kendi yoluna

                                                                                        Faik Özdengül

KUYRUKSUZ UÇURTMA

 

 

Ağlasam geçecek

Biliyorum

Biliyorum da

Nasıl

Onu bilmiyorum

 

Nasıl ağlanır?

Ağlatacak hissin peşine

Gözyaşı nasıl takılır ?

Kuyruksuz uçurtma dedikleri  olmalı bu

His var gözyaşı yok

Çarpık çurpuk uçuşumdan belli

Karnı aç gözü tok

 

Kuyruğu dik tut demişler ya

Esneyememiş

Esintiye bırakmak yerine kendini

Rüzgara direnmiş

 

Kuru bir toprak gibi ruhum

Islanmamış

Utanmış

Utandırılmış

Gözyaşı ile gönlü arasına

Şemsiyeler sıkıştırılmış

 

Kim sever kuru ekmeği

Tirit olsun diye ıslatırlar önce

Kim eker kuru toprağı

Yağmurla yıkanmadan güzelce

 

Rüzgarını gönder

İçimdeki örtüyü kaldır

Ruhumun suyunu

Bulutuna ulaştır

Gözyaşı ihsan et bana

Yumuşat kalbimi

Gönlüme cömertçe serp

Merhametinle

Bilmediğim bilgini

Faik Özdengül