Sevmek Ve Aldanmak

image

İlk sahnede çocuk uyanıyor.
Elleriyle gözlerini oğusturan sevimli bir çocuk kahramanımız.
Sıcak bir cuma, masallardaki gibi.
Uyandığınızda herkesin işine gücüne gidip te evin yeniden sesle dolmak için akşamı beklediği günlerdekine benzer.
Benim masalimdaki çocuk tedirgin kitaplara bakılırsa güvensiz bağlanan cinsten
Uyandiysa evde illaki anası vardır çocuğun eğer komşuya veya pazara gitmediyse
Avlusu olan bir ev bizimkisi,  kırmızıya çalan toprak renginde bahçe duvarları var, İran filmlerinde gordugumuz evlere benziyor
Ne yapacağını bilmiyor çocuk otursun mu beklesin mi gidip karnını mi doyuracak oynamaya sokaga mi cikacak ? Tedirgin.
Anasını görseydi yüzüne bakar kendine bir şekil verirdi. Veya anası ona bir plan yapar tedirginliği de ortadan kalkardı.
İç avludaki duvarın üstüne oturup ayağını aşağı doğru sarkıttı ve ikisini birden sallamaya başladı. Ayağını öne doğru itiyor sonra da topuğunu gerisingeri duvara vuruyordu. Bu sonradan onda mühürlenip alışkanlık haline gelecekti. Ne zaman sıkılsa ve kendini ifade edecek cesareti bulamazsa ayaklarından en azından biri sallanmaya başlayacak ve uzaklaş buradan mesajı verecekti tabi anlayana.
Avludaki duvarda ayağı sallanırken çocuğumuzun  gözleri  küçülmeye kaşlari da catilmaya başladı. Öfke alametiydi.
Öfke bizim çocuğumuzun kendini korumak için kendini güvenli bölge ilan etme şekli. Yüzü değişmeye ve gözler küçülmeye başladı mı onun radyosunda da ihtilal marşları çalmaya başlardı…
-Dikkat dikkat yüce çocuk yönetime geçici olarak el koyuyoruz…
-Senin senden başka dostun yok. ..
-Tırnağın varsa başını kaşı…
-Sen iyiysen herkes iyi. ..
-Sen var mısın yok musun kimin umurunda
Marşlar güvenlik sağlanıp tedirginlik ortadan kalkincaya kadar devam eder.
Derken anahtar sesi gelir önce arkasından büyük kapı gicirdayarak açılır nerden geldiği bilinmeyen keyifli bir kadın girer içeri. Filmin en berbat sahnelerinden biridir. İhmal edilmiş öfkeli bir çocuk ve başkalarıyla keyif çatıp hiç bir şey olmamış gibi eve dönen empati yoksunu bir anne. Kimbilir nereden geliyor ve kimlerle ne karıştırıyor? Bizim çocuğumuz hâlâ kızgın lakin bir tarafı da yapacak bir şeyi olmadığını biliyor. Bunu biraz daha devam ettirip sonra yine kendini onun kucagina çaresizce bırakacak bu belli. Fakat bunu bilmekle beraber avlu duvarı zamanlarında bir şey yapıyor. Dışarıda ne yaptığı kiminle düşüp kalktığı bilinmeyen bir kadından intikam alacak bir yer de inşa etmeye başlıyor içeride. Günü gelince bu anesi gibi yapan bütün kadınlara gelsin denilen bir şarkıya dönüşecek. Bütün olan bitenlerin intikamı alınacak.
Bizim çocuk avludaki duvarda değil şimdi.
Bir tabağa kırılmış iki yumurtaya ekmek bandırıyor küçük poposunu koyduğu minderin üstünden tabağa eğilirken görüyoruz onu bu sahnede.
Sessiz. Kızgın bir yüz maskesi yapmiş anlaşılmak için. Korkuyor onu da söyleyelim de. Annesi mesajı alacak mı yoksa böyle davrandigi icin ona kızarsa?  ya da kızgın yüze rağmen yine mi umursamayacak? En son ki en ölümcül.
Karnı doyduysa kapının önüne çıkabilir. Alelacele ağzını yıka komutu veriliyor. Çocuğumuzun yüzüne bile bakmıyor kadın. Kendi kendine bir şarkı mirildaniyor.
Öfkesini ve kızgın yüz maskesini cebine koyup sokağa çıkıyor çocuk. Akşam eve gelirken belki yine takınır.
Çocuk şunu merak ediyor..
-Annem beni seviyor mu?
-O aslında kimi seviyor?
-Nasil birisi olsaydım sevilirdim?
-Ben gerçekten de sevilir miyim?
-O nu sevmeli miyim?
-Sevilmek için ille de onu memnun mu etmeliyim?
-Neden beni görmüyor ve anlamıyor?
-Buna değmez miyim?
Şimdi sokakta oynuyor. Unutmuş görünüyor olan biteni. Bakalım akşam neler olur?
Cuma ahir ve akibet hayrolsun inşallah.

KONYA’DA RAHMET AKŞAMLARI

Allah’a hamdolsun yine bir rahmet ayına sağlıkla sıhhatle ulaştırdı.

Kıymetini bilmek, kadrini eda etmek nasip olsun.

Oruçlar, sahurlar,iftarlar bereketli olsun. Tez zamanda İslam aleminin üstündeki kara gölgeler hayırlı rüzgarlarla kaybolsun ve yerini güneşli günlere bıraksın. Niyazımız budur.

Ramazan’ın bereket ayı olması boşuna değil. TRT Diyanet kanalı şehrimizde her akşam Hz Pir’in gül bahçesinde, türbesi ve dergahında Konya’da rahmet akşamları ismiyle bir proğram yayınlıyor. Lutfetmişler, bizleri de davet ettiler, her akşam Mesnevi’den seçtiğimiz hikmetlerle biz de yayına iştirak ediyoruz. Her akşam 23 ve 24 saatleri arasındaki yayına sizleri de bekleriz.

Biliyorsunuz bu yıl Konya İslam Dünyası Turizm Başkenti ünvanıyla maruf oldu. Program da bu çerçevede icra ediliyor zaten.

Mekanın şerefi orada yurt tutanlardadır diye bir darbı mesel vardır bilirsiniz. Şerefül mekan bilmekin. Ne kadar övünsek ve iftihar etsek azdır. Hz Mevlanalar, Sadreddin Koneviler, Şemsi Tebriziler şehrimizi mekan eylemiş şeref vermişler. Daha nice ismini bilmediğimiz ulemalar, meşayıh hepsi Seçuklu Payitahtı Konyamız’a yerleşmiş ve şehrimizi aydınlatmış, ilim ve irfanlarıyla şenlendirmişler.

Konya’nın bu ünvanı Kudüs’ten devralması ve seneye de Medine’ye devredecek olması da ayrıca manidardır.

Dışarıdan üstümüze giydiğimiz bu kutlu elbisenin içini doldurmak da bizim vazifemiz.

Bizden öncekilerden devraldığımız emaneti bizden sonrakilere alnımızın akıyla devredecek olmanın sorumluluğunu idrak etmeliyiz.

Her şeyden önce şahsi hayatlarımızı Kur’an’a ve Peygamber sav in sünnetine uygun yaşamak zaten boynumuzun borcu. Ondan sonra da tarihi şahsiyetimizi yeniden hatırlayıp, üstümüzden tozları kirleri silkip yeniden ve büyük bir gayretle atalarımızdan bize intikal eden emaneti bizden sonrakilere aktarmak için olanca gücümüzle gayret etmeliyiz.

Allah yolumuzu açsın. Bize Ahlak-ı Hamide nasip etsin. Tevazusu olan zenginlikler bahşetsin.

Ahir ve akıbet hayrolsun.

 

 

 

MASAL ÇOCUKLARI

tumblr_lqxuzwRuGi1qkaoroo1_500_large

 

Bir masalı dinlerken uyuyakalmış çocuklar gibiyiz.

Rüya görürüz. Masalın içinde masal. Uyandığımız kuşkulu.

Uyanıklık dediğimiz de uyku.

Gördüğümüz rüyalar o kadar gerçek ki, yorgunluğumuz, gamlarımız o kadar sahici ki, dinlenmek için yine başka bir rüyaya koşarız.

Sayıklamalarımızı duyup, iniltilerimiz geçsin diye, bize merhametinden dürtüp uyandırmaya kalkanlara da çok kızarız.

Gördüklerimiz gerçeğin ta kendisidir çünkü.

Rüyanın da bir senaristi olmalı o zaman öyle değil mi?

Doğduğumuz gün içine düştüğümüz masalı gerçek sanıp üstüne yazdığımız rüyalarla yorulup durduğumuzu kabul edebilir miyiz? Daha doğrusu, kesinlikle öyle, başka türlü olması mümkün değil, bunun sana ispat edeceğim, baştan sona bir yanılgı içindesin dediğimiz şeylerin bir rüya olabileceğini en azından düşünmeye cesaretimiz var mı?

Duyduğumuz ilk masal neyse hayatımızın geri kalanı da o minval üzeredir desek çok mu abartmış oluruz?

Bir an için rüyanızda beni gördünüz ve size ikimiz de rüyadayız dediğimi düşünün.

Ardından söylediğimi ciddiye aldığınızı varsayalım. Gülüp geçmediğinizi, Allah versin, başka kapıya demediğinizi.

Uyanmayı göze alır mıydınız?

Duyduğunuz ilk masalı ve üstüne kurguladığınız hayatı yeni baştan konuşalım desem ve birlikte uyanmayı önersem işe yarar mıydı?

Bu alemden başkaları da var desem?

Rüyanda kafan kesilse de uyanınca onu yerinde bulacaksın, rüyanda hastalıklarla boğuşsan bile uyanınca sapasağlam olduğunu görüp çok şükür diyeceksin, aslında çok zengin olduğun halde rüyanda kendini fakir görebileceğini veya tam tersi olabileceğini söylesem?

Bir uyurgezerler alemindeyiz. Birbirimize çarpıp durmamız o yüzden. Kavga gürültü o yüzden eksik değil. Bizden önce uyanmış olanların söylediklerini yabana atmasak derim.

Geceleyin zindandakilerin zindandan haberleri yoktur, sultana mensup davetliler, geceleyin devletten haberdar değildirler.

Ne gam var, ne kâr ve ne zarar düşüncesi.Ne bu filân kadının hayali, ne o filân erkeğin kuruntusu!

Ârifin hali , uyanıkken de budur, Allah”onlar uykudadırlar” dedi, bunu inkâr etme.

Onlar, gece gündüz dünya ahvalinden uykudadırlar;Rabb’in elinde evirip çevirdiği kalem gibidirler.

Yazı esnasında eli görmeyen kimse, kalemin hareketini, kalemden sanır.

Allah, ârifin bu halinden halka pek az bir miktarını gösterdi; halkı ise hisse mensup uyku kapladı

(gaflete dalıp ârifi anlamadılar).Mesnevi.I.390-95.

Sizi dürten sıkıntıları hoş karşılayın. Uyku mahmurluğu ile incitmeyin. Ya gelmeseydi? Ya dürtmeseydi? Hala masal ile avunan çocuklar olarak kalmaz mıydık?

Maşuğa çocuğun aşkı kafi midir?