AŞKI BAŞKA BİR AŞKLA UNUTURSUN

 

ben_goossens_07

 

Hepimiz karanlıkta bir hayale tutunmuş yaşıyoruz.

Halimiz gözü kapalı denize dalmış eline ne geçerse toplayan dalgıçlara benziyor.

Gece karanlığında kıblesini arayan insanlarız.

Hepimiz karanlıkta diğerine hayret ediyor. Nasıl olur da onun peşinden gider? Nasıl olur da böyle düşünür? Nasıl oluyor da böyle davranıyor diyerek birbirimizi kınayıp durmadayız.

Davranışlarımız, hayallerimiz ve mizacımızın oluşturduğu öznel haritalarımızdan kaynaklanıyor. İçsel renklerimiz ve haritalarımız farklı olduğu için diğerlerine hayret edip durmadayız.

Sorsan her birimiz Musa’nın ateşini aramadayız. Baksan bölük bölük olmuş bir mumun etrafında dönen pervaneler gibiyiz.

Sabah olunca gün aydınlanınca mahşer belirince her şey ortaya çıkacak.

Doğru yönde miyiz?

Evet diyorsanız bundan nasıl bu kadar eminiz?

Kendimizden bu kadar eminsek duvara tosladığımız zamanlardaki şikayetlenmelerimiz neden peki?

O zaman bir soru?

-Hayaliniz aşkınız kime ve neye? Neyi umarak yaşıyoruz? Neyi elde etmenin peşindeyiz? Kıblemiz ne veya kim?

Peşinde olduklarımız kim olduğumuzu gösteren ip uçlarıdır.

Dünya türlü nimetlerle dolu olsa da fare ve yılan yine de toprak yer. Ağaç kurdu içinde bulunduğu ağacı yer. Pislik böceği pislik yerken bir yandan da dünyada daha tatlı bir nimet yok der.

Ne yiyorsun ey insan? Neyin peşindesin?

Meleklerin ve Peygamberlerin gıdalarına baktın mı? Ne yer ne içerler, neyin peşindeler?

Yapmak zor mu geliyor? Neden mizacını değiştirmeyi düşünmezsin? Hep fare ve yılan mı kalacaksın? Toprak yiyecek, öldürecek, yaralayacak ve yerlerde mi sürüneceksin?

Bak gün aydınlanınca karanlıkta durduğun kıble ortaya çıkacak, mahcup olmayasın.

Mizacı değiştirmenin yolu ve önceliği gıdalarını değiştirmekten geçer. Nerelerden ve neden beslendiğini gözden geçir derim.

Hiç olmazsa bir niyetlen. Dua et. Aşkı başka bir aşkla unutursun.

Sonra bakarsın yakin bir imana ulaşırsın.

Bilsen ki iman gözü de doyurur zaten.

Melekler gibi Allah’ı tesbih ve takdisi kendine gıda ittihaz et ki onlar gibi ezadan kurtulmuş olasın.

Mesnevi.V. 16494.Tahir-ül Mevlevi Şerhi.

 

 

 

YAKINLIK BAYRAMI

 

hqdefault

 

Yakınlaşmak.

Kurbiyet kesbetmek.

Birisine daha da yakın olmak için vesile aramak…

Kurban bayramı,  yakınlaşma bayramıdır işte.

Hiç düşündünüz mü?

Neden birisine daha da yakınlaşmak istersiniz?

Ona ulaşmak ve yakınlarından olmak istedikleriniz için neleri feda etmeye hazırsınız?

Her halde en yüce mertebe en kıymetli şeyden vaz geçilerek elde edilir.

İnsanın en aziz varlığı canı değil midir?

Canından vaz geçip bize selamet bahşeden şehitler ne yücedir ve ne kadar yakındır Yaratıcı’ya.

Vazgeçebilmekle büyümek doğru orantılıdır.  Mekan, yer, mal, eşya, yiyecek. Kim daha çok verebiliyorsa o daha büyüktür, daha olgundur, daha yücedir.

Nitekim vermek ve vazgeçmek zordur.

Nefs almayı ve biriktirmeyi hedefler. Korkaktır. İlkeldir.

Mesnevide ilkel insan, bol suları ile akıp giden ırmağa arkasını dönmüş, elindeki bir testi suya canı pahasına sarılan, onu kaybetmemek için düşünceden ipliğe dönen bir metaforla tanıtılır.

Yaratıcının hazinesinden habersiz elindeki gidecek diye ödü kopan bir zavallıdır nefs.

Zavallı insan Irmaktan haberdar olsa bir testi suya ram olur mu?

Yaratıcı’nın hazineleri yanında ırmak nedir ki?

Ey insan karar ver. Nefsin ve aklın zannettiğin vehmine mi inanacaksın yoksa O ne kadar sevgili, ne kadar cömert, ne merhametli, ne aşık olunası Elçi’nin söylediklerine mi?

Nefsin ömrü var. Bak yakınlaşma bayramında nefisler kurban ediliyor. Hayvan olan nefsi yakınlık için feda ediyoruz.

Hey insan hey, kurban olmamış, nefsini sonsuza dek taşımış bir yaratık gördün mü?

Bak İbrahim’e as. O nasıl bir sadakat ve teslimiyet sembolüdür ki canından olma canı, emre tercih etti.

Hadi anlayalım artık. Vaz geçmeden ve vermeden yakınlaşamayız.

Madem Padişahımız’ın emridir. Madem yakınlık vesilesidir. O zaman buyrun vermeye ve yücelmeye.

Aklı ver aşkı satın al.

Nefsini de aklını da Hz İbrahim’in de, Hz Mustafa’nın da Rabbi olan Allah’ın emrine kurban et.

Muhakkak Biz, sana Kevseri’i verdik.
Sen de Rabbin için namaz kıl ve kurban kes!
Doğrusu sana kin besleyendir soyu kesik olan! Kevser Suresi.

Bayramınız Mübarek Olsun….

ÇOCUKCA BİR ŞİİR

665

 

 

Peki gerçekte nasıldı bu hikaye?

 

Günlerden bir gündü…

Doğdu bir çocuk,  bir çocuğun eline,

Hani büyükler, hani gerçek anne?

Hani merhamet?

Peki,  Tanrı nerde?

 

Orada,  tabi ki orada,

Dur hemen sinirlenme,

Olmasa ne çocuk olurdu, ne  anne,

Ne yazgı ne de hikaye…

 

Elinden geleni yaptı anne,

Süt, bez,

Çocuğun gazı olunca nane,

Anneanne, babaanne,

iş güç telaşe.

Elinden geleni yaptı anne…,

 

Çocuk aç, ama her şeye aç,

İlgi, şefkat, salıncak, süt,

Gülecen bir yüz,

Sanki mevsim güz,

Yok, değildi hiç biri umduğu gibi,

Hayali de  kırıldı kendi de…

 

Çocuk mahrum ama her şeyden,

İğneden iplikten,

Yalnız bol öfke, bir de gördükleri,

Zaman, hayal, beklenti,

Ayrı gitti hep yiyip içtikleri…

 

Çocuk erkenden yazmaya başladı,

 Sevmesini istediği ama vakti olmayan bir anne,

Hmmm dedi ve, istedi,

Tekrar, tekrar istedi, ağladı,

Kimse gelmedi,

Peki neredeydi?

 

Tekrar düşündü çocuk,

Vakti olsa gelirdi,

Demek ki zalimlerin elinde,

O zaman tek dayanağı benim,

Kurtarmalıyım onu,

Hele bir güçleneyim de…

 

Sonra şaşırdı çocuk,

Peki hem benim madem  tek seveni,

Neden başkasının yanında,

Ben açmışken kollarımı

Neden onun kucağında,

 

Bir bit yeniği var bu işte,

Aldatıldım,

Aptalca inandım ve  kandırıldım,

Lanet olsun hepinize,

Lanet olsun hepinize…

 

Mecburdu fakat  sevgiye,

O yüzden gömdü öfkesini içine,

Öfkesini gömünce,

 Kendi de kaçtı derine,

 

Aklına geldi bir gün aramak kendini,

Önce dağlar denizler bulutlar ülkeler

Sonra mevsimler, derken,

Zaman yitti gün bitti

Neden sonra bir iz buldu,

Boğazı ağrıdığında zorla çıkardığı

Öfkeyle karışık bir balgam içinde…

 

Tekrar tekrar tükürdü,

Bakamadı önce,

Sonra

Burada mıydın diye bağırdı içine,

Boşuna mı gittim Çin’e Maçin’e?

 

İçerdeki hala çocuk,

Hala korkak, hala öfkeli,

Çıkar mı dışarı, görünür mü?

İnansın, çıksın ve kendine yaklaşsın,

Mümkün mü?

 

Şimdi intikam zamanı dedi içerden,

Ben çok bekledim, biraz da siz bekleyin

Yaşamak nasılmış görün ben yokken,

Ve lütfen bahsetmeyin bana imandan dinden…

 

Dedi ki sonra,

İnat falan filan da,

İşin doğrusu ben de sıkılıyorum burada,

Çıkmak isterim istemesine de

Keşke, keşke becerebilsek ikimiz de,

Bir ilacı varmış duydum da hatta…

 

Çocuk beni dinle,

İkimiz de ağlarken yaklaştıracak bizi,

Nereye kadar ayrı gayrı?

Korkma hepimizin canı yandı,

 

 

 

Hadi ağlayalım ve bağışlayalım çare yok,

Ver elini çocuk,

Vermediğin el çok uzak,

Bir elimizle bizi tutarken

Diğeri kalem eli olsun ve şöyle yazsın:

“Bağışlayın ki yağmur yağsın,

Yağmurdadır kavuşmak …”