KENDİNİ SEVMEK

kendini

Kendini sevmek?

Kendinle arayı iyi tutmak?

Ne demek ki bu laflar, hepimizin diline pelesenk olmuş.

Kendimi sevecek olan yine kendim değil mi? Neresi nereyi sevecek? Kendim neresi, kendimi sevecek olan yerim neresi?

Kaç kişi var içimde, kaç parçadan müteşekkilim?

Sevilecek yer, sevecek yer, ilgilenecek yer, ilgilenilecek yer…

Bir başkası sevince işimiz mi kolaylaşıyor? Kendi yapacağımız şeyi başkasına mı yüklemiş oluyoruz? O yüzden mi bizi sevecek insanlar arayışına giriyoruz? Tembellikten mi?

Neden kadim kültürlerde, kadim ilkelerde çok rastlanmaz kendini sev, kendini önemse laflarına?

Tanır mıyız ki kendimizi? Tanışık mıyız? Tanış değilsek eğer nereden bileceğiz neye ihtiyacımız var?

Tanımaya, tanışmaya vaktimiz olmuş mu? Kendimiz hazretleriyle.

Doğarken garanti belgemiz, kullanma kılavuzumuz nerede, beraberimizde de bir yerlerde kaybolup atılıyor mu?

Bizi doğar doğmaz kucağına alanlar nasıl bu kadar eminler ne olduğumuzdan, o nasıl bir bakış ki doğar doğmaz yüzümüze atılan, bize kim olduğumuzu ne olduğumuzu gösteren, bir daha değişmiyor? Nasıl bir ıslak  imza ki bir öylece kalıyor? Zaten o bakışlar bize ne olduğumuzu, kim olduğumuzu söylemiyor mu? Ne diye bir daha zahmet edip arayıp soruyum kendimi?

Doğar doğmaz, bir isim veriyorlar, bir etnik guruba aitsin diyorlar, falana emanetsin, sana ne olduğunu kim olduğunu onlar öğretecek deyip kayboluyor herkes.

Ya memnun kalmazsak?

Çocuk hayatta kalmak, tutunmak için bir yere, yiyeceğe, başkasına muhtaç, bütün bunlar neyin pahasına verilecek ona? Eğer bedelsiz verildiyse ne mutlu . Yok bizi mutlu edersen dendiyse işte o zaman yandı keten helvası gibi.

O çocuk kendisini tanımak,  ilgilenmek, sevmek şöyle dursun bütün dikkatiyle varlığını bana borçlusun diyen yüze muhtaç  olmayacak mı, bütün işi gücü onu mutlu etmek ?

Mesnevide hemen 19. beytte şöyle seslenir Hz Pir:

Ey oğul bağlarını çöz ve özgür ol…

Sanırım birilerine , kendini sev, kendinle ilgilen filan demeden önce özgür ol demek gerekiyor.

Özgür insanlardır onlar,  kendisiyle de başkasıyla da arası iyi olanlar.

Eğer öyle değilsek ,  nedir bizi toprağa sımsıkı bağlı tutan zincirler ve bunlardan nasıl özgürleşilir? Bu soruyla başlamalıyız derim.

GİDERKEN

Bir erkeğin bir kadına söyleyebileceği en güzel son sözlerden birini ‘Chelsea Hotel’ adlı şarkısında Leonard Cohen Janis Joplin’e söylemiştir. ‘En çok seni sevdim demek istemiyorum,’ der ona, ‘Ama seni Chelsea Hotel’de iyi hatırlıyorum.’

Bu kadarı bile yeterlidir aslında. “Adam” gibi bir veda için yani.

Oysa genellikle bunu söyleyemeyiz. Bunu düşünsek de başka şeylere takılırız her zaman. Onu demiştir bunu yapmıştır, şöyle canımızı yakmıştır, ayağımıza dolanmış hayatımızı zorlaştırmıştır, bizi yavaşlatmış ya da yaralamıştır. Önce aklımıza bunlar gelir.

Çok az kişi veda etmeyi bilir. Çeşitli vedalar vardır: çoğu hüzünlü, bazıları korkakça, kimi sessiz, kimiyse gürültülü patırtılı ve pervasız. Vedalardan birini seçmek gerekse, ben açıkkalpli olanını tercih ederim. ‘Merhaba’ dermiş gibi doğallıkla söylenen bir ‘Hoşçakal’ iyi gelir insana. Önce incitebilir belki ama sonra alışılır. ‘Şimdi gitmem gerekiyor,’ diye seslendirilmiş bir veda en iyisidir. Yavaş yavaş ve eziyetli bir şekilde biten şeylerden hoşlanmam. Bir yara bandını ağır ağır etten koparmaya çalışmak gibidir bu. Sevmem hiç. Yara küçük bile olsa, aslında çarçabuk kapanacak bile olsa, böylesi çok acı verir çünkü.

Erkekler genellikle veda etmeyi bilmez. Kadınlar da veda sözcüklerinin ne anlama geldiğini anlayamaz bir türlü. Yani erkek sessizce kaçıp gitmek yerine, ‘Şimdi gitmem gerekiyor’ demeyi becerebilmişse bile, kadın illa ki ‘Neden? Ama neden?’ diye soracaktır. Oysa sebeplerin hiç bir önemi yoktur. Önemli olan taraflardan birinin gitmek istemesidir. Erkek bunu bilir ama cesur değildir. Bu soruyla karşılaşmak riskini göze alamadığı için çoğu zaman veda etmeden gider. Kötüdür bu. İki taraf için de.

Halbuki dürüstlük aslında en büyük nezakettir. Zor da olsa, acıtsa da böyledir bu.

Meltem Gürle.

Dürüstlük en büyük nezakettir, cümle çok güzel ve doğru.

Arada ayrılık olmasa belki bu söylenenlerin yapılması daha kolay olacak da, birinden ayrılmak gerçekten ve sadece ondan ayrılmak olmuyor ki,
ayrılık o ana değin iyi kötü güçlü zayıf bağ kurduğun her şeyden yeniden ayrılmaktır ve hatta tutunamadıklarından bile,
iç deniz karışınca gemi batacak korkusuyla çoğumuz can yeleğini takıp atlıyoruz, böyle olması endişesiyle zaten hep kıyılara yakın dolaşıyoruz, uzak denizlerden kim haber veriyor?
Oysa ağzı kapalı testiler batmaz demişti Hz Pir,
İçine zikirle çekilmiş havalar ve bağlanmış ağızlar,
Yine de dürüstlüğü dilerim hepimiz için,
en başta da kendimize dürüst olmayı…
Cuma ahir ve akıbet hayrolsun…