BİRLİK VE BERABERLİK İÇİN ÖNERİLER

 

 

Öyle anlaşılıyor ki, önümüzdeki süreçte içinde yaşadığımız coğrafya daha da kaynayacak.

Bu da demek oluyor ki, ilerleyen zamanda en çok üzerinde düşünmemiz gereken şey birlik ve beraberlik. Safları daha da sıklaştırmanın gereği çok açık. Düşman hem apaçık ortada hem de olabildiğince gizli. Habire yarma hareketi yapıyor ve açıkta kalanları topluyor.

Yaşadığımız günlerde kavga mesajları verenlere dikkat!

Bir yandan fiziki büyüme ve gelişme sürerken diğer yandan nitelik olarak da büyüme sağlanmalıdır.

Eğitimli, analitik düşünme yeteneği artmış, olayları ve durumları aklıyla kritize edebilecek insanların sayısı nasıl artacak ve bunlar ortak bir noktada nasıl uzlaşıp bir araya gelecek? Bunun üzerinde durulmalıdır.

Bizim en büyük gücümüz aslında köklü bir tarihi geçmişe sahip olmaktır. Bu da oku ileri atmak için yayı olabildiğince geriye doğru çekebilme kudretiyle aynıdır. Yay hislerle ve duygularla değil akılla gerilir, nişan alınır ve en büyük gücün adı zikredilerek azimle ve tevekkülle bırakılır. Sonuç Allah’a aittir.

Birlik ve beraberlik isimden sıfata geçmekle ancak elde edilir. Hz Mevlana böyle söyler. Bulunduğumuz ortamlarda ayrıcı değil birleştirici sözcükler kullanmaya başlamalıyız. Eğer bir topluluk Türk, Kürt, Laz, Çerkes, Ermeni, Rum vs gibi isimlerden oluşuyorsa onların ardındaki sıfat insan olmak lazım gelir. İnsan deyin. Vatandaş deyin. Sıfata gidin. Adana, Konya, Sivas, Erzurum, İzmir, İstanbul, Gümüşhanelilerden oluşan bir topluluk varsa karşınızda sıfata gidin Türkiye deyin. Ayrıştıran değil herkesi birleştiren kelimeler bulup kullanın. Her durumda maksat tevhid olsun birleştirmek olsun.

İkinci önerim, dil bilen, insanların dillerini anlayan insanlar yetiştirmek. Tıpkı Hz Süleyman gibi herkesin hatta her mahlukun, tabiatın dilinden anlayan ve herkese anlaşıldığını hissettiren insanları bulup gün yüzüne çıkarmak,  yoksa yetiştirmek. İnsanlar duyguları ve hisleri anlaşılırsa anlaşıldıklarını hissederler. Hisleri, hissi davranışları bilen tanıyan ve bunu kendi üstünde hazmedip, teskin olmuş aklıyla bu duyguları yönetecek kabiliyetteki insanlar, zor zamanlarda toplanma bölgeleri olurlar. Yine bununla ilgili Hz Mevlana’nın aynı dili konuşan değil aynı duyguları paylaşanlar anlaşır sözünü de hatırlatmak isterim.

Üçüncü önerim, , Hz Musa’nın çobanlık ederken sürüden kaçan bir koyunu akşama kadar peşinde koşarak, arayıp bulduktan sonra ona hiç öfkelenmeden hilim ve yumuşaklıkla davranışından dolayı Allah’ın Musa’ya Peygamberlik yaraşır dediğini Mesnevisinde aktardığı gibi Hz Mevlana’nın, bütün karşı duruşlara rağmen öfkesini kontrol eden hilim sahibi, yönettiklerine merhamet eden yöneticiler arayıp bulmak yoksa da yetiştirmek.

Dördüncü önerim, hata bulmak ve insanların ayıplarını ortaya dökmek yerine en hatalı benim demeyi ilk mektepten başlayarak çocuklara ve bilhassa da kendimize öğretmek.

Beşinci önerim, tarihte bizi ne birleştirdiyse bunları arayıp bulacak çalışmalar yapmak ve ortak bir mihenk oluşturulması üzerinde çalışmak.

Düşmanın en büyük silahı kendinizle ilgili şüpheye düşmenizdir.

Gün ayrışma ve eski defterleri açma günü değil, birlik ve tevhid günüdür.

Gayret bizden yardım Allah’tan.

Güzel günler yakındır.

Hadi bismillah!

 

Reklamlar

AŞK KAPISI

 

Şems-i Tebrizi Türbesi Türbedarı Bünyamin’le konuşuyoruz.

Burası Aşk Kapısı diyor. Buraya teslim olanın türbesini dikerler diyor. Parmağıyla Mevlana Türbesinin olduğu yönü göstererek. Teslim olmak ama nasıl diye soruyorum. Anlatıyor, türbede hizmette bulunduğu sürece bizzat yaşadığı ve görüp duyduklarını. Onları onun izni olmadan burada yazamam. Belki hikaye yollu anlatırım arada.

Mevlana Hazretleri de Mesnevisinde benzer bir şey söylüyordu: “Eğer sen Peygamber sav’in ayağının altına başını koyarsan seni krallarının başına taç yaparlar.” Diye.

Yine bir zıtlık. Büyümenin yolu tevazudan geçer. O yüzden namazda eğilir ve başımızı secdeye koruz ki o namaz bizim miracımız olsun.

İnsanlar cemaatleri tartışıyor. Bizim gazetede de yazılıp çizildi. Birisi bir kıvılcım atıyor, pamuk balyaları tutuşuyor. İlk kıvılcımı atanı biliyorsunuz. Biz de oturup buna gazyağı döküyoruz. Sanki ömründe hiç dükkan açmamış, küçük bir bakkal gibi önüne her gelenin tavsiyesini tartışıyoruz. Zavallı biz. Kim olduğumuzu, nereden geldiğimizi unuttuk.

Yahu evinin bodrumuna, tavan arasına baksana sen küçük bir ilçenin bir semtinde ilk defa dükkan açan biri değilsin ki. Sen dünya çapında marketler zinciri idin. Gadre uğradın, kader belini büktü, çok uluslu şirketler saldırdı. İflas ettin. Hafızan gitti. Eski evraklar arşivler kayboldu.

Ağır travmalar böyledir. İnsanı ruhen de küçültür.

Ey insan atlas bir kumaştın gittin kendini bir hırkaya yamadın dediği gibi Hz Mevlana’nın. Önce kim olduğunu bir hatırla ve gidip kendi evinin tavan arasından eski defterleri bul. Lazım olan bütün bilgiler var orada. Nasıl büyüdün, devleştin de sonra ne oldu ki iflas ettin?

Gelelim yeniden cemaat tartışmasına. Biz dünya devi olmadan önce omurgamızı üç esas üzerine kurduk. Kelam, fıkıh ve tasavvuf. Başka bir deyişle tevhid, adalet ve muhabbet. Yine aynısını yapacağız. Bu üçlü sac ayağı bizi yedi iklimde var etti. Bu üçlünün dayandığı yer de yine Peygamber sav in sünnetidir. Aslı da Kurandır. Ehli sünnet cemaatler de bu sac ayağının olmazsa olmazıdır. Hata var diye kurumlar lağvedilir mi? Hata giderilir. Asker darbe yapıyor o zaman ordu lağvedilsin diye mi tartışalım? Adalet ile ilgili hatalar söz konusu ise mahkemeleri mi kapatalım? Ey insan sen kendin başlı başına hatadan ibaretsin, kendini yok etmeyi mi yeğlersin yoksa ıslah etmeyi mi?

Lafı uzatmayalım. Bize bu gündemi dayatanlar bizden değil. Kuran’ı, sünneti, tasavvufu tartışmaya açmak bize vakit kaybettirir ve kendi ayağımıza sıkarız.

Yapacak iş çok. Bir an önce kim olduğumuzu hatırlayıp hızlıca menzilden menzile koşma vakti. Kim olduğumuzu ve ne yapmamız gerektiğini düşmana sormak tam anlamıyla ahmaklıktır. Hata varsa düzeltilir. Kendimizden şüpheye düşmekse ancak şeytana oyuncak olmaktır.