ŞİMDİDEN

 

İlkeli olmak zordur.

Dürüstlük ise aslanın ağzındaki ekmekten daha zor.

İlkeleriniz olursa düşmanlarınız da olur. Düşmanın düşmanlığına dayanmak, kınayanın kınamasına maruz kalmak duruş ister, yürek ister, güç ister. İşin sonunda da kendi başına kalma kaygısı insanı pusuda korkutup durur.

İşi gücü adam avlamak olan, bir beğeniye yüz takla atan, eleştirilmekten, ekşi bir surattan ödü kopan insan nasıl ilkeli olacak? Nasıl kendini gerçekleştirecek?

Söyleyin bu nasıl olacak?

Dürüst ve ilkeli insanlara ihtiyacımız var.

O zaman korkusundan kendi olamayan insanlara bir şey söylemeliyiz.

Şimdi de dostların seninle zıt olurlar, senden yüz çevirip sana düşmanlığa kalkışırlarsa,
hemencecik de ki: İşte, günün aydın oldu. Yarın olacak şey bu günden oluverdi. Mesnevi.5.

Nasıl yani?

İnsanlar senden yüz çevirince, yapayalnız kalınca, herkes uzaklaşınca sevinilir mi?

Diyor ki zaten böyle olacak.

Bir zaman gelecek ki “adam, kardeşinden kaçacak”, oğul babasından ürkecek. O anda her dost, düşman kesilecek. Çünkü onlar, senin putundu, yoluna mani oluyordu. Kıyamette böyle olacaktı ya, bu hal, bana daha önce gelip çattı. Günümü onlarla geçirmeden, ömrümü onlarla bitirmeden ne olduklarını anladım. Mesnevi.5.

Böyle bir gün olacak mı?


 “Kişinin kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçacağı gün kulakları sağır edercesine şiddetli ses geldiği vakit, işte o gün onlardan herkesin kendini meşgul edecek bir işi vardır.” Abese Suresi.

Evet öyle bir gün ki, kimsenin kimseyi görecek hali kalmayacak. Öyle bir günde kime gidelim? Kime feryat edelim? Kimden yardım isteyelim?

Bunu şimdiden düşünmekte fayda var.

Düşünelim ki, o zaman kime gideceksek şimdiden O’na gidelim.

Şimdiden aman Ya Rabbi diyelim. Aman Ya Rabbi düşmanların düşmanlığından sana sığınırız.  Ey cefası vefalıların ahdinden güzel olan dost, vefalıların bal gibi vefaları da sendendir. Bizi nefse ve şeytana zebun etme. Senden dolayı göreceğimiz zulümlerden de sana sığınırız.

Korkma.

O’ndan başkası var gibi görünse de yoktur.

O’na git ve böylece düzenbaz ve riyakar dostlardan kurtul.

Şimdiden onu çağır, ondan başkalarını bırak. Bırak da cihan mülküne varis ol. Mesnevi.5

 

Reklamlar

MÜŞTERİ

 

Kendine gel. Her müşteriye el atma. İki sevgiliyi sevmek kötüdür. Mesnevi.

Tek bir sevgiliniz olsun.

Neden?

İkisini de kaybetmek istememe halinde ikisini de kaybedersiniz. Hiç birine ram olamadan ömür sermayeniz tükenir. Günün sonunda da eli boş ve tek başına kalırsınız.

Böyle olursa sürekli bir değerlendirme hali içindesinizdir,  alternatif arttıkça kafa karışıklığı da artar.

Hz Mevlana bize şöyle bir anekdot naklediyor:

Birisi çiledeyken rüyasında, bir yolda gebe bir köpek gördü. Ansızın Köpeğin karnındaki enciklerin havladığını duydu. Encikler ortada yoktu. Köpek Yavruları ana karnında nasıl havlar diye bir hayli şaştı.
Hiç köpek enciği anasının karnında nasıl havlar? Alemde bunu kim görmüştür? Uykudan uyanıp kendine gelince şaşkınlığı an be an artıyordu. Çilede kimse yoktu ki düğümü çözsün? Bu işi ancak yüce ve ulu Allah halledebilirdi.
Dedi ki: Yarabbi, bu müşkül iş, bu dedikodu nedir? Çilemde şaşırdım seni zikretmeden kaldım.
Kanadımı aç da uçayım, zikir bahçesine ve elmalıklarına gideyim. Hatiften derhal ses geldi: Bu, bil ki bilgisizlerin lafına benzer.
Örtüden, perdeden dışarı çıkmamış, gözü bağlı. Fakat yine de beyhude yere söylenip durur. Mesnevi.

Ey giyinen, kuşanan, konuşan, yazan, gezen, tozan, akıl yürüten, vaaz eden, yemek yapan, su içen, ekmek yiyen insan!

Bütün bunları yaparken müşterin tek olsun.

Kime görünmek ve sevip sevilmek istiyorsun, kim seni beğensin, kimi avlamak istersin? Konuşmalarında ve  davranışlarındaki ana gaye ne?

İyice düşün.

Sevgiliyi çoğaltmak akıllıca görünmüyor.

Hamamda kurnaya düğünde zurnaya aşık olanlar gibi olma. Tek bir maşuğun olsun ve bütün hedefin de onun sevgisini kazanmak.

Eskiler çok kapı hiç kapı, tek kapı hep kapı derlerdi.

Diyelim insanları avlamaya niyetlendin. Elindekileri onlara satıp beğenilerini almak istedin.

Ne güzel konuşuyor, ne akıllı, ne çok çalışıyor, ne güzel yazıyor, ne güzel giyiniyor, ne güzel söylüyor, ne hoş.

Bunları duymak için yola çıktın.

Bu cümleler sendekini satın alanların cümleleri. Tamam hoş,  güzel. Güzel de bu alışverişten kar elde edemezsin. Bugün hoş diyen yarın nahoş dediğinde ne yapacaksın?

İnsanların beğenileri menfaatleri ölçüsüncedir. En önemlisi de işin sonunda para etmez.

Ey insan kendini ucuza satma. Onların sana verecekleri yarım nal parası bile etmezken sen onlara tutup yakut satmaya çalışıyorsun.

En akıllıca alış veriş nedir biliyor musun?

“Ey iman edenler Sizi elîm azaptan kurtaracak bir ticaret için, size yol göstereyim mi? Allah’a ve O’nun Resûl’üne îmân edersiniz ve Allah’ın yolunda canlarınızla ve mallarınızla cihad edersiniz. İşte bu, sizin için hayırdır. Keşke bilseniz.” Saff.10-11

Asıl sevgili ve asıl müşteri Allah’tır.

Kendinde ne varsa O’na sat.

Sana verdiklerini yine O’na geri ver. O’nun sana verdiklerini başkalarına ucuza satma.

Bu alışverişin nasıl yapılacağını bizzat O’nun Elçisinin hayatını okuyarak öğren.

Peki Allah’ın sevgisini kazanmak için öğrenilmesi ve edinilmesi gereken en önemli vasıf nedir diye soruyorsan onu da söyleyeyim:

Müşteriyi, sabredenler bulurlar. Çünkü onlar, her müşteriye koşmazlar. Mesnevi.

 

 

DUDAKLARIN NEDEN SUSUZ

 

 “Andolsun, biz insanoğlunu şerefli kıldık. İsra.70.”

Ey insan! Madem şerefli kılındın ve şeref bahşedildiysen şeref ve itibar üzere yaşa. Şerefine yakışır işlerle meşgul ol. Vaktini şerefli insanların yaptığı gibi değerlendir. Yediğin, içtiğin, gezdiğin yerler, oturup kalktığın insanlar, kendine layık gördüğün işler, ameller buna mütekabil olsun.

Dur hemen itiraz etme.

Eğer şerefliysem bu yaşadıklarım ne, içinde bulunduğum şartlar, bana reva görülenler demeye başlama.

Kader ve imtihan icabı üzerine toz bulaşırsa silkele. Ya da tozunu pasını giderecek bir usta ara.

Defineler de bazen imtihan icabı viranelere gizlenir. Toprağa gömülür, üzeri olmayacak şeylerle kapatılıp gizlenir. Ben değersizim, kıymetsizim derler mi onlar? Nasılsa bir kıymet bilen bulup ortaya çıkaracaktır. Sabır.

Viranelerde kaldım diye endişelenme. Zor günler insanın değerini azaltmaz. Yusuf kuyuda kıymetinden kaybetmedi. Nice define arayıcıları vardır ki viraneleri didik didik eder. Sabırla bekle. Uyanık ol. Kuyuya sarkacak ipe odaklan.

Kışın yaprağını döken ağaç baharda yeniden çiçek açar.

Ola ki yanıldın. Yanlış yerlere sürdün atı. İse pasa günaha bulandın. Tövbe et. Şeref bahşedene sığın.

“Sana kevseri verdik. Kevser.1.” buyurdu.

O zaman hala niye susuzsun?

Yoksa Firavun musun ki kevser, sana Nil gibi kan oluyor, pisleniyor a illetli adam. Mesnevi.5. 1233.

Yaşadığın hayat kan gibi kıpkırmızı kesiliyorsa, içinde kurban edilecek kuşlar var. Tabiatta firavunluk var. Eğilmemiş baş, mutmain olmamış bir nefis var.

Öyleyse tövbe et. Sonra da:

Düşmanlardan vazgeç. Onun testisinde kevser suyu yoktur. Kimi, kevserden benzi kızarmış görürsen onunla düş kalk, onun huyuyla huylan. Çünkü o, Muhammed sav huyuyla huylanmıştır.
Böyle yap da “Allah için sever” lerden sayıl. Çünkü Ahmet’in sav ağacında biten elma ondadır.
Kimi, kevser içmemiş dudağı kuru görürsen onu ölüm ve sıtma gibi düşman say. Baban anan bile olsa o, hakikatte senin kanını içen bir düşmandır.
Bunu,  Halil’den as öğren. O, önce babasından bizar oldu. Mesnevi. 1235-40

Tövbe et, sonra da eşini dostunu Kevserden sulanmışlardan seç.

Allah için sev, düşmanlığın da Allah için olsun.

Bahsettiğimiz yolun anahtarı da  Lailahe illallah dır. Yolu bulduran şifre ve parola budur. Diline dola. Gönlüne doldur. Sonra da tövbe edip yola gir. Allah için sevenlerden yoldaş edin.

Sana şeref bahşedene sığın. Şerefine sahip çık.

Merak et, nefsini, eşyayı, dünyayı.

Virane de olsan kaz kendini.

İbrahim Tenekeci’nin dizeleriyle bitirelim:

“Allah biliyor ya
benim şaşkınlığım sizinkine benzemez
hayrete düşürür beni umursamadığınız şeyler
mesela ırmağa binen balık
güneşi sırtında taşıyan dağ
ve peribacaları, avurtları çökmüş kayalar
ve sarışın semazenler, ayçiçekleri
hayrete düşürür beni.

merakım da sizinkine benzemez
şöyle seslenirim bazen:
yağmurkuşu bana bir şeyler söyle
deli ırmak ne fısıldar denize.”

HAYATIN ANLAMI

 

İmtihanlarla sınanınca, öfkelenip neden diye soruyorsun ya?

Neden bunca eziyet?

Neden bunca sıkıntı, güçlük?

Sonra da iyi günlerini, gezip tozup yiyip içtiğin dere kenarlarını, ovaları, denizleri,  aldığın hazları unutup küçük zorlukları gözünde deve yapıp güya Yaratıcıya sitem ediyorsun ya?

İşte bütün bunlar ne olup bittiğini anlamak için fırsat aslında. Böyle zamanlarda durup, hem kendine hem etrafa bakıp aslında ne oluyor, yaşamak denilen şeyin hikmeti ne  diye sorgulama zamanları.

Ardından hayatın anlamını sorguluyorsun. Anlamaya çalışıyorsun. Bilmek anlamak için yeterli mi?

Başlangıcı belki. Bildikten sonra daha çok bilmek isteyeceksin, senden daha çok bilenleri bulacaksın, sadece bilmekle kalmamış, bihakkın yaşamış ve bilginin kendisi olmuş insanları bulup soracaksın onlara:

Neden?

Bütün bu olup bitenlerin anlamı ne?

İlminle gururlanma da ahdini bütünlemeye bak. Çünkü bilgi kabuğa benzer, ahitse onun içidir. Mesnevi.5.1170.

Yaşamak denilen şey verdiğin sözü tutmaktır. Ahdini yerine getirmekten ibarettir.

İşte sana hayatın anlamı.

Hani bir söz vermiştin hatırlıyor musun?

“Hani Rabbin (ezelde) Âdemoğullarının bellerinden zürriyetlerini almış, onları kendilerine karşı şahit tutarak, “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” demişti. Onlar da, “Evet, şahit olduk (ki Rabbimizsin)” demişlerdi. Böyle yapmamız kıyamet günü, “Biz bundan habersizdik” dememeniz içindir. Araf 172.”

Hatırladın mı?

Hatırlayanlar var. Hatırlamayanlar için de bilgi sağlam kaynaktan.

Fil gibi olunca Hindistan’ı rüyanda görürsün. Fil gibi yüksek ruhların arasına karışınca ve ruhen olgunlaşınca,  anavatana ait bilgilere ulaşmak mümkün.

Yapılacak şey belli. Ahde vefa.

Neden yaşıyoruz?  Verdiğimiz sözü tutmak için.

Soruyor Ben sizin Rabbiniz değil miyim?

Evet Rabbimizsin.

O zaman dürüstlük neyi gerektiriyor?

Vefalı olmayı.

Tersi ne? İsyan.

O da şeytanın huyu. Bir de onun adamlarının.

Vefalı adam gördüğü iyilikleri büyütür, sıkıntıları zorlukları abartmaz. İsyan etmez. Şükreder.

Şeytan gibi hasetçi değilsen dava kapısını bırak da vefa dergahına gel.
Madem ki vefan yok, bari söylenme. Çünkü sözün çoğu, bizlik benlik davasıdır. Mesnevi.5.1173-74

Lafı büyütme, uzatma. Vefalı ol. Hadi olamadın bari söylenme. Sızlanma. Çok laf isyandandır.

Dürüst insanların işi vefa.

“Ey gıda, temkin ve sebat ihsan eden Tanrı, halkı bu sebatsızlıktan kurtar.
Sabit olmak lazım olan iş de bu iki büklüm olmuş nefse yardım et, onu doğrult. Sen onlara sabır ver, sen onların terazilerinin iyilik kefelerini ağırlaştır, sen onları suret düzenlerinin hilesinden kurtar. Mesnevi.5.”

 

Medine Bölgesi’nde Yolculuk Bölüm-3

Ferry nin dünyasında yolculuk…
keşfetmeye değer….

FERYY'NİN DÜNYASI

Medine Bölgesi’nde Yolculuk Bölüm-2 başlıklı yazımda genel olarak Al-Ola Bölgesi’nde yer alan Madein Saleh’ten bahsetmiştim. Al-Ola’dan ayrıldıktan sonra yolumuzu Medine’ye doğru çevirdik. Fakat en son durağımızı Medine olarak belirledik ve arada görülmesi gereken yerlerin bir listesini çıkardık. Listeyi oluşturuken Google navigasyondan kısmen faydalansak da gözümüzü kahverengi tabelalardan hiç ayırmadık. İlk karşımıza çıkan yerle anlatmaya başlayalım o zaman.

Hicaz Demiryolu
Madein Saleh’te Bulunan Ana İstasyon ve Gerçeğini Yansıtan Maket Tren ve Hattı

Hicaz Demiryolu hiç kuşkusuz Sultan Abdülhamid Han’ın en büyük rüyası

Avrupa’da modern anlamdaki ilk demiryolu 15 Eylül 1830 tarihinde Manchester ile Liverpool kentleri arasında yapılmıştır. Batı’da meydana gelen bu gelişmeyi başta Osmanlı padişahları olmak üzere devlet erkânı yakından takip etmiş ve Osmanlı topraklarında demiryolu inşaatlarını arzulamışlardı. Sultan Abdülaziz, tren yolu hattının saray bahçesinden geçmesi söz konusu olduğunda, “memleketime demiryolu yapılsın da isterse sırtımdan geçsin, razıyım” demek suretiyle demiryoluna vermiş olduğu büyük önemi gösteriyordu. 1876 yılında tahta çıkan II. Abdülhamit…

View original post 1.039 kelime daha

KORKMA

 

Züleyha bütün kapıları kapadı. Görünüşte Yusuf as için hiçbir yol kalmadı. Derken kilit ve kapı tekrar açıldı ve yol göründü. Çünkü Yusuf Allah’a dayanmıştı ve her yana dönüp dolaşmadaydı. Mesnevi.5.1105.

Züleyha’yı böyle davranmaya iten nefsiydi. Şeytan da yardım etti. Ona yaptığını güzel gösterdi. Bir Allah erine karşı oyun kurdu.

Bugünlerde en çok duyduğumuz cümleler. Oyun kurmak. Güç dengeleri.

Ülkemiz savaş halinde. Bize karşı kurulan oyunların da yapılanların da farkındayız.

Zayıf olduğumuza inandırmışlar. Teslim olmaktan başka çıkar yol olmadığına. Hatta hiçbir çıkışımızın  kalmadığına.  Bize münasip gördükleriyle yetinmemiz gerektiğine.

Alemde bir yarık görünmediği halde yine de  Yusuf gibi hayran bir halde her yana koşup gelmek gerek. Ki kilit açılsın, kapı görünsün, mekansızlık size yer olsun. Mesnevi.5.1107-8.

              Yusuf önce kuyuya düştü. Çocuktu. Güçsüzdü. Görünüşte kimsesizdi. Yalnızdı. Sonra kuyuya bir ip sarktı. Tutunup çıktı. Ardından başka imtihanlar. Züleyha. Zindan.

İnandı. Güçlüklere sabretti. Bekledi.

İki şey yaptı Yusuf diyor Hz Mevlana. Birincisi, çabalamaktan, çare aramaktan, koşuşturmaktan vaz geçmedi. Umudunu asla yitirmedi ve ikincisi Allah’a dayanıp sığındı. Eninde sonunda açılmaz zannedilen yerlerden kapı açıldı. Işık göründü. Selamete erişti.

İnsan nefsine mağlup olunca şeytanın da zebunu olur. İnsanın iç dünyasıyla dışarısı aynıdır. Semboller dünyasıdır yaşadığımız alem. Nefsinin korkutmalarına kulak veren bu dünyaya sımsıkı yapışan insan, dışarıdaki şeytanın vesveselerine de inanır ve mağlup olur. Yusuf gibi olanlarsa ilkelidir. İnanır. İmtihanların farkındadır. Ona vahyedilene kulak verir.

Yusufların düşmanları içeriden de işbirlikçiler bulur. Şeytanın maksadı İnsanla Allah’ın arasını açmak, İnsanı gözden düşürmektir. Onun bu alemdeki taraftarları da öyle yapar. Allah’a dayanan ve sığınanları gözden düşürmeye çalışarak başlar. Böler. Nifak sokar. Korkutur. Şüphe sokar. Fitne çıkarır.

Konuşuyoruz etrafımızdakilerle. Güçlü görünenlerden  korkuyoruz diyemeyince onlara başkaldıran ve görünüşte daha zayıf olanları suçluyor. Başımızı belaya sokuyorsunuz diyor. Etin ne budun ne ki atıp tutuyorsun diyor. Baş edemeyiz diyor. Somut ve görünenlere bakıp yol yok diyor. Çıkış yok. Başaramazsın. Yapamazsın. Kazanamazsın.

Yol yok diyenlere Hz Mevlana şöyle sesleniyor:

 Sen bir yerden, bir yurttan geldin. Geldiğin yolu biliyor musun, hayır, değil mi?
Mademki bilmiyorsun, yol yok deme. Bu yolsuz yoldan bize gitmek görünür. Mesnevi. 5.1110-11.

 

Madem bilmiyorsun yol yok deme. Kuyunun dibinde Yusuf’un yolu var mıydı? Görünürde yoktu. Züleyha kapıları kilitlediğinde? Zindanda dört duvar arasında?

Yusuf as ne yaptı? Vazgeçmedi ve Allah’a dayandı.

Baykuşlara viraneler hoş görünür. Onların evleri yıkık yerlerdir. Allah’a dayanıp sığınmayanlar için aslı yıkık bir harabe olan bu dünya pek güzeldir. Padişah’ın kolundan uçup haber getiren doğan kuşu asıl saadet yurdundan bahsedince baykuşların suratı asılır. Derler ki doğan kuşuna sen eskilerin masallarını anlatıyorsun. Saçma sapan söylenip duruyorsun.

Ey insan, Korkma. Yusuf gibi Allah’a sığın ve O’na dayan. Ezelde verdiğin sözü ve ahdini unutma. Vefalı ol. Aşk kendisi vefalı olduğu için vefasız adama bakmaz. Sabret. Kuyuya ip sarkar. Deniz ikiye ayrılır yol olur. Ateş serinler.

Korkma.

KIŞ BAHARIN MÜJDECİSİDİR.

 

 

Zor zamanlar faydalıdır.

Hayat zıtların ahengidir der Hz Mevlana. Zorluklar ve sıkıntılar rahatlığın müjdecisidir. Kış geldiğinde bütün zorluklarına rağmen insanlar şunu da bilir ki, kışın ardı bahardır.

Sıkıntılı günler dostlarınızın ve arkadaşlıklarınızın gerçeği ile sahtesini de ayıran zamanlardır. Devletler için de böyledir. Evet ama ile başlayan sözlerden sonra konuşanlar, olan bitenden sizi sorumlu tutan sizi suçlayan cümleler. Benden sana fayda yok demenin kibarcasıdır.

Ben senden değilim, yanında olmayacağım diyemeyenler seninle arasına mesafe koyar.

Böyle zamanlarda gizli düşmanlar da açığa çıkar. Başlar seni eleştirmeye, zayıf düşürmek için elinden geleni yapar. Düşmanın en bilindik, yüzyıllardır değişmeyen taktiği bölmektir. Kim sizi ayrıştırıyorsa düşmandır. Dost birdir, birleştirir ve bir araya getirmeye bir arada tutmaya çalışır.

Sarı öküz hikayesini bilirsiniz:

Otlakların birinde bir öküz sürüsü yaşarmış. Çevredeki aslan sürüsünün de gözü öküzlerdeymiş.

Ancak, öküzler saldırı anında bir araya geldiği zaman, aslanların yapacak bir şeyi kalmazmış. Bu yüzden küçük hayvanlarla beslenmek zorunda kalan aslanlar, iyi beslenememeye başlayınca bir çare düşünmüşler. Topal aslan yanına bir iki aslanı da alarak, beyaz bayrak çekmiş ve öküz sürüsüne yanaşmış.

Öküzlerin lideri Boz Öküz ve yanındakilere tatlı dille konuşmaya başlamış:

“Saygıdeğer öküz efendiler. Bugün buraya sizden özür dilemeye geldik. Biliyorum bugüne kadar sizlere zarar verdik. Ama inanın ki, bunların hiçbirini isteyerek yapmadık. Bütün suç hep o Sarı Öküz”de. Onun rengi sizinkilerden farklı ve bizim de gözümüzü kamaştırıyor, aklımızı başımızdan alıyor. Biz de barışseverliğimizi unutuyor ve saldırganlaşıyoruz. Sizle bir sorunumuz yok. Verin onu bize, siz kurtulun, yine barış içinde yaşayalım.”

Boz Öküz ve heyeti bu sözler üzerine aralarında tartışmış ve teklifi haklı bularak, Sarı Öküz”ü vermişler aslanlara. Bir tek Benekli Öküz karşı çıkmış ama kimseye derdini anlatamamış.

Bir süre sonra aslanlar yine aynı yöntemle gelip, bu kez Uzun Kuyruk”u istemişler:

“Gördünüz mü ne kadar barış severiz. Sizi de kararınızdan dolayı kutlarız. Ancak, şu sizin Uzun Kuyruk var ya, kuyruğunu salladıkça nereden baksak görünüyor ve aklımızı başımızdan alıyor. Size saldırmamak için kendimizi zor tutuyoruz. Oysa sizler normal kuyruklusunuz. Verin onu bize, bu konuyu kapatıp, barış içinde yaşamaya devam edelim.”

Boz Öküz ve heyeti, Uzun Kuyruk”u teslim etmiş, yine Benekli Öküz karşı çıkmış. Uzun Kuyruk, aslanların pençesi altında can vermiş.

Bu olay sürekli tekrarlanmış, her seferinde farklı bahanelerle. Sonunda öküzler zayıflamış, aslanlar küstahlaşmış. Artık, hiçbir bahane ileri sürmeden, doğrudan müdahale ederek, “Verin bize şunu, yoksa karışmayız” demeye başlamışlar.

Birer birer aslanların pençesinde can verirken, Boz Öküz ve birkaç öküz kalmış geride. İçlerinden biri liderlerine, “Ne oldu bize, nerede kaybettik biz bu savaşı? Oysa, vaktiyle ne kadar güçlüydük” diye sormuş.

Boz Öküz, Benekli Öküz”ün sözlerini hatırlayarak, gözleri nemli “Biz” demiş, “Sarı Öküz”ü verdiğimiz gün kaybettik bu savaşı..”

Ne olursa olsun bir arada kalmak zorundayız.

Hz Pir dedi ki:

Biz birleştirmek için geldik ayırmak için değil.

Ayıran ve bölenlere dikkat.