EY DARALMIŞ ADAM

 

Allah rahmet etsin, (Ferîdüddîn-i Attâr) şöyle hikâye etmiş; gazi padişah Sultan Mahmud’u anarak inciler delmiştir.

Hint savaşında o ulu ve temiz kişi, bir köle elde etti. Onu oğul edinip halife yaptı, tahta oturttu. Ona ordu verdi. Hâsılı o çocuk, güzelim tahtın üstünde o büyük padişahın yanı başında otururdu. Dâimâ yanar yakılır, ağlar dururdu. Padişah dedi ki: “Ey bahtı kutlu. Neden ağlıyorsun? Talihin mi bozuldu? Padişahlardan üstünsün, padişahlar padişahıyla düşüp kalkmadasın. Sen şu tahtın üstünde oturuyorsun. Vezirlerle askerler, tahtının önünde ay ve yıldızlar gibi saf saf duruyorlar.”Çocuk dedi ki: “Şundan ağlıyorum; anam memleketimizde, beni dâimâ seninle korkutur, ‘Seni Arslan Mahmud’un elinde göreyim’ derdi. Babam, anamın (sözlerinden) sıkılır, “Bu ne kızgınlık, bu ne kötü dilek! Bundan başka bir beddua bulamıyor musun da böyle kötü ve öldürücü bedduada bulunuyorsun. Ne merhametsiz, ne taş yürekli anasın! Onu âdeta yüzlerce kılıçla kesip öldürmedesin!” diye kızar, (kendisiyle) kavga ederdi. Ben ikisinin bu konuşmalarına şaşardım; gönlüme bir korkudur, bir derttir düşerdi. Mahmut acaba ne cehennem adam ki derdim, helâke, felâketlere örnek olmada…Senin korkundan titrer dururdum; keremlerinden, ağırlamalarından tamamıyla gâfildim. Anam şimdi gelsin de beni taht üstünde görsün ey cihan padişahı!”

İşte yoksulluk da ey daralmış adam, o Mahmud’a benzer, tıpkısıdır. Tabiatın, seni yoksullukla korkutur durur. Fakat bu yüce ve adalet sahibi Mahmud’un merhametini bilsen sonu hayır olsun, mahmud (övülmüş) olsun dersin. Ey gönlü korkup duran, yoksulluk sana göre Mahmut’tur. Seni yoldan çıkaran tabiatını pek dinlemez. Yoksulluğu adamakıllı avlasan, o çocuk gibi kıyamete dek ağlarsın. Beden, insanı besleme hususunda anaya benzer ama, sana yüz düşmandan daha düşmandır. Bedenin hasta oldu mu sana ilâç aratır; kuvvetlendi mi seni şeytanlaştırır, bir put haline sokar. Şu sitemlerle dopdolu olan bedeni bir zırh bil; ne kışa yarar, ne yaza.

Ayın gece sabretmesi, onu apaydın bir hale kor. Gülün dikene sabrı, onu güzel kokulu bir hale getirir. Arslanın pislik ve kan içinde kalıp sabretmesi, onun deve yavrularıyla doymasını (sağlar).Peygamberin münkirlere sabretmesi, onları Allah hası yapmış, sâhib-kırân etmiştir. Kimde bir düzgün esvap görürsen bil ki onu sabretmek ve uğraşıp kazanmakla elde etmiştir.

Kimi aç, çıplak görürsen, onun bu hali, sabırsızlığına tanıktır. Allah’la düş kalk, onun huylarıyla huylan da emanetlerin zâyi olmaktan da emin olsun, eksilmekten de. Huyları yaratanın huyuyla huylan; peygamberlerin ahlâkını yetiştirip besleyen Allah’ın ahlâkına bürün (Mesnevi VI. 1383-1420).

Korkuları da öğreniriz. Neden korkmamız gerektiği de hep kodlanmıştır. Neden korkulup neden emin olunacağını öğreniriz büyürken. Bir kısmını kendimiz deneyimleriz. Daha büyük bir kısmını da bizi büyütenlerden öğreniriz. Korku bulaşıcıdır.

Asıl çekinilmesi gereken Allah’tır. Büyüklerden bize Allah’ı öğretmeleri en büyük hakkımız. Bize büyürken Allah’ı öğretmeyenlerden alacağımız olsun. Burada da açıklanmaya muhtaç başka bir gerçeklik var. Allah’ı da kendisinin bize öğrettiği gibi öğrenmeliyiz . Kimi büyüklerin Allah’la arası iyi değil. Bizi O’nunla korkutuyor ya da O’nu hayatımızın dışına itiyorlar. Allah’ın kendisini nasıl öğrenmemizle ilgili verdiği bilgiler bir yana, kendi kafalarındaki Allah’ı dayatıyorlar bize. Eğer büyüdüğümüz halde Allah’la aramız iyi değilse hala, oturup yeniden öğrenmeliyiz O’nu, kendi anlatımıyla. Nerede mi anlatıyor? Bize gönderdiği mektubunda. Kur’anda. Elçisi vasıtasıyla. Elçisinin varisleri yoluyla.

O kendisini nasıl bilmemiz gerektiğini bize öğretmiştir. Çünkü insanı o yarattığı gibi, yarattığı insana beyan yeteneğini de o vermiştir (İslamoğlu M., Esma-i Hüsna. 57)

“Allah’ı, daha önce bilmediğiniz ve onun size öğrettiği şekilde anın” (Bakara suresi 239.).

Hikaye yoksulluğu da bu nevi yanlış öğrenilen bir korku diye niteliyor. Yoksulluk korkusunun yersizliği dile getiriliyor. Evet bazı insanlar yoksuldur. Alemde her şey bir sebebe bağlanmıştır. Rızık bazen daraltılır bazen genişletilir. Yoksulluk ve yoksunluk sabırsızlıkla eşleştirilmiştir hikayede aynı zamanda. Yoksulluk korkusuyla el ayak bağlanmaz, sabır ve sebat öğrenilir. Sonra da tevekkül edilir ve sizin hesabınıza belirlenmiş rızık eninde sonunda size ulaşır. Bunda kuşku yoktur.

Hikayeden ulaşılacak bir başka sonuç da size dayatılan korkuları sorgulamanız gerektiğidir. Sizi her neyle korkutuyorlarsa o korkutanın kendi korkusudur. Ya da sizin elinizi kolunuzu bağlama yöntemidir. Özgürlüğünüze atılan bir kementtir.

Şunu da öğreniyoruz. İçimizde Allah’a karşı duran bir yer var. Ayağımızı yere çivileyen, toprağa meyilli. Hikayedeki ana baba, beden diye adlandırılmış. Neyin beden olduğunu da yine öğrenilmesi gereken yerden öğrenmek de bize düşüyor.

“Yeryüzünde yürüyen hiç bir canlı yoktur ki, rızkı Allah’a ait olmasın. Onların durup dinlenecek ve saklanacak yerlerini de O bilir. Hepsi apaçık kitaptadır” (Hud suresi 7.).

İstenilmesi ve arzu edilmesi gereken yegane şey, Allah’ın vasıflarıyla vasıflanmaktır.

“Muhakkak ki Allah; O, rızık verendir, güç, kuvvet sahibidir” ( Zariyat suresi 58.).

Faik Özdengül

#korkmaaskvar

Reklamlar

EY DARALMIŞ ADAM” üzerine bir yorum

  1. geçenlerde bir sohbette dinlemiştim, seytanlaşmış insanlar, diğer insanları yoksulluk ve fakirlikle korkuturmuş

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s